Gönüllerimizi Aydınlatan Gece: Mevlid Kandili


Geçenlerde Viktorya dönemi Londra'sına ait eski bir fotoğrafa denk geldim. İlk bakışta sıradan bir taş salonda oturan kadınlar görüyorsunuz. Ancak detaylara indiğinizde, insanı derinden sarsan bir trajediyle karşı karşıya kalıyorsunuz.
![]() |
| Fotoğraf Facebook |
O kadınlar birer suçlu ya da mahkûm değil; tek suçları yoksul olmak, bir eşlerini kaybetmek ya da iş bulamamak. 19. yüzyıl İngiltere’sinde tutunacak dalınız kalmadığında gönderileceğiniz tek yer vardı: Yoksullar Evleri (Workhouse).
Beni en çok etkileyen detay ise ellerindeki iş oldu. Kadınlar çıplak parmaklarıyla katran kaplı eski gemi halatlarını didiklemek zorundaydı. Kraliyet Donanması'na yeni halat üretmek için yapılan bu işte parmaklar kanar, katran cildi yakardı. Durmaya hakları yoktu; çünkü çalışmamak, o günkü bir kap sulu lapayı da kaybetmek demekti.
Başlarında elinde değnekle bekleyen siyah elbiseli gözetmenler fısıldamayı bile yasaklamıştı. Sabah altıdan akşam sekize kadar tam bir sessizlik hakim. Yanlarındaki 6-7 yaşındaki çocukları gördüğümde içim cız etti. Eğer bir anne buraya düşerse çocukları elinden alınır, farklı koğuşlara konurdu. Bir anne, evladını haftada sadece bir saat görebiliyordu.
Geceleri elli kişinin samanlar üzerinde, ikişer kişi yattığı bu binalar birer sığınak değil, adeta birer cehennemdi. Charles Dickens, 1837’de Oliver Twist’i yazarken tam olarak bu sistemin vicdansızlığını anlatmaya çalışıyordu. Fotoğraf Dickens’ın ölümünden yıllar sonrasına, 1890’lara ait olsa da, bize sunduğu manzara birebir aynı.
Dünyanın yarısını yöneten, "üzerinde güneş batmayan" Britanya İmparatorluğu'nun kalbinde yaşanan bu tablo, tarihin en büyük tezatlarından biridir. İhtişamın arkasında gizlenen bu insani dramı hatırlamak, bugün bile dönemin toplumsal adaletini sorgulamama yetiyor.

Merhaba, selamünaleyküm arkadaşlar! 2026 Dünya Kupası İspanya'nın
Tarihin en büyük futbol şöleni geride kaldı. 11 Haziran 2026'da Kuzey Amerika'da (ABD, Kanada ve Meksika) 48 takımla başlayan bu dev turnuva, 19 Temmuz 2026'da New York MetLife Stadyumu'nda oynanan muhteşem bir finalle taçlandı


Ardahan, tarihi boyu böylesine vizyoner bir organizasyona ev sahipliği yapmadı. Yıllardır süregelen büyük bir eksikliği gideren, ezberleri bozan ve hepimizin göğsünü kabartan Ardahan Bisiklet Festivali, şehrimizin tanıtımında adeta bir dönüm noktası oldu.
Bu etkinlik, sıradan bir yerel buluşmanın çok ötesindeydi. Her detayı titizlikle düşünülmüş, kusursuz ve uluslararası arenada ses getiren muazzam bir organizasyona şahitlik ettik.
Ardahan’ın adını sporla ve estetikle dünyaya duyuran bu büyük etkinlik, sadece ülkemiz sınırlarında kalmadı. Türkiye’nin dört bir yanından gelen sporseverlerin yanı sıra Azerbaycan ve İran başta olmak üzere pek çok farklı ülkeden yüzlerce katılımcı bu organizasyon için şehrimize akın etti.
Şehrimize bu küresel vizyonu kazandıran, bu başarılı organizasyona öncülük eden başta Ardahan Valisi Sayın Mehmet Fatih Çiçekli olmak üzere, emeği geçen tüm ekibi yürekten tebrik ediyorum. Ardahan’ın marka değerini yükselten bu tarz vizyoner projelerin her zaman en büyük destekçisi olacağız.
Valiliğimizin ortaya koyduğu bu ufuk açıcı başarıyı ne yazık ki yerel yönetimlerimizde ve sivil toplum kuruluşlarımızda (STK) göremiyoruz. Buradan açık bir çağrıda bulunmak istiyorum: Ardahan belediyeleri ve dernekleri bu başarıyı acilen örnek almalıdır!
Artık şu gerçeği yüksek sesle kabul etmenin vakti geldi: Festival demek sadece konser vermek demek değildir!
"Tam 50 yıldır belediyelerimiz ve derneklerimiz sadece sanatçı getirip konser düzenliyor ve bunu bizlere büyük bir festival gibi sunuyor. Birkaç saatlik sahne performansıyla ne kültür aktarımı olur ne de şehir tanıtımı!"
Gerçek bir festival; spordur, sanattır, uluslararası etkileşimdir ve şehrin öz değerlerini tüm dünyaya tanıtabilmektir. Özellikle gurbetteki ve sıladaki Ardahan derneklerine bu noktada çok büyük görevler düşüyor:
Kendinizi tekrarlamaktan vazgeçin: Her yıl aynı şablon etkinlikleri yapmayı bırakın.
Nitelikli projelere odaklanın: Memlekete kalıcı, ekonomik ve sosyal fayda sağlayacak organizasyonlar geliştirin.
Çeşitliliği artırın: Gençleri, sporu ve sanatı merkeze alan modern etkinlikler planlayın.
Valiliğimiz tarafından başlatılan bu yeni nesil etkinlik anlayışının, 50 yıllık durağanlığı ve vizyonsuzluğu kırmak adına bir milat olmasını temenni ediyorum. Serhat şehrimiz Ardahan, her şeyin en güzelini hak ediyor. Şehrimiz sadece geçici eğlencelerle değil; bisiklet gibi, spor gibi ve uluslararası vizyon içeren büyük projelerle anılmalıdır.
Sağlıcakla kalın...
Mehmet Ali ARSLAN

Müfettiş öfkeyle sordu:
— "Binlerce insanın canına kastettiğinin farkında mısın? Neden söküyorsun o vidaları?"
Köylü mahcupça boynunu büktü:
— "Sadece bir vida beyim... Oltama ağırlık yapması için kurşun lazım, para yok. Ben kimseye zarar vermem ki! Hem tüm köy böyle yapar; bir vidayı sökeriz, birini bırakırız. Büyüklerimizden duyduk; yük dağılırmış, tren devrilmezmiş."
Müfettiş dehşetle bağırdı:
— "Delilik bu! Muhtar görmüyor mu bunu?"
Köylü güldü:
— "Görmez olur mu beyim? Karakolun ve kendi evinin kapı kilitlerini bile bu vidalardan yaptırdı. Bedava sonuçta..."
Müfettiş ne yapacağını şaşırarak son bir koz oynadı:
— "Peki ya maaşınızı, imkanlarınızı artırsak? Vazgeçer misiniz bu hırsızlıktan?"
Köylü başını salladı:
— "Mesele para değil beyim, mesele alışkanlık... Adaleti, ahlakı ve sorumluluğu çocukken öğretmezseniz; büyüdüğümüzde cebimiz para görse de biz o vidaları sökmeye devam ederiz."
Müfettiş, bu köklü cehaletten dehşete düşerek raporunu yazmak üzere başkente giden trene bindi. Camdan dışarıyı izlerken kendi kendine mırıldandı:
"Bu sefalet, bu aymazlık bir gün çok büyük bir felakete yol açacak..."
Tam o sırada, rayların kenarında elinde iki tane vida tutan küçük bir çocuk gördü. Çocuk, masumca gülümseyerek hızla geçen trene el sallıyordu.
Müfettiş durumu anladığı an dehşetle çığlık attı:
— "Treni durdurun!"
Ama çok geçti. Kulakları sağır eden o metal çatırtısı ovayı kapladı.
O küçük çocuk ne fizik biliyordu ne de büyüklerin uydurduğu "bir söküp bir bırakma" kuralını. O sadece büyüklerinden gördüğünü taklit etmişti; ama bu kez yan yana iki vidayı birden sökmüştü. Raylar ayrıldı, tren devrildi.
Cehaletin ektiği tohum, kurumsal yozlaşmanın suladığı toprakta dev bir felaket olarak biçilmişti.
Peki, asıl suçlu kim?
Cehaleti normalleştiren toplum mu? Çıkarı ahlakın önüne koyan düzen mi? Bir şey olmaz, herkes yapıyor kültürü mü? Yoksa gücü yettiği halde yanlışa sessiz kalan yetkililer mi? Kötülük, bilip de yapmamak değil; ne yaptığını bilmeyecek kadar körleşmektir.
Anton Çehov'un bir öyküsünden esinlenmeyle...
Toplumda TikTok’a karşı ciddi bir ön yargı olduğu aşikâr. Bizde güzel bir söz vardır: "Adın çıkacağına canın çıksın." TikTok da maalesef genel kamuoyunda böyle bir imaja sahip. Platform uzun videolara izin verse de kullanıcıların büyük çoğunluğu kısa, hızlı tüketilebilir içeriklere yöneliyor. Bu durum, platformun derinlikten uzak olduğu eleştirilerini beraberinde getiriyor. Bir gazeteci ve sosyal medya yöneticisi olarak, zaman zaman okuyucularımızdan ve takipçilerimizden "Neden TikTokçuları veya TikTok içeriklerini sayfalarınızda paylaşıyorsunuz?" diye eleştiriler alıyorum. Bu soru, aslında geleneksel habercilik refleksleri ile yeni nesil dijital içerik üretimi arasındaki köprüyü anlamak açısından oldukça önemlidir.
Bir içeriğin TikTok'ta üretilmiş olması, onun değerini düşürmez. Bir gazeteci olarak benim için aslolan mecranın adı değil, içeriğin kendisidir. Haber değeri taşıyan, toplumu ilgilendiren veya insanların ilgisini çekebilecek her videoyu, görseli ve bilgiyi hiç kaçırmadan değerlendirmek bir gazetecilik görevidir. Bunun dışında dost, arkadaş ve çevre ilişkileri de dijital dünyada dinamiktir; insanların "bunu mutlaka paylaş" diyerek gönderdiği içerikleri kıramayıp paylaştığımız da oluyor. TikTok her ne kadar her zaman eğitici bilgiler barındırmasa da, eğlenceli içerikler ve samimi sohbet için iyi bir yerdir. Önyargıları bir kenara bırakıp bu platformları toplumsal birer olgu olarak görmek gerekir.
![]() |
| MIRC irc TikTok logo |


Küresel gündemi takip edenler farkındadır; dünya oldukça hareketli ve gergin bir dönemden geçiyor. Özellikle Orta Doğu merkezli İran-Amerika hattındaki gerilim, küresel piyasaları ve uluslararası dengeleri derinden sarsmaya devam ediyor. "Savaş bitti, bitecek, taraflar masaya oturuyor" derken diplomatik kulislerde yürütülen bazı kritik anlaşmalar maalesef boşa çıktı. Çatışmaların ve siyasi belirsizliğin sürmesi, hem insani boyutta büyük bir trajedi yaratıyor hem de küresel enerji hatları ile dünya ekonomisi üzerinde ciddi bir baskı oluşturuyor. Temennimiz bu gerilimin bir an önce diplomasi yoluyla çözülmesi yönünde.
Bir diğer yandan, dünyanın gözü kulağı şu sıralar Kuzey Amerika'da düzenlenen 2026 FIFA Dünya Kupası'nda. Tarihte ilk kez 48 takımın katılımıyla Amerika Birleşik Devletleri, Kanada ve Meksika’nın ortaklığında devasa bir organizasyon gerçekleşiyor. Maalesef A Milli Futbol Takımımız için bu büyük turnuva istediğimiz gibi sonuçlanmadı ve gruptan çıkmayı başaramadık. D Grubu'ndaki son maçımızda, turnuvanın güçlü ev sahiplerinden ABD'yi harika bir mücadeleyle 3-2 mağlup etmeyi başardık ancak turnuvanın ilk ayaklarında aldığımız şanssız mağlubiyetler nedeniyle kupaya veda etmek zorunda kaldık. Bu sonuçla Ay-Yıldızlı ekibimiz turnuvayı 3 puanla kapatırken, ABD mağlubiyete rağmen topladığı 6 puanla D Grubu'nu lider tamamlayarak bir üst tura adını yazdırdı. Yeni formatıyla sürprizlere açık olan bu turnuvada heyecan son sürat devam ediyor; bakalım bu sene dünyanın en büyüğü kim olacak, biz de merakla ve yakından takip ediyoruz.
Dünya siyaseti ve futbol dünyasındaki bu hareketlilik bir yana, kalbimizin attığı yer ise her zamanki gibi bambaşka. Bizim orada, Ardahan ve Kars genelinde festival ve tatil sezonu nihayet başladı. Şimdilerde memleketin tam zamanı, en güzel, en huzurlu dönemi! Her yer göz alabildiğine yemyeşil bir örtüyle kaplandı, doğa adeta yeniden doğdu. Yaylaların o kendine has serinliği ve temiz havası, gökyüzünde yankılanan kuşların cıvıltısı, insana metropollerin tüm yorgunluğunu unutturacak cinsten. Şehir hayatının stresinden kaçıp nefes almak, o eşsiz doğayı hissetmek isteyenler için şu an Serhat bölgesinin yaylalarından daha güzel bir alternatif olamaz.
Gerek dünyadaki kritik siyasi gelişmeleri, gerek Dünya Kupası'ndaki tüm heyecan dolu anları, gerekse memleketimizden en sıcak yerel gelişmeleri gazetelerimizde güncel olarak sizlere aktarmaya devam ediyoruz. Şimdilik herkese sağlıklı, huzurlu ve iyi günler dilerim.

Merhaba arkadaşlar!
Bugün blogumda, sabah saatlerinde haber sitelerimde de sıcağı sıcağına paylaştığım, tüm dünyayı yakından ilgilendiren çok kritik bir gelişmeyi detaylandırmak istiyorum. Günlerdir gözümüz kulağımız küresel ajanslardaydı ve beklenen o büyük açıklama sonunda geldi: ABD ve İran arasındaki savaşı bitirecek anlaşma sağlandı!
ABD Başkanı Donald Trump, Fransa'daki G7 Zirvesi'nde Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile gerçekleştirdiği görüşme sırasında adeta tüm dünyanın yüreğine su serpen o cümleyi kurdu:
"Şunu söylemekten büyük mutluluk duyuyorum; anlaşma tamamen imzalandı."
Trump, bu tarihi mutabakatın detaylarının "çok yakında" kamuoyuyla paylaşılacağını da sözlerine ekledi
Aylardır süren gerilim, askeri operasyonlar ve özellikle Hürmüz Boğazı'ndaki abluka nedeniyle küresel ekonomi de dahil olmak üzere hepimiz diken üstündeydik. Anlaşmanın duyurulmasıyla birlikte ABD'nin bölgedeki deniz ablukasını kaldırdığı ve Hürmüz Boğazı'nın yeniden ticari gemilere açılacağı belirtiliyor. Bu durum başta Ortadoğu halkları olmak üzere tüm dünya için kelimenin tam anlamıyla derin bir nefes oldu.
Hepimizin aklında aynı soru var: Bu sefer gerçekten barış kalıcı olacak mı?
Bildiğiniz gibi geçmişte de benzer girişimler, ateşkes denemeleri ve masaya oturma süreçleri olmuş ancak bir şekilde arkası gelmemişti. Bu kez durum biraz daha ciddi görünüyor çünkü tarafların resmi imzaları bu cuma günü İsviçre'de atacağı konuşuluyor. Ancak bölgedeki diğer aktörlerin ve diplomatik dengelerin bu süreci nasıl etkileyeceğini zaman gösterecek
Ben gelişmeleri yakından takip etmeye ve resmi detaylar netleştikçe Gazete sitelerimizden sizinle paylaşmaya devam edeceğim.
Hepinize huzurlu ve iyi günler dilerim
Peki bizi önümüzdeki günlerde nasıl bir turnuva bekliyor? Gelin hem bu tarihi turnuvanın detaylarına hem de Dünya Kupası'nın köklü geçmişine birlikte göz atalım.
11 Haziran 2026 tarihinde Meksika ve Güney Kore maçlarıyla perdesi açılan bu dev şölen, tam 39 gün sürecek. Futbolun kalbinin attığı turnuva, 19 Temmuz 2026 tarihinde New Jersey'deki MetLife Stadium'da oynanacak büyük final müsabakasıyla sona erecek ve dünyanın en büyüğü belli olacak
2026 Dünya Kupası, sadece üç ortak ülkenin (ABD, Kanada ve Meksika) ev sahipliği yapmasıyla değil, aynı zamanda futbol tarihinin en geniş katılımlı turnuvası olmasıyla da tarihe geçiyor
Takım Sayısı Arttı: Turnuvadaki takım sayısı, yıllardır alıştığımız 32 takımlık düzenden tam 48 takıma çıkarıldı.
Yeni Grup Düzeni: Takımlar, 4'erli tam 12 gruba ayrıldı. Her takım grup aşamasında 3'er maç yapacak
Son 32 Turu Geldi: Gruplarını ilk iki sırada tamamlayan 24 takımın yanı sıra, en iyi 8 üçüncü de bir üst tura adını yazdıracak. Böylece Dünya Kupası tarihine ilk kez "Son 32 Turu" (Round of 32) eklenmiş oldu
Bizim çocukların mücadelesine odaklanmışken, bu kupanın nereden nereye geldiğini hatırlamakta fayda var
İlk Kupa (1930): Dünya Kupası tarihi, 1930 yılında Uruguay'da başladı. Yalnızca 13 ülkenin katıldığı ilk turnuvanın şampiyonu, ev sahibi Uruguay olmuştu
En Çok Kazanan: Brezilya, kazandığı 5 şampiyonlukla hâlâ kupayı müzesine en çok götüren ülke konumunda. Onları 4'er şampiyonlukla İtalya ve Almanya takip ediyor
Bizim Tarihimiz: Türkiye olarak Dünya Kupası tarihine 1954 ve 2002 yıllarında katıldık. Özellikle Kore/Japonya ortaklığında düzenlenen 2002 Dünya Kupası'ndaki Dünya Üçüncülüğümüz, futbol tarihimizin en parlak sayfası olarak hafızalarda tazeliğini koruyor
Avustralya mağlubiyeti bizi üzse de bu yeni 48'li formatta en iyi üçüncülük formülü bile gruptan çıkmamıza yardımcı olabilir. Biz inanıyoruz; turnuva uzun, yolumuz açık olsun

Bu duygu ve düşüncelerle; her gün hakikatin peşinde koşanların, evinde huzur arayanların, bu ülkenin her bir ferdinin Mübarek Kurban Bayramı’nı en içten dileklerimle kutluyorum. Bayramın; hanelerimize bereket, ülkemize ve tüm insanlığa barış, adalet ve esenlik getirmesini temenni ederim.
Bayramınız mübarek olsun


mIRC ve ICQ ile 30 Yıl Önce Dijital Gazetecilik
Merhaba arkadaşlar bu yazımda sizi sosyal medyanın olmadığı 30 yıl öncesine götüreceğim 1995li yıllarda mIRC ve ICQ platformlarında gazeteciliğe ilk adımı atmıştım O dönem dijital haberciliği #Ardahangazetesi #newspaper #gazete #haberler #mehmetaliarslan #Rojname #xeber #karsgazetesi #Kralinternet #mehmetaliabi #imparator ve #İmparatornews gibi kendi kurduğum sohbet kanalları üzerinden yürütüyordum
O yıllarda internet üzerinden habercilik yapmak tamamen metin tabanlı ve oldukça ilkel bir hızda işliyordu Doğrudan resim veya video oynatma desteği yoktu Haber akışı düz yazılar kodlar ve bağlantı linkleriyle sağlanıyordu 56K modemlerin hızı yetersiz olduğu için düşük çözünürlüklü tek bir fotoğrafı veya kısa bir vîdeoyu indirmek dakikalar hatta yarım saat alıyordu Bu yüzden multimedya haberciliği anlık olarak yapılamıyordu
Gazeteciler mIRC üzerinde özel kanallar açar yazılan scriptler ve botlar sayesinde ajans haberlerini metin satırları halinde kanala otomatik aktarırdı Okuyucular da dünyadan bu şekilde haberdar olurdu Büyük kriz ve sansür dönemlerinde internetin ilk küresel iletişim ağı IRC olmuştu ICQ ise daha çok kaynaklarla birebir röportaj yapmak ve tüyo almak için kullanılıyordu mIRC veya ICQ üzerinden haberin sadece başlığı geçilir detaylar için hazırlanan ilkel web sitelerinin linkleri paylaşılırdı
KÜRDÎ
Berî 30 Salan bi mIRC û ICQyê Rojnamegeriya Dîjîtal
Silav hevalno di vê nivîsê de ez ê we bibem 30 sal berê rûpela pêşîn a medyaya civakî Min di sala 1995an de li ser platformên mIRC û ICQyê dest bi rojnamegeriyê kiribû Wê çaxê min nûçegihanî li ser kanalên xwe yên mîna #Ardahangazetesi #newspaper #gazete #haberler #mehmetaliarslan #rojname #xeber #karsgazetesi #Kralinternet #mehmetaliabi #imparator û #İmparatornews dimeşand
Di wan salan de nûçegihaniya înternetê bi tevahî li ser bingeha nivîsê bû û bi lezeke pir seretayî dimeşiya Piştgiriya wêne an vîdyoyan tunebû Herikîna nûçeyan tenê bi nivîsên rût û lînkan pêk dihat Ji ber modema 56K daxistina wêneyekî kêmkalîte hûrekiyan dikişand û vîdyoyên kurt carinan nîv saet wext digirt Ji ber vê yekê nûçegihaniya mûltîmedyayê ya herdemî nedibû
Rojnamegeran li ser mIRCê kanal vedikirin û bi xêra botên taybet nûçeyên dawî wekî rêzên nivîsê bixweber diherikîn kanalê Di serdemên krîz û astengkirina medyayê de IRC bû tora ragihandinê ya herî ewle ICQ jî bêtir ji bo hevpeyvînên taybet û gihîştina çavkaniyan dihat bi kar bînan Li ser mIRC û ICQyê tenê kurteya nûçeyê dihat dayîn û ji bo hûrguliyan lînkên malperên seretayî dihatin parvekirin
ENGLISH
Digital Journalism 30 Years Ago with mIRC and ICQ
Hello friends In this post I am taking you 30 years back to the era before modern social media In 1995 I started my journalism career on mIRC and ICQ platforms Back then I ran my own chat channels such as #Ardahangazetesi #newspaper #gazete #haberler #mehmetaliarslan #karsgazetesi #Kralinternet #mehmetaliabi #imparator #Rojname #xeber and #İmparatornews to broadcast the news
Reporting news in those years was entirely text-based and operated at a very primitive speed There was no direct support for images or videos The news feed relied strictly on plain text and hyperlinks Due to the slow 56K dial-up modems downloading a single low-resolution photo took minutes and short videos could take over half an hour Therefore real-time multimedia journalism was impossible
Journalists opened dedicated channels on mIRC where custom bots automatically streamed breaking news as lines of text In times of major crises and censorship IRC became the worlds first global communication network ICQ was mostly preferred for one-on-one interviewing and gathering insider tips Journalists shared only the headlines on mIRC or ICQ and provided links to their primitive web pages for the full details

Merhaba arkadaşlar! Son zamanlarda adını sıkça duymaya başladığımız ve zihinlerde soru işareti yaratan Hantavirüs hakkında konuşalım istedim. Özellikle salgın hastalıklar konusunda hassas olduğumuz bu dönemde, yeni bir pandeminin kapıda olup olmadığı merak ediliyor.
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), bir gemide tespit edilen vakalar ve sonrasında başlatılan temas takibi süreciyle gündeme gelen hantavirüsün "yeni bir pandeminin başlangıcı olmadığını" açıkladı. Koronavirüs gibi solunum yoluyla insandan insana kolayca yayılmayan bu virüs, esas olarak kemirgenlerin salgı ve atıklarıyla temas sonucu bulaşmaktadır.
Geçmişte Çin’de hayatını kaybeden bir vatandaşın vakası endişe yaratsa da, uzmanlar virüsün yayılma hızının küresel bir krize yol açacak düzeyde olmadığını belirtiyor. Belirtileri arasında şiddetli kas ağrısı, ateş ve akciğer ödemi bulunan hantavirüs, özellikle kırsal alanlarda dikkat edilmesi gereken bir patojen olmaya devam ediyor.
Özetle, panik yapmaya gerek olmasa da tedbirli olmakta fayda var. Özellikle kemirgenlerin bulunabileceği alanlarda hijyen kurallarına dikkat etmeliyiz. Aman yine de dikkatli olalım. Hepinize sağlıklı günler dilerim.
9 Mayıs 2026
Bu akşam RAMS Park’ta futbolun neden dünyanın en sevilen sporu olduğunu bir kez daha anladık. Trendyol Süper Lig’in 33. haftasında şampiyonluğu belirleyen maçta Galatasaray ile Antalyaspor, sezonun belki de en kaliteli futbolunu sergilediler. Her iki takımın da galibiyet için tüm gücünü ortaya koyduğu bu düello, son dakikalarda Galatasaray’ın müthiş geri dönüşüyle 4-2 sona erdi ve sarı-kırmızılılar 26. şampiyonluğunu ilan etti.
Maçın büyük bölümünde Antalyaspor, cesur ve disiplinli oyunuyla şampiyonluk kutlamalarını ertelemeye çok yakındı. Ancak Galatasaray, bir şampiyon karakteri sergileyerek oyunun son bölümünde baskısını artırdı ve peş peşe bulduğu gollerle maçı çevirmeyi başardı. Bu sonuçla puanını 77 yapan Galatasaray, bitime bir hafta kala kupayı müzesine götürmeyi garantiledi. Diğer yandan, sahadaki bu büyük mücadele sürerken Karagümrük ve Kayserispor’un küme düşmesi futbolun ne kadar dramatik bir oyun olduğunu bir kez daha gösterdi.
Kişisel Yorumum: Sahada izlediğimiz şey sadece bir skor tabelası değil, iki takımın da taktiksel savaşıydı. Antalyaspor'un direnci alkışı hak ederken, Galatasaray'ın pes etmeyerek maçı son dakikalarda koparması, neden son 4 yılın şampiyonu olduklarının cevabıydı. Üst üste gelen bu 4. zaferle birlikte 26. şampiyonluğa imza atan tüm camiayı ve sergilenen bu kaliteli futbolu gönülden tebrik ederim.
9 Gulan 2026
Vê êvarê li RAMS Parkê em têgihîştin ku fûtbol çima werzişa herî hezkirî ye. Di hefteya 33'an a Trendyol Süper Ligê de, Galatasaray û Antalyasporê lîstikeke pir bi kalîte nîşan dan. Her du tîman jî ji bo serkeftinê her tiştê xwe danîn holê, lê Galatasarayê bi vegera xwe ya di deqîqeyên dawî de maç 4-2 qezenc kir û bû şampiyonê 26'an.
Di beşek mezin a maçê de, Antalyaspor bi lîstikeke wêrek û bi dîsîplîn nêzîk bû ku pîrozbahiyên şampiyoniyê paş bixe. Lê belê, Galatasarayê di dawiya lîstikê de zexta xwe zêde kir û bi golên li pey hev maç vegerand. Bi vê encamê Galatasarayê beriya hefteyekê kupa garantî kir. Li aliyê din, di heman êvarê de ketina tîmên Karagümrük û Kayserisporê, rûyê fûtbolê yê xemgîn nîşanî me da.
Nêrîna Min a Taybet: Lîstika ku me temaşe kir ne tenê skorek bû, şerekî taktîkî yê her du tîman bû. Berxwedana Antalyasporê şayanî pesnê ye, lê ruhê Galatasarayê yê ku teslîm nabe, nîşan da ku çima ev 4 sal in ew şampiyon in. Ez her du tîman ji bo vê fûtbola bedew û camîaya Galatasarayê ji bo şampiyoniya wan a 26'an pîroz dikim.
May 9, 2026
Tonight at RAMS Park, we saw exactly why football is the most beloved sport in the world. In a match that decided the title in week 33 of the Trendyol Süper Lig, Galatasaray and Antalyaspor delivered perhaps the highest quality football of the season. In a duel where both teams gave their all for the victory, Galatasaray’s incredible late comeback secured a 4-2 win and their 26th league title.
For a large portion of the match, Antalyaspor’s brave and disciplined performance seemed likely to postpone the championship celebrations. However, Galatasaray displayed the character of a true champion, increasing the pressure in the final minutes to turn the game around with consecutive goals. With this victory reaching 77 points, Galatasaray guaranteed the trophy with one week to spare. Meanwhile, the relegation of Karagümrük and Kayserispor served as a poignant reminder of the dramatic nature of this game.
Personal Commentary: What we witnessed on the pitch was not just a scoreline, but a tactical war between two sides. While Antalyaspor deserves a standing ovation for their resilience, Galatasaray’s refusal to give up and their ability to seize the game in the final moments explained why they have been champions for four consecutive years. I wholeheartedly congratulate both teams for the beautiful football and the Galatasaray community for securing their 26th title.
Kütahya witnessed an inspiring graduation story in recent months. Selma Şahin, who graduated from the Graphic Design Program of Kütahya Vocational School of Fine Arts, was highly praised for her passion for learning and her motivating stance. To recognize her exemplary success, the Rector of Kütahya Dumlupınar University, Prof. Dr. Süleyman Kızıltoprak, presented her with a certificate of honor.
Li Kütahyayê di mehên borî de serkeftineke mînak hat jiyîn. Selma Şahin a ku ji Beşa Sêwirana Grafîkê ya Dibistana Bilind a Hunerên Bedew a Kütahyayê mezun bû, bi daxwaza xwe ya fêrbûnê û sekna xwe ya îlhampêş bû mînak. Rektorê Zanîngeha Kütahya Dumlupinarê Prof. Dr. Süleyman Kızıltoprak, ji ber vê serkeftina wê ya mezin, belgeya rûmetê pêşkêşî Selma Şahin kir.
Yeşil-kırmızılı renklerin yıllardır süren mücadelesi, nihayet o beklenen zaferle taçlandı. TFF 1. Lig’in son haftalarında nefeslerin tutulduğu o kritik an geldi çattı ve Amedspor, Iğdır FK ile sahasında oynadığı maçtan 3-3’lük beraberlikle ayrılarak şampiyonluğunu ilan etti. Bu sadece bir puan mücadelesi değil, bir camianın yıllardır kurduğu Süper Lig hayalinin resmiyet kazanmasıydı.
Maçın başından sonuna kadar sahada tam bir gol düellosu vardı. Iğdır FK’nın direnci karşısında geri adım atmayan Amedspor, taraftarının müthiş desteğiyle ihtiyacı olan o puanı söküp aldı. Bitiş düdüğüyle birlikte stadyumda yükselen o uğultu, sadece bir maçın değil, koca bir sezonun yorgunluğunu silip süpürdü.
Kutlamaların merkezi Diyarbakır olsa da, başta benim memleketim Ardahan Kars olmak üzere heyecan tüm dünyayı sardı. İstanbul’dan Berlin’e, Londra’dan Stockholm’e kadar milyonlarca Amedspor taraftarı sokaklara döküldü. Sosyal medya adeta yeşil-kırmızıya boyanırken, kulübün küresel çaptaki popülaritesi bu şampiyonlukla bir kez daha kanıtlanmış oldu. Şehrin sokaklarında ise davul zurnalar eşliğinde halaylar çekildi, meşaleler geceyi aydınlattı.
Bu başarının en değerli yanlarından biri de Türk futbolunun lokomotifleri olan Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş'ın sergilediği duruş oldu. "Üç Büyükler", yayımladıkları tebrik mesajlarıyla Amedspor’un Süper Lig’e yükselişini kutladılar. Bu mesajlar, futbolun sadece bir rekabet değil, aynı zamanda birleştirici bir güç olduğunu bir kez daha hatırlattı.
Artık Amedspor için bambaşka bir sayfa açılıyor. Gelecek sezon Diyarbakır’da Türkiye’nin en büyük yıldızlarını ağırlayacağız. Süper Lig, Amedspor’un gelişiyle çok daha renkli, çok daha tutkulu bir atmosfere ev sahipliği yapacak.
Tebrikler Şampiyon! Süper Lig yolun açık olsun.
Editörün Notu: Bu tarihi başarı, sadece bir sportif zafer değil; sabrın, azmin ve kolektif bir inancın sonucudur. Gelecek sezon Süper Lig’de esecek Diyarbakır rüzgarını izlemek için sabırsızlanıyoruz!
İSTANBUL – Türk sinemasının 1970’li yıllarına damga vuran isimlerden biri olan Bahar Erdeniz, duru güzelliği ve oyunculuk yeteneğiyle hafızalardaki yerini koruyor.
Eski bir manken olan ve podyumlardan beyazperdeye geçiş yapan Erdeniz, özellikle dönemin popüler yapımlarında canlandırdığı karakterlerle "zarafetin simgesi" olarak adlandırıldı. 1974 yılına ait bu özel kare, sanatçının kariyerinin altın çağındaki ikonik sarışın imajını ve asaletini bir kez daha gözler önüne seriyor.
Kısa Bilgiler:
Kariyer Başlangıcı: 1970'lerin başı.
Öne Çıkan Özelliği: Avrupai güzelliği ve fotomodellik geçmişi.
Dönemi: Yeşilçam’ın altın çağı ve aile filmleri dönemi.
Türkiye'de konutlarda kullanılan elektrik ve doğalgaz tarifelerine %25 oranında zam yapıldı. 4 Nisan tarihinden itibaren geçerli olacak zam kararına ilişkin Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) tarafından açıklama yapıldı.
Kurumun internet sitesinde yer alan duyuruda, "Bu artışla beraber 100 kWh elektrik tüketimi olan bir mesken abonesi için ödenecek tutar 323,8 TL olmuştur" ifadelerine yer verildi. EPDK ayrıca, alçak gerilimden elektrik kullanan kamu ve özel abonelere %17,5, orta gerilimden bağlı sanayi abonelerine %5,8 ve tarımsal faaliyetlerde kullanılan elektriğe %24,8 oranında zam yapıldığını bildirdi.

Kayseri’nin Pınarbaşı ilçesinde Mart ayının son günlerinde etkili olan kar yağışı, vatandaşları şaşırttı. Bahar havasının beklenildiği günlerde aniden bastıran kar, ilçe merkezini ve yüksek kesimleri kısa sürede beyaza bürüdü.
The snowfall that took effect in the Pınarbaşı district of Kayseri during the final days of March caught citizens by surprise. In days when spring weather was expected, the sudden snow quickly covered the district center and higher elevations in white.
Li navçeya Pinarbaşiya Qeyseriyê, di rojên dawîn ên meha Adarê de berf bariya û welatî matmayî man. Di dema ku her kes li benda hewaya biharê bû, berfa ku nişka ve hat, navenda navçeyê û cihên bilind di demeke kurt de kirin spî.
Gelişmeler / Highlights / Kurteya Nûçeyê:
TR: Vatandaşlar bahar hazırlığı yaparken kış geri geldi.
EN: Winter returned just as residents were preparing for spring.
KR: Welatî li benda biharê bûn, lê zivistan dîsa vegeriya.
Arşiv taranıyor...
Yükleniyor...
Yükleniyor...
Haberler yükleniyor...