Gönüllerimizi Aydınlatan Gece: Mevlid Kandili


Geçenlerde Viktorya dönemi Londra'sına ait eski bir fotoğrafa denk geldim. İlk bakışta sıradan bir taş salonda oturan kadınlar görüyorsunuz. Ancak detaylara indiğinizde, insanı derinden sarsan bir trajediyle karşı karşıya kalıyorsunuz.
![]() |
| Fotoğraf Facebook |
O kadınlar birer suçlu ya da mahkûm değil; tek suçları yoksul olmak, bir eşlerini kaybetmek ya da iş bulamamak. 19. yüzyıl İngiltere’sinde tutunacak dalınız kalmadığında gönderileceğiniz tek yer vardı: Yoksullar Evleri (Workhouse).
Beni en çok etkileyen detay ise ellerindeki iş oldu. Kadınlar çıplak parmaklarıyla katran kaplı eski gemi halatlarını didiklemek zorundaydı. Kraliyet Donanması'na yeni halat üretmek için yapılan bu işte parmaklar kanar, katran cildi yakardı. Durmaya hakları yoktu; çünkü çalışmamak, o günkü bir kap sulu lapayı da kaybetmek demekti.
Başlarında elinde değnekle bekleyen siyah elbiseli gözetmenler fısıldamayı bile yasaklamıştı. Sabah altıdan akşam sekize kadar tam bir sessizlik hakim. Yanlarındaki 6-7 yaşındaki çocukları gördüğümde içim cız etti. Eğer bir anne buraya düşerse çocukları elinden alınır, farklı koğuşlara konurdu. Bir anne, evladını haftada sadece bir saat görebiliyordu.
Geceleri elli kişinin samanlar üzerinde, ikişer kişi yattığı bu binalar birer sığınak değil, adeta birer cehennemdi. Charles Dickens, 1837’de Oliver Twist’i yazarken tam olarak bu sistemin vicdansızlığını anlatmaya çalışıyordu. Fotoğraf Dickens’ın ölümünden yıllar sonrasına, 1890’lara ait olsa da, bize sunduğu manzara birebir aynı.
Dünyanın yarısını yöneten, "üzerinde güneş batmayan" Britanya İmparatorluğu'nun kalbinde yaşanan bu tablo, tarihin en büyük tezatlarından biridir. İhtişamın arkasında gizlenen bu insani dramı hatırlamak, bugün bile dönemin toplumsal adaletini sorgulamama yetiyor.

Merhaba, selamünaleyküm arkadaşlar! 2026 Dünya Kupası İspanya'nın
Tarihin en büyük futbol şöleni geride kaldı. 11 Haziran 2026'da Kuzey Amerika'da (ABD, Kanada ve Meksika) 48 takımla başlayan bu dev turnuva, 19 Temmuz 2026'da New York MetLife Stadyumu'nda oynanan muhteşem bir finalle taçlandı


Ardahan, tarihi boyu böylesine vizyoner bir organizasyona ev sahipliği yapmadı. Yıllardır süregelen büyük bir eksikliği gideren, ezberleri bozan ve hepimizin göğsünü kabartan Ardahan Bisiklet Festivali, şehrimizin tanıtımında adeta bir dönüm noktası oldu.
Bu etkinlik, sıradan bir yerel buluşmanın çok ötesindeydi. Her detayı titizlikle düşünülmüş, kusursuz ve uluslararası arenada ses getiren muazzam bir organizasyona şahitlik ettik.
Ardahan’ın adını sporla ve estetikle dünyaya duyuran bu büyük etkinlik, sadece ülkemiz sınırlarında kalmadı. Türkiye’nin dört bir yanından gelen sporseverlerin yanı sıra Azerbaycan ve İran başta olmak üzere pek çok farklı ülkeden yüzlerce katılımcı bu organizasyon için şehrimize akın etti.
Şehrimize bu küresel vizyonu kazandıran, bu başarılı organizasyona öncülük eden başta Ardahan Valisi Sayın Mehmet Fatih Çiçekli olmak üzere, emeği geçen tüm ekibi yürekten tebrik ediyorum. Ardahan’ın marka değerini yükselten bu tarz vizyoner projelerin her zaman en büyük destekçisi olacağız.
Valiliğimizin ortaya koyduğu bu ufuk açıcı başarıyı ne yazık ki yerel yönetimlerimizde ve sivil toplum kuruluşlarımızda (STK) göremiyoruz. Buradan açık bir çağrıda bulunmak istiyorum: Ardahan belediyeleri ve dernekleri bu başarıyı acilen örnek almalıdır!
Artık şu gerçeği yüksek sesle kabul etmenin vakti geldi: Festival demek sadece konser vermek demek değildir!
"Tam 50 yıldır belediyelerimiz ve derneklerimiz sadece sanatçı getirip konser düzenliyor ve bunu bizlere büyük bir festival gibi sunuyor. Birkaç saatlik sahne performansıyla ne kültür aktarımı olur ne de şehir tanıtımı!"
Gerçek bir festival; spordur, sanattır, uluslararası etkileşimdir ve şehrin öz değerlerini tüm dünyaya tanıtabilmektir. Özellikle gurbetteki ve sıladaki Ardahan derneklerine bu noktada çok büyük görevler düşüyor:
Kendinizi tekrarlamaktan vazgeçin: Her yıl aynı şablon etkinlikleri yapmayı bırakın.
Nitelikli projelere odaklanın: Memlekete kalıcı, ekonomik ve sosyal fayda sağlayacak organizasyonlar geliştirin.
Çeşitliliği artırın: Gençleri, sporu ve sanatı merkeze alan modern etkinlikler planlayın.
Valiliğimiz tarafından başlatılan bu yeni nesil etkinlik anlayışının, 50 yıllık durağanlığı ve vizyonsuzluğu kırmak adına bir milat olmasını temenni ediyorum. Serhat şehrimiz Ardahan, her şeyin en güzelini hak ediyor. Şehrimiz sadece geçici eğlencelerle değil; bisiklet gibi, spor gibi ve uluslararası vizyon içeren büyük projelerle anılmalıdır.
Sağlıcakla kalın...
Mehmet Ali ARSLAN

Müfettiş öfkeyle sordu:
— "Binlerce insanın canına kastettiğinin farkında mısın? Neden söküyorsun o vidaları?"
Köylü mahcupça boynunu büktü:
— "Sadece bir vida beyim... Oltama ağırlık yapması için kurşun lazım, para yok. Ben kimseye zarar vermem ki! Hem tüm köy böyle yapar; bir vidayı sökeriz, birini bırakırız. Büyüklerimizden duyduk; yük dağılırmış, tren devrilmezmiş."
Müfettiş dehşetle bağırdı:
— "Delilik bu! Muhtar görmüyor mu bunu?"
Köylü güldü:
— "Görmez olur mu beyim? Karakolun ve kendi evinin kapı kilitlerini bile bu vidalardan yaptırdı. Bedava sonuçta..."
Müfettiş ne yapacağını şaşırarak son bir koz oynadı:
— "Peki ya maaşınızı, imkanlarınızı artırsak? Vazgeçer misiniz bu hırsızlıktan?"
Köylü başını salladı:
— "Mesele para değil beyim, mesele alışkanlık... Adaleti, ahlakı ve sorumluluğu çocukken öğretmezseniz; büyüdüğümüzde cebimiz para görse de biz o vidaları sökmeye devam ederiz."
Müfettiş, bu köklü cehaletten dehşete düşerek raporunu yazmak üzere başkente giden trene bindi. Camdan dışarıyı izlerken kendi kendine mırıldandı:
"Bu sefalet, bu aymazlık bir gün çok büyük bir felakete yol açacak..."
Tam o sırada, rayların kenarında elinde iki tane vida tutan küçük bir çocuk gördü. Çocuk, masumca gülümseyerek hızla geçen trene el sallıyordu.
Müfettiş durumu anladığı an dehşetle çığlık attı:
— "Treni durdurun!"
Ama çok geçti. Kulakları sağır eden o metal çatırtısı ovayı kapladı.
O küçük çocuk ne fizik biliyordu ne de büyüklerin uydurduğu "bir söküp bir bırakma" kuralını. O sadece büyüklerinden gördüğünü taklit etmişti; ama bu kez yan yana iki vidayı birden sökmüştü. Raylar ayrıldı, tren devrildi.
Cehaletin ektiği tohum, kurumsal yozlaşmanın suladığı toprakta dev bir felaket olarak biçilmişti.
Peki, asıl suçlu kim?
Cehaleti normalleştiren toplum mu? Çıkarı ahlakın önüne koyan düzen mi? Bir şey olmaz, herkes yapıyor kültürü mü? Yoksa gücü yettiği halde yanlışa sessiz kalan yetkililer mi? Kötülük, bilip de yapmamak değil; ne yaptığını bilmeyecek kadar körleşmektir.
Anton Çehov'un bir öyküsünden esinlenmeyle...
Toplumda TikTok’a karşı ciddi bir ön yargı olduğu aşikâr. Bizde güzel bir söz vardır: "Adın çıkacağına canın çıksın." TikTok da maalesef genel kamuoyunda böyle bir imaja sahip. Platform uzun videolara izin verse de kullanıcıların büyük çoğunluğu kısa, hızlı tüketilebilir içeriklere yöneliyor. Bu durum, platformun derinlikten uzak olduğu eleştirilerini beraberinde getiriyor. Bir gazeteci ve sosyal medya yöneticisi olarak, zaman zaman okuyucularımızdan ve takipçilerimizden "Neden TikTokçuları veya TikTok içeriklerini sayfalarınızda paylaşıyorsunuz?" diye eleştiriler alıyorum. Bu soru, aslında geleneksel habercilik refleksleri ile yeni nesil dijital içerik üretimi arasındaki köprüyü anlamak açısından oldukça önemlidir.
Bir içeriğin TikTok'ta üretilmiş olması, onun değerini düşürmez. Bir gazeteci olarak benim için aslolan mecranın adı değil, içeriğin kendisidir. Haber değeri taşıyan, toplumu ilgilendiren veya insanların ilgisini çekebilecek her videoyu, görseli ve bilgiyi hiç kaçırmadan değerlendirmek bir gazetecilik görevidir. Bunun dışında dost, arkadaş ve çevre ilişkileri de dijital dünyada dinamiktir; insanların "bunu mutlaka paylaş" diyerek gönderdiği içerikleri kıramayıp paylaştığımız da oluyor. TikTok her ne kadar her zaman eğitici bilgiler barındırmasa da, eğlenceli içerikler ve samimi sohbet için iyi bir yerdir. Önyargıları bir kenara bırakıp bu platformları toplumsal birer olgu olarak görmek gerekir.
![]() |
| MIRC irc TikTok logo |

Arşiv taranıyor...
Yükleniyor...
Yükleniyor...
Haberler yükleniyor...