30 Kasım 2024 Cumartesi

DERELİ'DE 10 KÖY YOLU KAPALI



DERELİ'DE 10 KÖY YOLU KAPALI 
Giresun'da etkili olan kar yağışı nedeniyle il genelinde toplam 233 köy yolu ulaşıma kapandı. Kapalı köy yollarının tekrar ulaşıma açılması ile ilgili çalışmalar hız kesmeden devam ediyor.
 
Karla mücadele kapsamında ilçe bazında kapalı köy yolu sayıları şu şekilde:
 
Merkez İlçe: 15 köy

Alucra: 34 köy

Bulancak: 19 köy

Çamoluk: 12 köy

Çanakçı: 3 köy

Dereli: 10 köy

Doğankent: 8 köy

Espiye: 15 köy

Eynesil: 2 köy

Görele: 37 köy

Güce: 9 köy

Keşap: 5 köy

Piraziz: 2 köy

Şebinkarahisar: 18 köy

Tirebolu: 7 köy

Yağlıdere: 6 köy
 
Toplamda, 548 köyün 233’ünde kar yağışı sebebiyle ulaşım sağlanamıyor. İl Özel İdaresi ekipleri, karla mücadele çalışmalarına aralıksız devam ederken, öncelikli olarak acil sağlık ve temel ihtiyaç bölgelerine müdahale ediliyor.
 
Yetkililerden Açıklama
 
GAMER yetkilileri, kar yağışının etkisinin sürdüğünü ve kapalı yolların açılması için ekiplerin 24 saat esasına göre çalışmalarını sürdürdüğünü belirtti. Vatandaşların kar yağışı nedeniyle dikkatli olmaları, zorunlu olmadıkça yola çıkmamaları uyarısı yapıldı.
 
Kar yağışının devam etmesi durumunda güncel bilgiler kamuoyuyla paylaşılacak.


Mehmet Ali Arslan, Haber Blog

Manisa’nın bin 517 metre yüksekliğindeki Spil Dağı Milli Parkı, mevsimin ilk karı ile buluştu.




Manisa’nın bin 517 metre yüksekliğindeki Spil Dağı Milli Parkı, mevsimin ilk karı ile buluştu.

Mehmet Ali Arslan, Haber Blog

Kastamonu'da kar nedeniyle kapanan 526 köy yolunun ulaşıma açılması için çalışmalar sürüyor



Kastamonu'da kar nedeniyle kapanan 526 köy yolunun ulaşıma açılması için çalışmalar sürüyor.

Kastamonu'da Cumartesi gecesi akşam başlayan yoğun kar yağışı nedeniyle Kastamonu genelinde 526 köy yolu ulaşıma kapandı. Kastamonu'da ulaşıma kapanan yol uzunluğu ise 5 bin 421 kilometreyi buldu. Ulaşıma kapanan köy yollarının ulaşıma açılması için çalışmalar yoğun bir şekilde sürüyor.

Kastamonu Merkez'de 140
Ağlı'da 7
Araç'ta 85
Azdavay'da 38
Bozkurt'ta 10
Daday'da 25
Devrekani'de 50
Doğanyurt'ta 5
İhsangazi'de 17
İnebolu'da 16
Küre'de 30
Pınarbaşı'da 25
Seydiler'de 10
Şenpazar'da 10
Taşköprü'de 43
Tosya'da 15 olmak üzere toplam 526 köy yolunda ulaşım sağlanamıyor. 

Kastamonu İl Özel İdaresinden edinilen bilgilere göre, Kastamonu genelinde etkili olan karın, özellikle yüksek rakımlı köylerde ulaşımı aksattığı öğrenildi.


Mehmet Ali Arslan, Haber Blog

Kars Selim ilçesinde cirit atları sahaya sürüldü




Kars Selim’de kar yağışının etkili olmasıyla Orta Asya ve Anadolu’da yüzyıllardır oynanan ata sporu atlı cirit için atlar sahaya sürüldü. 

Kentteki kar yağışını fırsat bilerek Selim ilçesine bağlı Laloğlu köyünde bir araya gelen ciritçiler, ilk kez karla kaplı tarlada cirit oynadı.

Akçakale, Başköy, Kekeç ve Sarıgün köylerinden gelen atlı cirit sporcuları, yaklaşık 2 saat süreyle kıyasıya mücadele etti.

İki bölüm şeklinde oynanan ciritin ilk bölümünün ardından cirit tutkunu vatandaşlar, atları bir süre dinlendirmek için yolda gezdiriyor...
Selim Haberleri

Mehmet Ali Arslan, Haber Blog

KADIN sordu ADAMA

KADIN sordu ADAMA

KADIN sordu ADAMA
Bana bir şiir yazar mısın?
ADAM sustu
KADIN tekrar sordu
ADAM tekrar sustu ve baktı
KADININ gözlerine
Hadi sen bir ÇAY koy kaçak olsun.
KADIN demledi ÇAYI sevgisini katarak
Ve bir heyecanla bekledi
Kendisine yazılacak olan şiiri.
Oturdu ADAMIN karşısına
ADAM tuttu KADININ ellerini
Önce alnından ÖPTÜ sonra avuç
İçlerini.
Ve KADINA dedi ki ŞİİİR zaten sensin.
Yazmaya kıyamadığım
Ben yazarsam başkası okur diye korktuğum... 

Can Yücel


Mehmet Ali Arslan, Haber Blog

Doğu Ekspresi bilet tek yön 5 bin 250 lira fakat yer yok



Doğu Ekspresi bilet tek yön 5 bin 250 lira fakat yer yok!

İlk seferi 23 Aralık 2024 tarihinde başlayacak olan Turistik Doğu Ekspresi'nin 5 bin 250 liradan satışa çıkan biletleri kısa sürede tükendi. Karslı turizmciler Turistik Doğu Ekspresi'ni bekliyor. Kentte otellerde rezervasyon yoğunluğu yaşanıyor.

Turistik Doğu Ekspresi'nin 2024-2025 kış sezonu seferleri 23 Aralık'ta başlıyor. İlk seferine Ankara'dan başlayacak olan Turistik Doğu Ekspresi masalsı bir yolculuğun ardından son durağı Kars'a varacak.

Son yılların gözdesi haline gelen Turistik Doğu Ekspresi'nde bu yıl da talep patlaması yaşanırken, satışa çıkan biletlerin kısa ürede tükendiği, hatta Ocak ayı için de yer kalmadığı ileri sürüldü.

Kar's Otel Müdürü ve Kültür Turizm Bilim Uzmanı Mehmet Duman, Turistik Doğu Ekspresi'ne yoğun ilgi olduğunu belirtti.

Kültür Turizm Bilim Uzmanı Mehmet Duman, "Malumunuz kış sezonunun yaklaşmasıyla birlikte Turistik Doğu Ekspresi de faaliyete başlıyor. 23 Aralık ve 2 Mart tarihleri arasında faaliyete başlayacak olan Turistik Doğu Ekspresi'ne çok yoğun bir ilgi var. Özellikle Ankara'dan Pazartesi, Çarşamba ve Cuma şeklinde hareket ederken, Kars'tan da Çarşamba, Cuma ve Pazar günleri seferler düzenliyor. Bu seferlerle birlikte biletleri ortalama kişi başı 5 bin lira olurken, aynı zamanda tur operatörlerinin de Kars gezisi, seyahati, konaklama ve uçak biletlerini dahil ettiği fiyatlandırmaları oluyor. Bunlar ortalama 20 bin ile 30 bin lira arası fiyat farklılıkları gösterebiliyor" dedi.

Duman, "Bu durum da Turistik Doğu Ekspresi'nin doğal güzellikleri, nostaljik yapısını sunmasıyla birlikte Erzurum, Kayseri, Sivas, Erzincan şehirlerimizde de aynı zamanda ortalama 2,5 ve 4 saatlik duraklamalarla şehrin güzelliklerini gösteriyor. Biz de Kars turizmi olarak UNESCO Kültür Dünya Miras Listemizdeki Ani Ören Yeri ile Baltık mimarisi özellikli yapılarımızla Çıldır Gölümüz ile kristal karlar diyarı Sarıkamış ile sezona hazırlığımızı tüm hızıyla sürdürüyoruz" diye konuştu.

Öte yandan 23 Aralık 2024 tarihinde Ankara'dan başlayacak olan yolculuk sırasıyla Kayseri, Sivas, Erzincan ve Erzurum üzerinden 31 saat süren masalsı yolculuğun ardından Kars'ta son bulacak.

Turistik Doğu Ek, kars manşet


Mehmet Ali Arslan, Haber Blog

ÇORUM’UN OĞUZLAR İLÇESİNDE TROPİKAL MEYVE VE ZEYTİN ÜRETİMİ YAPIYOR




ÇORUM’UN OĞUZLAR İLÇESİNDE TROPİKAL MEYVE VE ZEYTİN ÜRETİMİ YAPIYOR 

Çorum’un Oğuzlar ilçesinde yaşayan 44 yaşında ki marangoz mesleği ile uğraşan Arif Martinci hobi olarak üretmeye başladığı tropikal meyve ve zeytin ağaçlarına gözü gibi bakıyor. İç Anadolu ve Karadeniz bölgesi sınırlarında olan Oğuzlar ilçesinde karasal iklim yaşanmasına rağmen sıcak iklimlerde yetişen meyveleri üretmeye çalışan Martinci her geçen yıl ürün çeşitliliğini arttırıyor. 

Cevizi ile meşhur olan Oğuzlar ilçesinde Türkiye’nin %8’lik ceviz ihtiyacının karşılanmasının yanı sıra yaklaşık 5 yıldır tropikal meyve ve zeytin üreten Martinci her yıl ürün alarak emeklerinin karşılığını alıyor. Tropikal meyvelerden Portakal, Limon ve Mandalina üreten Martinci bunların yanı sıra Yeni Dünya, Hünnap, Dikensiz Belen Alıcı ve İğde üretimini de yapmakta. 

Oğuzlar ilçesinin Obruk Barajı kenarında yer alan bahçesinde ürettiği meyveleri toplayarak ailesi ve dostlarına ikram ederek tüketiyor. Tropikal meyve ve zeytin üretimi gibi bahçesinde yüzlerce çeşit meyve ve sebze üreten Martinci  sıcak iklimde yetişen meyveleri yetiştirirken ve ürünleri toplarken büyük mutluluk duyduğunu dile getirerek motivasyon ihtiyacı olan insanlara da bu tür üretimler yapmasını tavsiye etti.
Oğuzlar haber


Mehmet Ali Arslan, Haber Blog

Ödemiş/Bozdağ İzmir'in Cennet Köşesi






Mehmet Ali Arslan, Haber Blog

KARAKABAK SIRIMI




KARAKABAK SIRIMI
Trabzon'un Şalpazarı ilçesi'nde yaşayan  Oğuz Çepni Boyu köylü kadınları tarafından yaygın olarak yapılan Karakabak sırımı gelişen koşullar ile birlikte unutulmaya yüz tutmuş olsada Geyikli Mahallesi'nde bazı mahalle sakinleri tarafından halen yapılmaya devam ediyor.

Sonbaharda tarlalardan toplanan kabaklar yıkanıp temizlendikten sonra ortasından  kesilerek içerisindeki çekirdekleri ve posası temizlenir daha sonra dış kabuğuda soyulduktan sonra rula şeklinde sesilir ipe serilerek kuruması sağlanır.

İpte serilerek kurutulan bu Kabak sırımı kış mevsiminde kızartılarak veya kavrularak sofraları süslemektedir.


Mehmet Ali Arslan, Haber Blog

SUNGURLULU İŞ İNSANINDAN BİNLERCE ÖĞRENCİYE MONT



SUNGURLULU İŞ İNSANINDAN BİNLERCE ÖĞRENCİYE MONT…
MESUT KARADERİLİ, HER YIL ÖĞRENCİLERİ SEVİNDİRİYOR

SUNGURLU – İstanbul’da bulunan Marfil Tekstil firması sahibi Sungurlulu hayırsever iş insanı Mesut Karaderili, ilçedeki ihtiyaç sahibi öğrencilere dağıtılmak üzere 2500’e yakın mont gönderdi.
Hürriyet Ortaokulu Müdürü Vedat Dağhan’ın iletişime geçerek öğrencilerin mont ihtiyacını iletmesi üzerine harekete geçen hayırsever iş insanı Mesut Karaderili, ilçeye her yıl düzenli olarak mont göndermeye başladı. İş insanı Mesut Karaderili tarafından bu yıl 2500’e yakın gönderilen montlar Hürriyet Ortaokulu koordinesinde ilçedeki ihtiyaç sahibi ilk ve ortaokul öğrencilerine verilmek üzere okulların yetkililerine teslim edildi.
İlçe Milli Eğitim Müdürü İhsan Sepetçi, “Her yıl binlerce çocuk montu ile gönülleri ısıtan Marfil Tekstil ailesine ve Mesut Karaderili beyefendiye teşekkürlerimizi sunuyoruz.” dedi.



“17 YILDIR ÇOCUKLARIMIZIN MONT İHTİYACINI KARŞILIYORUZ”

Hayırsever iş insanı Mesut Karaderili, muhabirimize yaptığı açıklamada, “Marfil Tekstil olarak sosyal sorumluluk projemiz adı altında 17 yıldır ülkemizin her köşesinde yıllık 50 bin çocuğumuzun mont ihtiyacını karşılıyoruz. Son iki yıldır asrın felaketi dediğimiz ve büyük bir bölgenin etkilendiği illerimizde dağıtımlar yapıyoruz ve 2 yılda yaklaşık 80 bin adet öğrencimizin kışlık mont ihtiyacını karşıladık.
Bu yıl da her yıl olduğu gibi Sungurlu ilçemizde bulunan öğrencilerimizi de unutmadık. Onları sevindirdiysek ne mutlu bize. Yüzlerinden gülücükler eksik olmasın. Unutmayalım ki iyilik paylaşıldıkça büyür.” ifadelerini kullandı.

Kaynak: Sungurlu gazetesi
Mehmet Ali Arslan, Haber Blog

ORDU'DA SİMİT FİYATLARINA ZAM GELDİ



ORDU'DA SİMİT FİYATLARINA ZAM GELDİ

Ordu’da fırıncılar, bozuk para bulma sıkıntısı nedeniyle simidin gramajını 100 grama yükselterek fiyatını 15 TL olarak güncelledi. Ordu Lokantacılar ve Aşçılar Esnaf Odası Başkanı Mehmet Kaya, simit fiyatlarının bozuk para bulmadaki zorluklar nedeniyle yeniden düzenlendiğini açıkladı. Kaya, eski fiyatla 90 gram olarak 12,5 TL’ye satılan susamlı simidin, yeni düzenlemeyle 100 gram olarak 15 TL’ye çıktığını, ancak bunun bir zam olarak görülmemesi gerektiğini belirtti.


Mehmet Ali Arslan, Haber Blog

Gelirken biraz Erzurum getir

 Gelirken biraz Erzurum getir


Gelirken biraz Erzurum getir
İster yazı getir istersen kışı
Cağ kebabı su böreği ayran aşı
Tespih getir oltu taşı
Dadaşı Mükerrem Kemertaş'ı
Gavurboğan havuzbaşı
 İstersen biraz da göz yaşı getir.

Gelirken biraz Erzurum getir
 Çoğu orda kalsın azını getir
 Çifte minareden ezanı 
Sobada kaynayan kazanı getir 
 Buz kaymasını kar ayazını
Arifin inleyen sazını getir
İster serin olsun isterse yaksın
 Bir türlü gelmeyen yazını getir

Gelirken biraz Erzurum getir
 Heybene akşamın serinliğini koy
 Sıra dağlarını boy boy
 Ne bey ne ağa ne soy
 Kasaba kasaba köy köy
 Kahvede geçmişin yarenliğini 
 Bilge sohbetlerin derinliğini 
 Uzun gecelerin karanlığını
Yağmuru tipiyi boranı getir

Gelirken biraz Erzurum getir
 Caddeden aşağı inince hani
 Gürcü kapı mumcu palıt meydanı
Biraz biraz getir azıcık yani 
 Birazcık Reyhani biraz Sümmani
 Dağlar arasından ummanı getir

Gelirken biraz Erzurum getir
İnişi olmayan kaleyi getir
 Tortumdan şelaleyi
 Horasanı Tekmanı Aşkaleyi
 Hınısı Oluru Hasankaleyi
 Davulu, zurnayı, barı, halayı
Velhasıl toplada sılayı getir

Gelirken biraz Erzurum getir
 Yalancı baharın şaşkın misali
 Kopun yamacında eşkın misali
 Dumlu deresinde taşkın misali
 Emrahtan fışkıran aşkın misali
 Nef i den yayılan irfanı getir

Gelirken biraz Erzurum getir
 Havayı da deli gönül havayı
Getir gök yüzünden yıldızı ayı
Olmaz mı Köksalın Metenin payı
Aysun Gültekinden uzun havayı
 İbrahim Hakkıdan davayı getir

Gelirken biraz Erzurum getir
 Sevda gibi sevdim
 doluyam boş değilem
 Hoş değilem nahoşum 
 hoş değilem
 Gönül yorgunuyum sarhoş değilem
 Uykudan uyanmış bir hoş değilem
 Gidemem kuş değilem 
 getir önünde eğilem
 Ekremi Raciyi Egeyi getir

Gelirken biraz Erzurum getir
 Getir yanık türküleri türkücüleri
 Daphandan ekinleri, ekini biçenleri
 Narman yaylasından kardelenleri
 On iki Mart ile yükselenleri
 Sevgiyi saygıyı erdemi getir
Şiir Metin Yıldız

Mehmet Ali Arslan, Haber Blog

AHU GÖZLÜM şiir

AHU GÖZLÜM şiir

AHU GÖZLÜM

Şu yalan dünyada hayat çok kısa,
Bir daha ağlamak yok ahu gözlüm.
Önümüzde biraz ömür var ise;
Karalar bağlamak yok ahu gözlüm.

Bizi başka kimse görmez sanalım,
Bakıp resimlere tek tek analım,
Sevda pınarından içip kanalım;
Yüreği dağlamak yok ahu gözlüm.

Aklımdan geçersin günde bin kere,
Adın kalbimdeyken düşürmem yere,
Sevmeyen yürek bir kurumuş dere;
Sevgisiz çağlamak yok ahu gözlüm.

Birisi olmalı yar diyeceğin,
Birisi olmalı gül dereceğin,
Birisi olmalı can vereceğin;
Menfaat sağlamak yok ahu gözlüm.

27.11.2014
Avni Temiz


Mehmet Ali Arslan, Haber Blog

ÖZÜ GÜZEL OLUR ARDAHAN KIZI şiir

ÖZÜ GÜZEL OLUR ARDAHAN KIZI şiir

ÖZÜ GÜZEL OLUR ARDAHAN KIZI 
Unutmaz aslını, tarihî şanlı 
Özü güzel olur Ardahan kızı 
Hakikat aşığı , doğrudan yanlı 
İzi güzel olur Ardahan kızı.

İstiklalden yana hürdür onuru 
Gittiği her yere yayar huzuru 
İman ışığından almıştır nuru 
Yüzü güzel olur Ardahan kızı .

Unutmaz dostunu verir selamı 
Söyler hep gönülden türkü kelamı 
İlim irfan bilir güçlü kalemi 
Yazı güzel olur Ardahan kızı .

Yolu izi belli ayrılmaz Haktan 
Kimisi Posof tan ,Damal Hanaktan
Çıldır, Göle kızı kaçar irahtan 
Nazi güzel olur Ardahan kızı .

Şekeroğlu derki sorulmaz yaş i
Ardahan kızları huzurun başı 
Hinkal,kete bişi, yaparlar aşı 
Kazı güzel olur Ardahan kızı .

Ardahan Posoflu Ozan Şekeroğlu.28;11:2024.

Rabbim herkese hayırlı eşler nasıp eylesin inşallah diyoruz 
İyi bir eş huzurun yarısıdır der atalar 
Rabbim ilim irfan ehli aşığı insanlar la ,özünü aslını kaybetmeyen vatanını milletini seven insanlarla huzurlu yuvalar kurmayı nasıp eylesin gençlerimize diyoruz .
Ozan Şekeroğlu


Mehmet Ali Arslan, Haber Blog

Ardahan Aktaş gölü

Ardahan Aktaş gölü

AKTAŞ GÖLÜ

Alanın Tanımı: Türkiye-Gürcistan sınırında yüksek platoda tektonik özellikte sodalı bir göldür. Gölün üçte biri Gürcistan, geri kalan kısmı ise Türkiye sınırları içerisindedir. Göl içerisinde irili ufaklı çoğu kayalık 12 adacık bulunur. Gölün güney kıyısında Çıldır ilçesine bağlı 80 – 120 haneli Kenarbel ve kuzeybatı doğrultularında Öncül köyleri, kuzeydoğu kıyısında 20-50 hanelik Gürcü (Garzak) köyü bulunmaktadır. Gölün kuzey kıyısında inşaatı 1990’lı yılların sonlarında tamamlanmış ancak hizmete alınamamış Aktaş Gümrük ve sınır kapısı bulunmaktadır.           Göl genel olarak eriyen kar suları ile beslenmektedir. 1990’lı yılarda Kura nehrine açılan taşkın kanalı ile suyun bir dış havzaya akışı sağlanmıştır. Bu nedenle göle nehirden balık girişi olduğu düşünülmektedir.

Habitatlar: Göl, derin bir çanak görünümünde olup etrafı meyilli otlak ve kısmen kuru tahıl alanları ile çevrilidir. Gürcistan sınırında küçük bir alanda doğal ağaçlık yamaçlar bulunmaktadır. Gölün kuzeybatı kıyısında Kura Nehri’ne açılmış taşkın kanalının ağzında 15–20 hektarlık sazlık alan bulunmaktadır. Göl içindeki küçük adacıklar genellikle kayalık olup kısmen bitki örtüsüyle kaplıdır.

Türler: Türkiye’de tepeli pelikan (Pelecanus crispus) ve ak pelikanın (Pelecanus onocrotalus) bir arada ürediği tek yer olan göl, kadife ördeğin (Melanitta fusca) Türkiye’de bilinen en büyük popülasyonunu barındırır. Göldeki üç adacık üzerindeki yoğun çalılıklar yırtıcılar için önemli üreme alanı oluşturmaktadır.

ÖDA’da çayır delicesinin (Circus pyagrus) 10-15 çift ürediği tespit edilmiştir.

Alan Kullanımı: Doğal meralar biçilerek hayvan yemi olarak kullanılmakta ve büyükbaş hayvan otlatılmaktadır. Tapulu arazilerde ise genellikle kuru tahıl tarımı yapılmaktadır. Gölde balık avcılığı çok sınırlı olarak (bir köylü tarafından) ihtiyaç amaçlı yapılmaktadır. Haziran ayında büyük ada üzerindeki otlar köylüler tarafından biçilerek satılmaktadır. Bahar aylarında boz kaz (Anser anser) yumurtaları köylüler tarafından toplanmakta ve evcil kazlar altında kuluçkadan çıkartılarak ihtiyaç amaçlı yetiştirilmektedir.

Kenarbel köyü göle kıyı tek yerleşim alanıdır. Yoğun olarak dışa göç verdiği için köyde bugün yalnızca elli hane yaşamaktadır. Sınır kapısı Türk tarafında tamamlanmıştır, ancak Gürcistan tarafındaki eksiklikler yüzünden kullanımda değildir. Sınır bölgesi olduğu için bölgede kaçak hayvan ticareti oldukça sık görülmektedir.

Tehditler: Göl, sınırdaş bir alanda olduğu için birinci derece sınır güvenlik alanı kapsamındadır. Bu nedenle insan faaliyetleri çok sınırlıdır. Ancak yapımı tamamlanan Aktaş Sınır kapısı alan için ciddi tehdit oluşturabilir. Cilvegözü sınır kapısının yoğunluğunun büyük bir kısmının bu tarafa kaydığı görülmektedir. Bu durum kuşkusuz bölgedeki karayolu trafiğini alışmadık şekilde arttırarak etrafındaki gelişimi teşvik edecektir.

Alandaki diğer sorun ise hayvancılık kökenli olup daha çok gölde etkisini yaz ortasında havaların ısınması ve göl suyunun çekilmesi ile göstermektedir. Hayvan dışkılarının yağışla göle ulaşması ve birikmesinden dolayı alg patlamaları görülmektedir. Bu dönemlerde gölden su içen büyükbaş hayvanların siyanür zehirlenmesinden öldüğü yaşanmaktadır. Çıldır Gölü de aynı sorunla karşı karşıya kalmaktadır.

Sınır bölgesi olması nedeni ile kara avcılığı gölde yoktur. Göldeki adacıklara otlatmak üzere bırakılan büyükbaş hayvanların yaban hayatı üzerinde olumsuz etkisi olabilir

Kaz yumurtalarının toplanmasının üreyen kaz varlığı üzerine olumsuz etkisi olabilir ancak bu durumun bir araştırma yapılarak açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.

Koruma Çalışmaları: Doğa koruma veya arkeolojik amaçlı bir koruma statüsü bulunmamaktadır. Ancak birinci derece sınır güvenlik alanı olduğu için göle insan girişi sınır komutanlığından alınan özel izinle gerçekleşebilmektedir. Bu nedenle insan faaliyetleri yok denecek kadar azdır. Bölgenin korunmasından sorumlu askeri birlik göldeki biyolojik çeşitliğin farkında olup doğa koruma çalışmalarına destek vermektedir. 

Mehmet Ali Arslan, Haber Blog

Aşık Veysel Şatıroğlu & Beni Hor Görme Kardaşım şarkı sözü



Aşık Veysel Şatıroğlu & Beni Hor Görme Kardaşım

Beni hor görme kardeşim
Sen altındın ben tunç muyum
Aynı vardan var olmuşuz
Sen gümüşsün ben saç mıyım

Ne varise sende bende
Aynı varlık her bedende
Yarın mezara girende
Sen toksun da be aç mıyım

Kimi molla kimi derviş
Allah bize neler vermiş
Kimi arı çiçek dermiş
Sen balsın da ben cec miyim

Topraktandır cümle beden
Nefsini öldür ölmeden
Böyle emretmiş yaradan
Sen kalemsin ben uç muyum

Tabiata Veysel aşık
Topraktan olduk kardaşık
Aynı yolcuyuz yoldaşık
Sen yolcusun ben bac mıyım



Mehmet Ali Arslan, Haber Blog

Ayancık Uzunçam Köyünden sonbahar manzarası


Ayancık Uzunçam Köyünden sonbahar manzarası 🍁🍂

#ayancık #sinop #uzunçam


Mehmet Ali Arslan, Haber Blog

Almanya Osnabrück Üniversitesi dijital arşivlerinden Birinci Cihan Harbinde Osmanlı Askerleri fotoğrafları












Almanya Osnabrück Üniversitesi dijital arşivlerinden Birinci Cihan Harbinde Osmanlı Askerleri fotoğrafları!

Mehmet Ali Arslan, Haber Blog

Yeşilçam'ın ilk selfiesini Ali Şen çekmiştir.


Yeşilçam'ın ilk selfiesini Ali Şen çekmiştir.


Mehmet Ali Arslan, Haber Blog

Kazdağlarında Hacı Öldürün Mevkii

Yılın İlk Karı Yağdı.!!!!
Kazdağlarında Hacı Öldürün Mevkiine 
(Karaköy-Kalkım) Sınırına yılın ilk karı yağdı.
Foto:Bayram Ali Özpek-Onur Sezer










Mehmet Ali Arslan, Haber Blog

Isparta’da Eşsiz Manzara kaydedildi




Isparta’da Eşsiz Manzara kaydedildi

Isparta Aksu, Kuzu Kulağı Yaylası, Isparta’da Eşsiz ve Büyüleyici Manzarasıyla Görenleri Mest Ediyor.

Isparta, #Türkiye’nin güzellikleriyle ünlü şehirlerinden biri. Dağları, gölleri ve doğal güzellikleriyle büyüleyici bir atmosfere sahip olan bu ilimiz, adeta doğa severlerin cenneti halindedir.

Isparta’nın sınırları içerisinde yer alan Aksu ilçesine bağlı Kuzu Kulağı Yaylası ise, bu doğal güzelliklerin en göz alıcı noktalarından biri olarak ön plana çıkmaktadır.

Kuzu Kulağı Yaylası, adını bölgede sıklıkla yetişen Kuzu Kulağı bitkisinden almaktadır. #Isparta’nın #Aksu ilçesine bağlı olan bu yayla, adeta bir doğa harikasıdır. Zengin bitki örtüsü, berrak havası ve muhteşem manzarasıyla ziyaretçilerine benzersiz bir deneyim sunmaktadır. 

Yaylanın büyüleyici manzarası, görenleri adeta mest etmektedir. Bembeyaz karlarla kaplı dağlar, yeşilin binbir tonuyla süslenmiş ormanlar ve yayılan mis gibi çiçek kokularıyla birleşerek görsel ve duygusal bir şölen sunmaktadır.

Özellikle doğa fotoğrafçıları için eşsiz karelerin yakalandığı bu yer, göz alıcı güzellikleriyle hayranlık uyandırmaktadır.

Kuzu Kulağı Yaylası, trekking ve doğa yürüyüşü yapmak isteyenler için de ideal bir rotadır. Doğanın kucağında yürüyüş yaparken, zihin ve beden dinginliğini hissetmek mümkündür.


Mehmet Ali Arslan, Haber Blog

BENDEYMİŞ MEĞER şiir




BENDEYMİŞ MEĞER
Yoruldum ya dünya denen bu handa
Çalıştım çırpındım gettiğim yanda
Aradım merhemi her bir diyarda
Merhemin  sahibi bendeymis meğer

Yaşarken dertlerim bir bir dizildi
Şu garip bağrımda  yürek ezildi
Gözlerim ağladı yaşım süzüldü
Mendilin sahibi bendeymiş meğer

İnsan çeşit çeşit kisfe içinde
İçi başka dışı başka biçimde
İsterse insanlık gelir elinde
İnsanlık sahibi bendeymiş meğer

Doğru durmak gerek yanlış köyünde
Hakka varmak gerek haksız yanında
Yolu bilmek gerek dostun yanında
Bilenin sahibi bendeymiş meğer

Dört kitap içinde yazılan mesaj
İnsan olamaz hiç kirpik ile kaş
Emeğinle çalış zorlukları aş
Emeğin sahibi bendeymiş meğer

Garip Mevki ara kendi içinde
Gönlünü temizle aşkın içinde
Yaratan seninle senin içinde
Yaratan Kâmile yar imiş meğer
                               28.11.20118
Ali Haydar KARATAŞ

Mehmet Ali Arslan, Haber Blog

SÖYLENSİN şiir



SÖYLENSİN 

Beyhude dolaşma, kalbini yokla
Türküler, şiirler, sazlar söylensin
Gülü koparmadan dalında kokla
Arkandan çok güzel sözler söylensin 
*
Bazen de kendini yorma boşuna
Geçmişten bir şeyler gider hoşuna 
Gittim ben köyüme çeşme başına
Suyunu dolduran kızlar söylensin 
*
Kainat kaç defa dolmuş boşalmış 
Onca asır geçmiş, dünya kocalmış
Daldım hayale, bir yokmuş bir varmış
Tarih yaz, tarihte izler söylensin 
*
Öyle bir sev ki, bu Kerem desinler 
Züleyha'dan korkup hemen versinler
Ferhat dağı delmiş, söyler nesiller
Leyla Mecnun'daki gözler söylensin 
*
Sarıçam durmak yok, daim ileri
Yolundan saparsan kalırsın geri
Bayrağı taşımış Türk'ün neferi
İlimde, bilimde bizler söylensin 

Turgut Sarıçam 
.
 #ArdaHan


Mehmet Ali Arslan, Haber Blog

Yalova sugoren köyünden kar manzarası 2024





Mehmet Ali Arslan, Haber Blog

Kırşehir'de Mevsimin İlk Karı. 2024




Kırşehir'de Mevsimin İlk Karı.
#Kırşehir

Mehmet Ali Arslan, Haber Blog

Ağrı dağı ığdır



 Iğdır'da bulunan ve farklı bir il ismiyle anılan Ağrı dağı, hikayesiyle ilginç olduğu kadar görünümüylede ülkemizin en Fotojenik dağlardan biridir...

Mehmet Ali Arslan, Haber Blog

Ahlat ağacı



Ahlat ağacı, Anadolu insanının karakterine benzetilerek sabır ve dayanıklılıkla özdeşleştirilir. Birçok Anadolu köylüsü yaşamlarında bir ahlat ağacıyla özdeşleşir ve göç yollarında ayrılırken bu ağacın hüznünü içlerinde taşırlar. 

Kesmeyiniz ahlat ağaçlarını, sayıları gittikçe azalıyor. Yok olmakla karşı karşıyalar. Ahlat, bizim tarlanın ortasında duran yıllara meydan okuyan simgemizdir.


Mehmet Ali Arslan, Haber Blog

26 Kasım 2024 Salı

GALATASARAY 1988-1989 poster kadro




GALATASARAY 1988-1989.

Galatasaray’ın3-0 kaybettiği ilk maçın rövanşında Neuchatel Xamax’ı 5-0 yenerek Şampiyon Kulüpler Kupası’nda çeyrek finale yükseldiği maçtaki kadrosu.Teknik direktör Mustafa Denizli yönetimindeki sarı-kırmızılılar, çeyrek finalde de Monaco’yu eleyerek Şampiyon Kulüpler Kupası’nda yarı finale yükselen ilk Türk takımı unvanını aldı.

Soldan sağa
Ayaktakiler: Zoran Simovic, İsmail Demiriz, Savaş Koç, Cüneyt Tanman, Erhan Önal, Semih Yuvakuran.

Oturanlar: Mirsad Kovacevic, Metin Yıldız, Tanju Çolak, Uğur Tütüneker, Cevat Prekazi.


Mehmet Ali Arslan, Haber Blog

24 Kasım 2024 Pazar

BİR ZAMANLAR BİZ DE ÖĞRENCİYDİK



BİR ZAMANLAR BİZ DE ÖĞRENCİYDİK...
70'li yıllarda biz öğrenciydik ve nasıldık bir bakın:
Saçlara jöle, tırnaklara oje, sürülemez,
spor ayakkabıyla okula girilemezdi.

Erkekler kravat, kızlar fiyonk takmadan, yaka ve tırnak kontrolü yapılmadan derse girilemezdi.
Sabahları bahçede sıra olunur, pazartesi sabah Cuma öğleden sonra müdür konuşma yapar, özel günlerden biriyse saygı duruşu yapılır ve gerçekten saygıyla durulur, İstiklal Marşı okunurken dik durulur, konuşulmaz, saygı duyulurdu.

Öğretmenlerle dalga geçilemez, veli toplantıları aileye korkarak bildirilir, okulda "konuştuğun" (sevgilin) varsa sadece bahçede yan yana yürünürdü.
Forma ile okula gidilir, eve gelene kadar forma çıkarılmazdı. Gömlekler pantolonların - eteklerin, içine sokulur, okul renkleri dışında bir renk giymek yürek isterdi.

Küpe, kolye, yüzük, bilezik hafta sonları takılır, saçlar erkeklerde tıraşsız, kızlarda 3 boğum örgüsüz ise disipline gidilirdi.

Cep telefonu yoktu, internet de yoktu ama yine de öğrenciler birbirleri ile haberleşirdi.
Biyoloji dersinde üreme konusu anlatılırken utanılır, aruz ölçüsü ezberlerken delirilir, milli güvenlik hocaları askeri disipline sokmaya çalışırdı.

Okul kitapları üzerinde sevilen sanatçı resimlerini olduğu klasörlerde taşınır, ders yılı başında mutlaka kap kâğıdıyla kaplanır, etiketler yapıştırılır, etikete adı-soyadı- sınıfı- hangi dersin kitabı olduğu yazılır, o derse ait defterler de kolaylık olsun diye aynı desen kap kâğıdıyla kaplanır, ders sırasında yanında kitabı olmayan azarlanırdı.

Sınıflar kalabalık olsa da çıt çıkmadan ders dinlenir, boş derslerde sınıftan çıkılmaz, ders saatlerinde okul sınırlarını ihlal etmek isteyenlere acınmazdı.
Ödevler mutlaka yapılır, dönem ödevleri için kütüphaneler, meydanloueres, ana ya da temel britanikalar taranır, ödevler elle ve mutlaka dolmakalemle yazılırdı.

Yat denince yatılır, sabah okula servis yerine otobüsle gidilir, bazen çanta yoklaması yapılır, okula yasak bir şey getirilemezdi.-okulun herhangi bir yerinde sakız çiğnenemez, derslerde bir şey yenemez, su içmeye gitmek için izin istenirdi.

Birine uyuz olduysak öğretmene şikâyet eder, asla kendimiz sopayla, bıçakla girişmez, çeteleşmez, okul dışında bile kavga etmezdik. 
Bilirdik ki kavga edersek evde ya da okulda bi posta daha dayak var.

Kızlarla erkekler birbirine mesafeli durur, el şakası yapmaz, küfürlü konuşmaz, efendilik bozulmazdı.
Yerli malı haftası sınıf pikniğine döner, her tür yiyecek bulunur ve biz bu yemekleri paylaşırdık.

Kitap okurduk örneğin, ödev bile olsa okurduk. Değiştirip kitapları öyle okur, kütüphaneden kimlik çıkartır kütüphanede okurduk.

Biz öğrenci gibi öğrenciydik. Saygılıydık, tertipliydik, edepliydik...

Biz çok güzel öğrencilerdik. Çok zor da olsa o dönemlerde hayat, şimdikiler gibi kayıp kuşak değildik. Hayatın bir anlamı vardı ve biz bunu bilmesek bile hissederdik...
İzmir Kız Lisesi 
10 Kasım töreni

Alıntı



Mehmet Ali Arslan, Haber Blog

Bir hikaye masal

Bir hikaye masal

iskoçya’da yoksul mu yoksul bir çift yaşardı. Fleming’di adı. 
Günlerden bir gün tarlada çalışırken bir çığlık duydu. Hemen sesin geldiği yere koştu. 
Bir de baktı ki beline kadar bataklığa batmış bir çocuk, kurtulmak için çırpınıp duruyor. Çocukcağız bir yandan da avazı çıktığı kadar bağırıyordu. 
Çiftçi çocuğu bataklıktan çıkardı ve acılı bir ölümden kurtardı.

Ertesi gün Fleming’in evinin önüne gelen gösterişli arabadan şık giyimli bir aristokrat indi. Çiftçinin kurtardığı çocuğun babası olarak tanıttı kendini. ‘‘Oğlumu kurtardınız, size bunun karşılığını vermek istiyorum’’ dedi. yoksul ve onurlu Fleming ‘‘Kabul edemem!’’ diyerek ödülü geri çevirdi.

Tam bu sırada kapıdan çiftçinin küçük oğlu göründü. ‘‘Bu senin oğlun mu?’’ diye sordu aristokrat.

Çiftçi gururla ‘‘Evet!’’ dedi. Aristokrat devam etti: ‘‘Gel seninle bir
anlaşma yapalım. Oğlunu bana ver iyi bir eğitim almasını sağlayayım. Eğer karakteri babasına benziyorsa ilerde gurur duyacağın bir kişi olur.
‘‘ Bu konuşmalar sonunda Fleming’in oğlu aristokratın desteğinde eğitim gördü.

Aradan yıllar geçti. Çiftçi Fleming’in oğlu Londra’daki St. Mari’s Hospital Tip Fakültesi’nden mezun oldu ve tüm dünyaya adini penisilini bulan Sir Alexander Fleming olarak duyurdu. Bir süre sonra aristokratin oğlu zatürreye yakalandı. Onu ne mi kurtardı?

Penisilin!

Aristokratin adı: Lord Randolp Churchill.
Oğlunun adi: Sir Winston Churchill.
Kurtaran doktor: Çiftçinin oglu Sir Alexander Fleming.


Mehmet Ali Arslan, Haber Blog

24 Kasım Öğretmenler Günü kutlu olsun

En iyi öğretmenler kitaptan değil, yürekten öğretir. Harika bir öğretmen olduğunuz için teşekkürler. Öğretmenler Gününüz kutlu olsun!


Mehmet Ali Arslan, Haber Blog

22 Kasım 2024 Cuma

Kafkas göçleri




Kafkasya; Batıda Karadeniz kıyılarından doğuda Hazar Denizi'ne kadar olan ve bölgenin belkemiğini oluşturan, kuzey batıdan güneydoğuya uzanan Kafkas Dağları'nın kuzey ve güney olarak ikiye ayırdığı bölgedir. 

Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan devletlerinin bulunduğu Güney Kafkasya'nın yanı sıra, Kuzey Kafkasya'da ise Dağıstan, Çeçen-İnguş, Osetya, Kabartay-Balkar,
Abhazya ve Adige bölgeleri bulunmaktadır.

Karadeniz ile Hazar Denizi arasında bir köprü gibi uzanan Kafkasya; çeşitli topluluklar için binlerce yıldır geçit yeri olduğu gibi, dünyanın en eski yerleşik toplumlarını da barındıran bir bölgedir.

Bölgenin İslam diniyle tanışması, daha binli yýllara gelinmeden Araplardan müteşekkil İslam orduları vasıtası ile olmuşken Araplardan sonra bölgede İslami temsil görevini Selçuklu ve Osmanlı devirlerinde Türkler üstlenmişlerdir.

Lala Mustafa Paşa, Özdemiroğlu Osman Paşa ve Ferah Ali Paşa gibi komutanların faaliyetleri ile Kafkasların kapıları Osmanlılara açılmıştır. 

Rusların 1552 yılında Kazan ve ardından 1556'da Astrahan'ı ele geçirerek Kırım'la irtibat kurmak ve Karadeniz kıyısında yer edinebilmek amacıyla giriştiği istilâ hareketleri ile Gürcistan'ı ilhâkları ve ardından tüm Kafkasya'ya yönelik faaliyetleri her geçen gün zayıflayan Osmanlı Devleti tarafından dikkatle takip edilmiştir.

Osmanlı Devleti, 1829 Edirne Antlaşması ile Kafkaslardaki nüfuzunu
büyük oranda kaybetmiştir. 

Buna rağmen Müslüman Kafkas halkları için
Osmanlı Devleti, Osmanlı Devleti için ise Kafkasya halklarý önemini korumaya devam etmiştir. 

Nitekim 1853-1856 Kırım Harbi ve ardından da özellikle Ruslara karşı yürütülen ve "Müridizm Hareketi" olarak ifade edilen mücadelenin Ruslar karşısında başarısız olması üzerine Kafkasya'dan Osmanlı topraklarına yapılan yoğun göçler bu karşılıklı vazgeçilmezliğin göstergeleri olmuştur.

Bölge halkları açısından en yüksek ortak mensubiyet şuuru dinî kimlik üzerine olduğundan, temel kaygı, dinî benliğin gelecek nesillerde de muhafaza edilebilmesiydi. 

Bundan dolayıdır ki en çok korkulan ve tepki gösterilen husus,
kimliklerinin tehdit altına girmesi ve gelecek nesillerin Rus baskısıyla
Hristiyanlaştırılması olarak görülmekteydi. 

"Rusya Devleti'ne terk olunan mahaller ahalisinden olup, kendi vefatından sonra ıyâl ve evlâdı o tarafta kalarak tanassur edeceği mülahaza ve havfından nâşi..." ifadeleriyle belgelere
yansıyan bu endişelere karşı konulamayacağının düşünüldüğü hallerde ise ataların vatanından dahi vazgeçilebilirdi, çünkü orası artık "Daru'l İslâm" olmaktan çıkmış olarak telakki edilmekteydi. 

Bu ve benzeri düşünceler; Osmanlı
topraklarına yani bölge halklarının Aktopraklar olarak ifade ettikleri Hilâfet topraklarına gerçekleştirilen kitle göçlerinin temel hareket noktalarından birisiydi.

Osmanlı Arşiv Belgelerinde Kafkas Göçleri isimli iki ciltlik bu çalışmada Kuzey Kafkasya bölgesinden gelen muhacirlerle ilgili belgeler kullanılmıştır.

Başbakanlık Osmanlı Arşivi fonları taranarak yapılan değerlendirmeler çerçevesinde belgeler; Muhacirler Hakkında Talimatlar, İskân, Yardımlar, Problemler ve Çözüm Yolları şeklinde dört ana başlık altında toplanmıştır.

Göç ile ilgili genel konuların ele alındığı Talimatlar adlı birinci bölümde; "talimat" türündeki düzenlemelerden anlaşılmaktadır ki; Osmanlı yönetimi tek
bir talimatla konuyu çözme yoluna gitmemiş, durumun gerektirdiği her şart içinde bölgesel-idarî nizamname türü talimatlar yayınlamıştır.

Osmanlı topraklarına gelen ve gelecekleri haber alınan göçmenler için uygun iskân bölgelerinin temini için etütler yaptırıldığı bu bölümde yayınlanan kırk altı konu başlığı altındaki belgelerde ortaya konulmaktadır.

Osmanlı topraklarına gelen muhacirlerin acil ihtiyaçlarının giderilmesi, geçici iskân yerlerine misafir olarak yerleştirilmeleri, hasta olanların muhacir hastanelerinde tedavi edilmeleri, bulaşıcı hastalık tehlikesine karşı karantinaya alınmaları, kimi zaman bir günde birkaç bin kişilik gruplar halinde gelenler için
sayım, masraf belirleme ve bunları kayda geçirme işlemleri, gerektiğinde komisyon kurulması gibi hususlar da yine bu bölümün belgelerine yansıyan hususlar arasında zikredilebilir.

İskân başlıklı ikinci bölümde; Muhacir iskânı için devlete ait mirî araziler
yanında, hanedana ait çiftlikler ve şahıs arazileri de tahsis edilmiştir. 

Tespit edilen yerlerin, muhacir gruplarının geldikleri bölgenin coğrafî şartlarına uygun olmasına özel önem verilmiş, meydana gelen aksaklıkların çözümü için büyük gayret sarf edilmiştir.

 İskan için belirlenen bu yerlere ulaşan muhacirler, bir
müddet yerli halkın yanında misafir edildikten sonra kendileri için inşa edilen evlere yerleştirilmiştir. 

Muhacir iskânı ile oluşturulan yerleşim birimleri, bazen
müstakil köy bazen de bitişik mahalleler olarak planlanmıştır. 

Ancak kurulan köylerin orman sahası içinde olmamasına dikkat gösterildiği bu bölümdeki seksen iki konu başlığı altındaki belgelerden takip edilebilmektedir.

Yardımlar başlıklı üçüncü bölümde; Osmanlı ülkesine muhacir olarak
gelen Kafkasya Müslümanlarının temel ihtiyaçlarının karşılanması hususunda yapılanlar elli iki konu başlığı altında görülmektedir
.
Gerek devletin gerekse yerli halkın muhacirlere öncelikli olarak temel ihtiyaç maddelerini sağladığı, iskân gerçekleştikten sonra ise sosyal hayat için gerekli binalar; ibadet için cami, çocukların eğimi için okul yaptırdıkları görülmektedir. 

Bu binaların yapımında hanedan üyelerinin, bazı vakıfların ve
halkın ileri gelenlerinin öncülükleri dikkat çekicidir.

Problemler ve Çözüm Yolları başlıklı dördüncü bölümde ise; Yolculuk esnasında; ihtiyaçları zamanında karşılanmayan muhacirlerin taşkınlık yapmaları, iskân için kararlaştırılan yerlere gitmek istemeyişleri, günlük yiyecek ve
tayinatlarının temini gibi problemli durumlar ve çözümlerine ait elli altı konu başlığı altındaki belgeler bu grupta yer almaktadır.

Sultan II. Abdülhamit'in saltanatının ilk yıllarında hazırlanmış olan ve
Kırım Savaşı'ndan itibaren Osmanlı topraklarına göç eden muhacirleri cetveller halinde gösteren bir defter de ekler bölümünde grafikler halinde deðerlendirilmiþtir.

Eserin son kısmına analitik indeks ve haritalar da eklenmiþtir.

Çalışmada emeği geçen Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü personeline teşekkür eder, ilgililere yararlı olmasını dilerim.

Doç. Dr. Uğur ÜNAL
Devlet Arşivleri Genel Müdürü


Mehmet Ali Arslan, Haber Blog

21 Kasım 2024 Perşembe

Kaba saba, soluk, yıpranmış giysiler içindeki yaşlı çift




Kaba saba, soluk, yıpranmış giysiler içindeki yaşlı çift, Boston treninden inip utangaç bir tavırla rektör’ün bürosundan içeri girer girmez, sekreter masasından fırlayarak önlerini kesti…
Öyle ya, bunlar gibi ne idüğü belirsiz taşralıların Harvard gibi üniversitede ne işleri olabilirdi?
Adam, yavaşça rektörü görmek istediklerini söyledi.
İşte bu imkansızdı…
Rektörün o gün onlara ayıracak saniyesi yoktu…
Yaşlı kadın, çekingen bir tavırla; “Bekleriz” diye mırıldandı…
Nasıl olsa bir süre sonra sıkılıp gideceklerdi…
Sekreter sesini çıkarmadan masasına döndü...
Saatler geçti, yaşlı çift pes etmedi…
Sonunda sekreter, dayanamayarak yerinden kalktı.
“Sadece birkaç dakika görüşseniz, yoksa gidecekleri yok” diyerek rektörü iknaya çalıştı. Anlaşılan çare yoktu...
Genç rektör, isteksiz bir biçimde kapıyı açtı.
Sekreterin anlattığı tablo içini bulandırmıştı.
Zaten taşralılardan, kaba saba köylülerden nefret ederdi.
Onun gibi bir adamın ofisine gelmeye cesaret etmek, olacak şey miydi bu?
Suratı asılmış, sinirleri gerilmişti.
Yaşlı kadın hemen söze başladı. Harvard’da okuyan oğullarını bir yıl önce bir kazada kaybetmişlerdi…
Oğulları, burada öyle mutlu olmuştu ki, onun anısına okul sınırları içinde bir yere, bir anıt dikmek istiyorlardı.
Rektör, bu dokunaklı öyküden duygulanmak yerine öfkelendi.
“Madam” dedi, sert bir sesle,
“Biz Harvard’da okuyan ve sonra ölen herkes için bir anıt dikecek olsak, burası mezarlığa döner…”
“Hayır, hayır” diyerek haykırdı yaşlı kadın…
“Anıt değil…
Belki, Harvard’a bir bina yaptırabiliriz”.
Rektör, yıpranmış giysilere nefret dolu bir nazar fırlatarak,
“Bina mı?” diyerek tekrarladı,
“Siz bir binanın kaça mal olduğunu biliyor musunuz?
Sadece son yaptığımız bölüm yedi buçuk milyon dolardan fazlasına çıktı…”
Tartışmayı noktaladığını düşünüyordu.
Artık bu ihtiyar bunaklardan kurtulabilirdi..
Yaşlı kadın, sessizce kocasına döndü:
“Üniversite inşaatına başlamak için gereken para bu muymuş?
Peki, biz niçin kendi üniversitemizi kurmuyoruz, o halde?”
Rektör’ün yüzü karmakarışıktı. Yaşlı adam başıyla onayladı.
Bay ve bayan Leland Stanford dışarı çıktılar.
Doğu California’ya, Palo Alto‘ya geldiler.
Ve Harvard’ın artık umursamadığı oğulları için onun adını ebediyyen yaşatacak  üniversiteyi kurdular.
Amerika’nın en önemli üniversitelerinden birini: STANFORD ÜNİVERSİTESİNİ...

Görsel : Stanford Ailesi…
#Gülrengi Gülrengi



Mehmet Ali Arslan, Haber Blog

20 Kasım 2024 Çarşamba

Neyzen Tevfik ve " Hiç felsefesi



Neyzen Tevfik  ve " Hiç felsefesi "

Neyzen Tevfik Bursa da adliyenin önünde
bir köylüye arzuhal " dilekçe " yazmaktadır.
Dönemin Sadrazamı Damat Ferit Bursa da
bulunmaktadır. Adliyenin önüne gelince,
giydiği gömleğin bir kolu yok, pantolonu 
yamalı, ayakkabılarını terlik gibi giymiş,
yanında yerde duran bir Ney' le birini görünce
çok şaşırır. Böyle giyimli birinin dilekçe yazabileçeğine ihtimal vermez. 
Dilekçenin bitmesini bekler.
Neyzen Tevfik dilekçeyi bitirir, köylüye dilekçeyi verir parasını alır çebine koyar.
Damat Ferit yanından geçen köylüden dilekçeyi ister, dilekçe Bursa valisine yazılmış olup,
çok güzel el yazısı ve uslup kullanılmıştır.
Böyle bir dilekçenin ezberlenmiş olabileceğini düşünür ve ikincisini bekler.
Bu defa dilekçe Sulh Ceza Hakimi nedir.
Bun da da çok güze el yazısı ve uslup kullanılmıştır.
Bir sonrakini bekler. Bu defa ki dilekçe,
Hariciye Nezareti" Dış işleri"  ne dir. 
Damat Ferit şaşkındır. Böyle giyinen birinin 
bu tür dilekçeler yazabileceğine bir türlü inanamaz.
Neyzen Tevfi' in yanına gider; "gel seni valiliğe 
katip olarak aldırayım." der.
Neyzen Tevfik düşünür ; "peki sonra ?" der.
Damat Ferit ; "çok yetenekli olursan, baş 
katip olursun." der.
Neyzen Tevfik ; " peki sonra ?" der.
Damat Ferit ; "sonra seni saraya İstanbul'a
aldırırım orada katiplik yaparsın." der.
Neyzen Tevfik yine düşünür ve ;" peki sonra?" der.
Damat Ferit; "oradada başarılı olursan baş katip olursun." der.
Neyzen Tevfik yine düşünür " peki sonra?" der.
Damat Ferit ; "sonra benim yerime sadrazam 
olursun" der.
Neyzen Tevfik ; peki daha sonra ? "
Damat Ferit sinirlenmiştir, ; " bu ülkeye padişah
olursun" der.
Neyzen Tevfik ; " peki daha sonra ? der.
Damat Ferit iyice sinirlenmiştir; 
" sonrası Hiç  " der.
Bunun üzerine Neyzen Tevfik; " ya beyim,
ben zaten bir Hiç ' im ! Bir Hiç için bu kadar 
zahmete değer mi ? " der.



Mehmet Ali Arslan, Haber Blog

Nida Tüfekçi, Muhlis Akarsu ile ilgili bir anısını anlatıyor.




Kangallı aşık Muhlis Akarsu ile bir gün muhabbet ediyor, saz çalıyor, türkü söylüyorduk. ‘Bunca Çektiklerim Senin Yüzünden’ sözleri ile başlayan bir koşma okudu. Ben de sazımla kendisine katıldım. Parçanın sonuna kadar, hiç şaşırmadan, falso yapmadan rahatlıkla çalabildim. Bu olmayacak bir şey idi. Zira insan yeni duyduğu bir türküyü, nasıl olurda bu derece uyumlu ve doğru icra edebilirdi. Zihnimden geçen bu düşünceler içinde iken, sözü edilen ezgiyi başka sözlerle bildiğimi hatırladım. Bu ezgi Veysel’in “Kara Toprağı” söylediği ezgi idi. Ben aşığa sorular yöneltmeye başladım. Konuşma aynen şöyle idi: (Bu konuşmayı kasete aldım.)

“Aşık Akarsu; şimdi bu çaldığın parça, bana bir başkasının çalıp söylediği bir türküyü hatırlattı. E…yani sen bunu yapmakla bir hata mı ediyorsun diye düşündüm kendi kendime.” “Hocam, değil. Bizde buna ayak derler ve biz bu ayağa çeşitli konulardaki sözleri işleriz. Aynı havayla sözler söyleriz, eskiden beri de bu böyledir.”

“Yani bu ayakla herhangi bir deyiş söyleyebilir misiniz?”  “Tabii daha başka şey de söyleriz.”

“Diyelim ki bu deyiş senindi. Eski yaşamış bir aşığın deyişini de söyleyebilir misiniz?” “Tabii onu da söyleriz aynı ayakla.” Aşık Akarsu bir başka ezgi daha çaldı. Ben bu ezgiyi de biliyordum. Parçayı Kangal’ın Minare köyünden İbrahim Dede’den öğrendiğini, şah beyitte adı geçen Müslimi’nin İbrahim Dede’nin babası olduğunu söyledi. Bu ezgi ile Erzincanlı aşık Davut Sulari’de bir deyiş okumuştu.

Nida Tüfekçi, Muhlis Akarsu ile ilgili bir anısını anlatıyor.

Mehmet Ali Arslan, Haber Blog

BİR ZAMANLAR ARAL GÖLÜ



BİR ZAMANLAR ARAL GÖLÜ!

Dünyanın 4. Büyük gölüydü Aral gölü.

Aral Gölü, Kazakistan - Karakalpakistan sınırları içinde olan göldür. Önceki yıllarda 68.000 km² yüz ölçümüyle Asya'nın ikinci, dünyanın dördüncü büyük gölüydü. Son yıllarda aşırı sulama nedeniyle eski yüzölçümünün %90'ını kaybetmiştir.

Özbekistan ile Kazakistan arasında bulunan Aral gölü artık dünyanın en genç çölü ve "Aral kum çölü" olarak anılıyor.

Aral plansız bir şekilde kullanıldı ve neticesinde göle Siriderya'dan akan suyun tamamı ve Amuderya'dan gelen kaynağın ise bir bölümü durdu.

Ülke pamuk üretimini iki katına çıkardı bunun sonucu olarak gölün kaybı kaçınılmaz oldu.

Kumların üstünde kalan dev paslanmış gemiler mazide kalan görkemli Aral Gölü'nün iskeleti gibi...



Mehmet Ali Arslan, My Blog

18 Kasım 2024 Pazartesi

Arslan her ay karsın plakasında ığdır Ardahan ve Karslılar la buluşacak




Mehmet Ali Arslan, hem gazetecilik hem yazarlık hem de girişimci kimliğiyle tanınan bir isim. Arslan, Ardahan kars ve Iğdırlı hemşehrileriyle olan bağlarını hiçbir zaman koparmadı. Bu kapsamda Karslılar'la da sık sık görüşen Arslan, bu kez daha da ileri giderek her ay Ardahan Iğdır ve Karslılarla buluşma kararı aldı, Mehmet Ali Arslan Geçtiğimiz günlerde kars Gazetesinde yaptığı açıklamada  "Karslılarla olan bağım her zaman güçlü oldu. Bundan sonra'da bu bağı daha da güçlendirmek istiyorum. Bu nedenle her ayın 3'ü ve 6'sında yanı karsın plakasında (36) da  Iğdır Ardahan ve Karslılarla bir araya geleceğim" dedi.

İşte Mehmet Ali Arslan'ın ığdır Ardahan ve Karslılar'la buluşma günleri

3 Ocak
6 Ocak

3 Şubat
6 Şubat

3 Mart
6 Mart

3 Nisan
6 Nisan

3 Mayıs
6 Mayıs

3 Haziran
6 Haziran

3 Temmuz
6 Temmuz

3 Ağustos
6 Ağustos

3 Eylül
6 Eylül

3 Ekim
6 Ekim

3 Kasım
6 Kasım

3 Aralık
6 Aralık







Mehmet Ali Arslan, My Blog

17 Kasım 2024 Pazar

TARİH YENİDEN YAZILACAK MI?




TARİH YENİDEN YAZILACAK MI?
...
Arkeologlar uzun zamandır Paskalya Adası'ndaki bazı "kafaların" gömülü bir cesede sahip olduğundan kuşkulanıyordu Aynı zamanda metrelerce yüksekliğindeki "dev kafalar" da istisna olduğu düşünülüyor. Aslında bu kafaların altında yatan bir gövdesi olsaydı, orantıları karşılayabilmek için en az 20 metre boyunda gerçek taş devleri olması gerekirdi.
...
Son kazılar, Paskalya Adası'ndaki "dev kafaların" aslında kafaları yerden çıkan "taş devleri" gömülü olduğunu göstermiştir.. Birkaç ton ağırlığındaki heykeller yaklaşık 20 metre derinliğe nasıl geldi? Bilerek yaptılarsa kırmadan nasıl başardılar? Paskalya Adası küçük bir adadan biraz daha fazlası. Düzinelerce "taş devini" Okyanusun ortasına gömecek insan gücünü nereden buldular? Cevaplanmamış sorular.
...
Mısırlılar da benzer şeyleri yapabilirlerdi, ancak onların emrinde bir imparatorluğun insan gücü vardı. Küçük Paskalya Adası'ndaki ada sakinlerinin emrinde hangi işçi gücü vardı? Nan Madol'da da aynı şey oldu. Gizemli bir insan Okyanusun ortasında küçük bir adada metropol inşa etti. Elbette bunu yapmak mümkün. Ama bir imparatorluğun insan gücüne sahipsen. Ama Pasifik Okyanusu'nun ortasındaki tamamen izole edilmiş bir adada hangi insan gücü mevcuttu?
...
Aynı şey Türkiye ile Suriye sınırında da oldu. Koca bir megalitik kompleks tamamen gömüldü kimse kim tarafından kimse bilmiyor neden olduğunu bilmiyor Bu sitenin adı "Göbekli Tepe", yani "göbekli Tepe"dir. "Ama o tepenin altında insanoğlunun en derin gizemlerinden biri var. Georadarlarla yapılan son çalışmalar, Göbekli Tepe'ye benzer düzinelerce sitenin metrelerce derinliğe "gömülü" olduğunu ortaya çıkardı. Daha sonra doğal bir felaket nedeniyle yok olan bilmediğimiz bir medeniyet miydi? Yoksa ne olur?
...
Ünlü bilimsel dergi Nature'da ortaya çıkan birkaç bilimsel makale bize 10.000 yıl önce bir dizi kuyrukluyıldızın Dünya atmosferinden geçtiğini ve binlerce parçaya bölündüğünü söylüyor. Dünya, en az dört kıtaya çarpan parçaların gerçek bir bombardımanıyla vuruldu. Hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Tarih öncesi gerçek bir "Kıyamet" vardı, bu da bilinmeyen sayıda "homo sapiens"i sildi. "Paskalya Adası kalıntıları Göbekli Tepe'ninkilerle eşleşiyor mu?

...- Son 75.000 yılın gizli tarihi.
Alıntıdır🤔👈

Mehmet Ali Arslan, My Blog

Evet lideriz Altay 1 Sarıyer 5


Evet lideriz
Altay 1 Sarıyer 5



Mehmet Ali Arslan, My Blog

TÜRK TİYATROSU TARİHİ'NİN BELKİ DE EN BAHTSIZ ''AİLESİ '' TOSUN'LAR




TÜRK TİYATROSU TARİHİ'NİN
BELKİ DE EN BAHTSIZ  ''AİLESİ '' TOSUN'LAR
1926 yılında, Balıkesir'in Burhaniye ilçesinde doğan Necdet Baba lakaplı Necdet Tosun, 1955 yılında öğlenleri lokantacılık, akşamları da bir terzide çalışarak geçimini sağlıyordu.
Kilolu ve sevimli görünüşü sebebiyle çevresinde de hep sevilmişti. Çocukları eğlendirmeyi de çok severdi. Askerde de koğuşun komedi ustasıydı.
1955'te bir film ekibi, Burhaniye'ye gelince, yönetmen ve ekip, Necdet Baba'nın insanları nasıl neşelendirdiklerini farketti.
Bunun üzerine kendisine filmde oynaması için rol teklif edildi ve Necdet Tosun da parasal sorunlardan dolayı kabul etti. Hiç hayatında ezber yapmamış birisi için rol yapmak çok zordu.
Oyunculuğu beğenilince, İstanbul'a, Beyoğlu ilçesindeki Yeşilçam Sokak'ına çağrıldı.
Gitti İstanbul'a; beş parasız, aç ve yamalı haliyle. Hatta neredeyse 1 ay, bu iş için sokakta bile yatmak mecburiyetinde kaldı.Zaman geçerken işinde daha da profesyonel oldu.Sevimli yüzü,fiziksel iriliği,kendisine daha çok kahya,aşçı,kötü ama komik mafya babası rollerini sağladı.
1960'ların başında evlendi. 1963'te ilk çocukları doğdu. İlk çocuğunun hep erkek evlat olmasını istemesi yüzünden oğlunun müjdesiyle, çok mutlu oldu. Ona Erdal ismini koydular. 1967'de ise Gürdal adlı ikinci oğlu ve son çocuğu doğdu. 1975'de bir film çekimi için Almanya'ya gitti.
İlk kez yurt dışına çıkıyordu ama meraklı ve heyecanlıydı. Orada film çekimi bittikten sonra kaldığı otele giderken, bir arabanın altında kaldı.
Hemen İstanbul'a getirdiler. Baygındı. Çocukları henüz ufaktı. Ailenin de borcu vardı. Ama ne yazıkki ilk kör talih vurdu aileye.
1975 yılında Necdet Baba'yı kaybettiler. Çocukları da yarı turnede yarı prova sahnelerinde büyüyünce, O'nun izinden gitmeye karar verdiler. Erdal, 18 yaşındayken Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuarı'nı kazandı. Diksiyonu iyiydi ve dersleri de iyiydi.
Dört senelik okulu üç senede bitirdi.
Sonra devlet tiyatrolarında idareciliğe kadar yükseldi. Küçük kardeşi Gürdal, hiç boş durur muydu? O da sınavlara girdi ve kazandı, ama okul O'nu çok kilolu buldu ve derslere kabul etmediler. "Kilo ver, öyle başla." dediler.
Gürdal, bu duruma üzüldü. Gizli gizli, kimseye haber vermeden Levent Kırca Tiyatrosu'nda gişecilik yaparken, Levent Usta kendisinin kim olduğunu farketti ve O'nu tiyatroya davet etti.
Sıkı bir diyete girdi. Bu arada Levent Kırca'nın senaryo ekibinde hem güçlü senaryo yazmayı öğrendi hem de Yılmaz Erdoğan ile tanıştı. 1990 yılında O da üniversiteyi üç senede bitirerek artık bir mezun oldu. Yılmaz Erdoğan, bir sahne açtı ve Gürdal'ı davet etti.
Gürdal, en az 5000 kez çıkacağı o sahnede, sanatını icra etmeye başladı. Çok yetenekli ve merhum babası gibi komikti.
Ağabeyi Erdal, devlet tiyatrolarındaki idarecilik işlerinden sıkıldığını beyan ederek istifa etti. Kardeşinin tavsiyesi ve önerisi üzerine, O da ekibe katıldı.
Bir Demet Tiyatro, Otogargara gibi haftalık durum komedi oyunlarında ağabey - kardeş oynadılar. 1999 yılına dek hayat, harika ve güzeldi.
1999'da Gürdal'a böbrek yetmezliği teşhisi konuldu. Lakin çok kiloluydu. Bu yüzden tedavisi ağır ve yavaş sürmekteydi
Yine bu yüzden, Yılmaz Erdoğan'ın Van'da çekeceği film teklifini geri çevirmek zorunda kaldı. Doğu'da film çekimleri devam ederken, ara sıra İstanbul'a ziyaretine gelen ağabeyi Erdal ile 2 buçuk saat başbaşa konuştular. Son sözlerde; Gürdal, "Ben ölüyorum abi!" dedi.
Erdal da, "Ben yokken ölme. Ayık kal!" diye cevap verdi ve kardeşini alnından öptü.
Son kez gördü kardeşini ve Van'a geri dönüş yaptı. Film çekimi bitti. Yolda bir telefon geldi ve Gürdal, vefat etmişti. O yıl, 30 Ağustos bir bayram değil, bir ağıt günü olmuştu Tosun Ailesi'ne.
Seneler geçti. Erdal, Gürdal'ı her gün özlemle andı. Hatta Gürdal adına, Sarıyer'de bir kuru fasülyeci bile açtı. İşletti. Kardeşinin fotoğrafını, kasanın üstünde yer alan Atatürk'ün fotoğrafının altına astı. 2016'nın başında böbrek yetmezliği teşhisi bu kez kendisine konuldu.
Doktora yanıtı ise çok ağırdı: "Kardeşim de bundan gitmişti, tam 16 yıl evvel efendim...!" Doktor ise ondan sigarayı bırakmasını emretti. Erdal, hiç zorlanmadan bıraktı bu illeti. Sık sık diyalize gitti. Gürdal ile kıyaslanırsa daha az kiloluydu ve
Gürdal'ın aksine, karaciğerinde de ek bir komplikasyon yoktu. Bir akşam üzeri setten çıktı ve şahsi arabasıyla diyalize gitti. Gidiş, o gidişti...!
Kusurun tamamen karşı tarafta olduğu bir arabanın kendi arabasının üzerine çıkmasıyla eziliverdi Erdal...
Hastaneye kaldırdıklarında çok geçti. Bu sebeple kısa ve dar bir zamanda, Türk Sineması ve Tiyatrosu'ndan bir Tosun Ailesi geçmiştir. Saygıyla anıyoruz.
Kısa veya uzun yaşayın farketmez. Önemli olan anlamlı yaşamanız ve saygıyla anılmanız.
Fotoğraflar: Necdet TOSUN (1926 - 1975),
Erdal TOSUN (1963 - 2016) ve Gürdal TOSUN (1967 - 2000)  takip edelim


Mehmet Ali Arslan, My Blog

Alanya Kalesi Türkiye Tarihi






Alanya Kalesi/Türkiye Tarihi.
 Bugün Alanya olarak bilinen şehrin kökenleri binlerce yıl öncesine dayanmaktadır.  Erken yerleşimin adı olan antik Coracesium kentine yapılan atıflar MÖ 4. yüzyıldan itibaren bulunabilir.  Alanya, antik çağların büyük bir bölümünde, mükemmel tasarlanmış körfezi ve limanı sayesinde ünlü korsanları korumuştur.  Ancak Büyük Pompeius'un Akdeniz'i korsanlardan kurtarmak için yaptığı ünlü sefer sırasında, Alanya, korsanların yenildiği önemli bir savaşın yeriydi.  İmparatorluk döneminin geri kalanında, şehir Roma ve ardından Bizans kontrolü altında kaldı, ancak bu süre zarfında bölgenin en önemli yerleşim yerlerinden biri değildi.
 1221 yılına kadar şehrin gerçekten öne çıkması değildi.  Şehrin Selçuklu Türkleri tarafından fethinden sonra Sultan I. Alaaddin Keykubat Alanya'yı kışlık evi yapmaya karar verdi ve şehir doruk noktasına ulaştı.
 MÖ 3. yüzyılda Sicilyalı haydut ve korsanlara kalkan olan ve Tersane (tersane) olarak adlandırılan liman ve liman, Selçuklu donanmasının ana deniz üssü haline getirilmiş;  savunma duvarları restore edildi ve bölgede kalan anıtların belki de en çarpıcısı olan Kızıl Kule inşa edildi.  O zamandan 18. yüzyıla kadar 1471'de Osmanlı İmparatorluğu'na katılan Alanya, başta Mısır, Suriye ve Kıbrıs olmak üzere diğer Akdeniz ülkeleriyle ticaret için önemli bir liman haline geldi.  Bugün Alanya, Akdeniz havzasının en iyi korunmuş tersanesidir.


Mehmet Ali Arslan, My Blog

Çorum




Çorum, Türkiye’nin İç Anadolu Bölgesi’nde yer alan ve tarih boyunca pek çok medeniyete ev sahipliği yapmış bir şehir olduğundan, etnik açıdan da çeşitlilik gösteren bir yapıya sahiptir. İşte Çorum’da yaşayan bazı etnik gruplar:

1. Türkler
Çorum’un nüfusunun büyük bir kısmını Türkler oluşturur. Şehirdeki Türk nüfusu, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinden itibaren yerleşik olan Türkmen ve Yörük kökenli ailelerden gelmektedir.

2. Kürtler
Özellikle Cumhuriyet dönemi sonrasında Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden göç eden Kürt nüfusu Çorum’da yaşamaktadır.

3. Çerkesler
Osmanlı döneminde Kafkasya’dan Anadolu’ya göç eden Çerkesler, Çorum’a da yerleşmiştir. Merkez ve bazı köylerde Çerkes toplulukları bulunmaktadır.

4. Lazlar
Karadeniz’e yakın olması nedeniyle Çorum’a yerleşen Laz nüfus da bulunmaktadır.

5. Romanlar
Çorum’da yaşayan Roman toplulukları, genellikle kent merkezinde yerleşik olup farklı mesleklerde çalışmaktadırlar.

6. Türkmen Aleviler
Çorum’da Alevi Türkmen toplulukları da önemli bir nüfus oluşturmaktadır. Özellikle merkeze bağlı köylerde ve çevre ilçelerde yoğunlaşmışlardır.

7. Gürcüler
Çorum’un bazı köylerinde Gürcü kökenli vatandaşlar yaşamaktadır. Gürcistan’dan gelen ailelerin bir kısmı bu bölgede yerleşik hale gelmiştir.

Bu çeşitlilik, Çorum’un tarihsel ve coğrafi konumunun bir sonucu olarak şekillenmiştir. Etnik gruplar, Çorum’un kültürel dokusuna zenginlik katmış ve şehri hem folklor hem de mutfak açısından daha renkli bir hale getirmiştir.




Mehmet Ali Arslan, My Blog