6 Ekim 2024 Pazar

Taylor Swift: dünyanın en zengin kadın müzisyeni oldu

Dünyaca ünlü şarkıcı Taylor Swift, sadece müzikal başarılarıyla değil, aynı zamanda devasa bir servete ulaşarak müzik endüstrisinde yeni bir çığır açtı. Forbes'un güncel verilerine göre, Swift'in net serveti 1,6 milyar dolara ulaşarak, daha önce bu unvana sahip olan Rihanna'yı geride bıraktı. Bu durum, Swift'i dünyanın en zengin kadın müzisyeni yapmasının yanı sıra, tüm zamanların en zengin müzisyenleri listesinde de üst sıralara taşıdı. Haberin 👉Detayı 👈

kaynak: imparator Gazetesi


Mehmet Ali Arslan, internete ilk alemde Tek - Yazıyorum Çünkü Herkes okuyor

Instagram'ın genç kullanıcılar için aldığı önlemler daha da genişliyor




Instagram 2025 yılında Türkiye'de uygulamaya konacak olan "Genç Hesaplar" özelliği ile platform, hem gençlerin hem de velilerin endişelerine cevap veriyor.

İşte yeni özelliğin öne çıkan detayları:

Gece Uyku Modu: Akşam 22.00 ile sabah 07.00 saatleri arasında hesaplar otomatik olarak "uyku moduna" geçecek. Bu sayede gençler gece boyunca gelen bildirimlerden etkilenmeden dinlenebilecekler.

Bildirim ve Mesaj Kısıtlamaları: Belirli saatlerde ve içeriklerde bildirimler ve mesajlar kısıtlanacak. Bu sayede gençler istenmeyen etkileşimlerden korunacak.

Ebeveyn Kontrolü: Veliler, çocuklarının Instagram kullanım sürelerini ve etkileşimlerini takip edebilecek, belirli hesapları engelleyebilecek ve içeriklere erişimi sınırlayabilecek

Otomatik Hesap Ayarları: Yeni açılan tüm genç hesapları, bu özellikler ile otomatik olarak ayarlanacak. Mevcut genç kullanıcıların hesapları da sistemde güncellenecek.

Ekran Süresi Uyarıları: Gençlerin günlük ekran süresi belirli bir limiti aştığında uyarı verilecek ve uygulamadan çıkmaları önerilecek.




Mehmet Ali Arslan, internete ilk alemde Tek - Yazıyorum Çünkü Herkes okuyor

Napoli’de yasa dışı kazıda bin yıllık kilise bulundu



BBC'de yer alan çarpıcı haber, Napoli'de yapılan yasa dışı bir kazıda ortaya çıkan bin yıllık bir kiliseyi gündeme taşıdı. Bu keşif, hem arkeoloji dünyasında büyük heyecan yaratırken hem de birçok soruyu akıllara getirdi. 



Mehmet Ali Arslan, internete ilk alemde Tek - Yazıyorum Çünkü Herkes okuyor

BENİM KAYNANAM




Çok güzel ve anlamlı bir yazı okumanız dileğiyle.
BENİM  KAYNANAM 💛
Ben köyde ailemden sevgi görmeden büyüdüm. Ailem hep erkek çocuk beklemiş . Beşinci kız çocuk, yani ben olunca herkes ağlamış. Babam iki gün eve gelmemiş. İtile kakıla büyüdüm. 

İlkokuldan sonra ne okula gönderdiler ne hocaya. Evde hep hırgür, dayak. Kışın halı dokur, yazın bahçede tarlada çalışırdık. Bu yüzden benden büyük ablalarımı babam evlendirmiyordu. Başlık parası adeti olsa eminim hiç durmaz evlendirirdi ama bizim köyde başlık parası yoktur. Kızlar çalışır babam parayı alır akşama kadar kahvede tavla oynardı.

Köyümüzde yol yapım çalışmalarında çalışan bir çocuğu sevdim. Babası ölmüş iki kızkardeşi evlenmiş annesi ile yaşıyordu. Önümde dört ablam varken evlenmem mümkün değildi. O'nun annesi de beni istemiyordu zaten. Kaçmaya karar verdik ve kaçtık. Ben 15 eşim 17 yaşındaydı. Şehirde ablasının evinde evlendik.

Bir hafta sonra eşimin köyüne döndük. Bizim köye hiç benzemiyordu. Meğer bu köyde başlık parası varmış. Başta istemesede bu durum hoşuna gitti, bedava bir gelin sahibi oldu. Kaynanam beni kabullendi. Kaynanamla yaşamaya başladım.

Babam beni evlatlıktan reddetti. Kaynanam yıllarca uğraştı, barıştırmak elini öptürmek istesede asla kabul etmedi. Annem ve kızkardeşlerimle görüşürüm ama asla baba evine giremem. 

Kızım dedi kaynanam, «artık bundan sonra sen benim kızımsın, bende senin annen bunu böyle bil.» Sert otoriter bir yapıya sahipti. Evde kuralları o koyuyor herkes uymak zorunda kalıyordu. Eşim annesinin lafından asla çıkmıyordu. Genelde yazın eşim çalışmaya gidiyor ben aylarca Kaynanamla yalnız kalıyordum. Giderken anamın lafından çıkma diye sıkı sıkı tembih ediyordu bu beni deli ediyordu.

Ben aslında her işi bildiğimi sanıyordum ama evlenince hiç bir şey bilmediğimi fark ettim. Babam hiç evde durmaz dışardan yer içer. Bizde öyle öğün falan yok acıkan ekmeğin arasına çökelek, peynir, reçel ne bulursa yerdi. Gece geç saatlere kadar ablalarımla radyoyu açar halı dokur sonra öğlene kadar yatardık. Annem pek evde durmaz o komşu senin bu komşu benim gezerdi. Evin işini üstünkörü ablalarım yarım saattte bitirir tekrar halıya otururduk. Ben hiç ev işi yapmazdım.

Bir hafta kaynanam ağzını açmadı sonra :
«_Kızım bak bu saatte kalkılmaz. Evin bereketi kaçar. Sabah namazı kılıp  işleri kuşluk vaktine kadar bitirip birde kuşluk namazı kılınsa ne güzel olur» dedi. Ben namaz kılmayı bilmiyorum anne dedim. Ben sana öğretirim dedi. 
Her sabah erkenden kalkıp saat ona, en geç onbire bitiriyorduk. Bu köyde halı dokuma işi yoktu. Çok bağ bahçede yoktu evin ihtiyacı kadar ekip dikiyorduk.

Her iş vaktinde yapılmazsa kaynanam adeta çıldırtıyordu. Mesela yemek yendi bulaşık hemen yıkanacak vb. Bu bana çok zor geliyordu ilk başlarda. Bağırıp çağırıyor kavga ediyorduk ama bunu asla oğluna yansıtmıyordu. Sonra ben onun düzenine alıştım. Bir süre sonra herşeyi öğrendim.

Aslında her işi birlikte yapıyorduk ama işin ağır tarafını kendisi alıyordu. Seksenli yıllar mesela o zamanlar çamaşır makinesi yok birer leğen çamaşır yıkıyoruz kendi büyük çamaşırları yıkardı bana küçük çamaşırları verirdi. Çok dindar bir kadındı. Bana namaz kıl demezdi ama namazın önemini anlatırdı. Asla boş konuşmaz yalan söylemez haksızlık yapmazdı. Helale harama çok önem verirdi.

İki çocuğum oldu. Hamileliklerim çok kötü geçti. Bu sürede beni hiç mutfağa sokmadı. Çocukların bakımında çok yardımcı oldu.
Eşim askerden gelince şehirde kalıcı iş buldu. Hepimiz şehire taşındık. Kaynanam hemen beni Kur'an kursuna yazdırdı. İki küçük çocuğa bakıp beni kursa gönderdi. Ben Kuran'ı Kerim okumayı öğrendim.  Namaz surelerini ezberledim. Namaza başlayınca ne kadar sevinmişti.

Daha sonra halk eğitim dikiş nakış kursuna gönderdi. Elimde mesleğim oldu. O zamanlar dikiş çok önemliydi, hazır giyim yoktu. Benim kendi dikişimizi dikmem aile bütçesine çok katkı sağladı.

Her şey güzel giderken eşime bir haller olmaya başladı. Eve geç gelmeler, içkili gelip sorun çıkarmalar. Beni sürekli aşağılamaya bana eziyet etmeye başladı. Meğer o yollu bir kadın bulmuş, amacı beni boşayıp onu almakmış. Kaynanam önümde dağ gibi durdu.

«_Bu kızcağız sana güvenip ailesini bırakıp geldi, sana iki çocuk verdi, nasıl böyle bir şey yaparsın? Dedi, oğlunu evden kovdu. Çocukları bile göstermedi. Ben gelinimden başkasına gelinim demem, hakkımı helal etmem!» dedi.

Bana hep sabretmemi, yuvamı yıkmamamı, hep benim yanımda olacağını söyledi. Bir kaç ay maddi manevi çok sıkıntı çektik. Kol kırılır yen içinde kalır dedik kimseye birşey söylemedik. Ben dikiş diktim, dantel sardım. Kaynanam tarlada gündelikçi olarak çalıştı. Evin ihtiyaçlarını karşıladık.

En nihayetinde bir kaç ay sonra eşim eve döndü, çok pişmandı. Kadın parası bitince bunu terketmiş. O dönemde kaynanam bana arka çıkmasaydı kesin yuvam yıkılırdı. Allah korusun kötü yola bile düşebilirdim. 

Üstünden yıllar geçti, yatalak oldu. Tam  18 senedir ben ona bebek gibi bakıyorum. Hiç ağır gelmiyor inanın. Her gün bana öyle dua ediyor anlatamam. Her gece üç kez saat kurup kalkıyorum, bir tarafta bir tarafa döndürüyorum, gündüz her iki saatte bir. İnsan çocuğuna bakarken ağır gelmez ya bana da kaynanama bakmak hiç ağır gelmiyor. Severek yapıyorum. Üç çeşit kremle ovuyorum. 18 senedir yatıyor hiç yatak yarası yok. Buna doktorlar bile şaşırıyor. 

Bakım parası almak için kızları kaynanamı götürmek istiyor ben vermiyorum. Para kesilir diye vermiyor zannediyorlar. Halbu ki o benim annem, arkadaşım, can yoldaşım, her şeyim. Bana bu dünyada değer veren, benim için fedakarlık yapan tek insan.

Her şeyi ondan öğrendim. Her şeyimi onunla paylaşıyorum eşimle sorunlarımı bile. Kaynanam çayı çok sever. Her öğleden sonra çay yaparım karşılıklı içer sohbet ederiz. Başka arkadaşa ihtiyaç duymuyorum. Komşular akrabalar bize gelir. Ben onu bırakıp komşuya bile gitmek istemem. Gitsem bile yarım saatten fazla kalmam. İnanın bu beni hiç  rahatsız etmiyor. Tam tersi bir gün onu  kaybetmekten çok korkuyorum.
(Alıntı)

Mehmet Ali Arslan, internete ilk alemde Tek - Yazıyorum Çünkü Herkes okuyor

70'lerin, 80'lerin, 90'ların çocukları





**70'lerin, 80'lerin, 90'ların çocukları, haydi zamanda yolculuğa!**

O yıllardan konuşalım mı biraz? Her şeyin çok başka olduğu, İmkanın az, huzurun çok olduğu yıllardan... Her ne kadar zor zamanlar geçermiş olsak da dönme şansımız olsa bir an bile tereddüt etmeyeceğimiz yıllardan... Eminim vardır herkesin söyleyecek birkaç sözü. Ne dersiniz?  Şarkılar bile bir başkaydı değil mi? Pilli eski radyolardan çalan... *Boğazında düğümlenen hıçkırık olayım* *Unutma beni, unutama beni*. Arkası yarınlar vardı, dedemin hiç kaçırmadığı. En heyecanlı yerinde biter, ertesi gün kaldığı yerden devam ederdi. Müptelası olur, diğer gün saatini beklerdim. Edebiyat ihtiyacımız bile oradan giderilirdi: radyo tiyatroları, romanlar, hikayeler... kitap okumayanlar radyolardan dinlerdi. Bir edebiyat vasıtasıydı elimizdeki tek teknoloji aracı

   Zorlu okul yolları... Çoğumuz fişlerden öğrendik okuma yazmayı. "Birinci sınıflarda bir duvarda da okuma fişleri bulunurdu. "Ali bana top at" gibi basit cümlelerden oluşan fişler büyük kartonlara yazılır, du­vara boydan boya gerilmiş iplere asılırdı." (s. 76) Gözümüz gibi bakardık onlara, Ali'nin ata baktığı gibi. Öğretmen fasulye isterdi, ninem gerçek fasulye koyardı çantama. Onlarla öğrendim birçok şeyi, plastik olanlara hiç ihtiyaç duymadan..

  Salçalı ekmekler, Mahalle maçları, Hava kararana kadar oynanan saklambaçlar, Misketler, uçurtmalar, içi daima çürük elma olan şekerler, Bayramlarda kapı kapı dolaşıp şeker toplamalar... Sonra mı? Sonrası yarın...  1970-2000 yılları arasını oldukça güzel resmetmiş...
AYFER Tunç
#

Özcan Pehlivanoğlu yazdı




6 EKİM 1923'DE İSTANBUL DÜŞMAN İŞGALİNDEN KURTARILDI...
BUGÜN YILDÖNÜMÜ, TÜRK MİLLETİNE KUTLU OLSUN...

Türk Milleti; hali hazırda zaferlerini hatırlayıp konuşan ama buna karşılık yenilgilerini göz ardı eden bir millet olarak yaşıyor.

Yarın ne yapar şimdilik onu kestiremiyorum. Çünkü Türk Milleti, her an hiç akla gelmeyecek süprizleri yapabilecek bir karaktere sahip.

Türklerin elde ettiği zaferler, son yıllarda Türk’e hasım olanların elinde Türk’e karşı kullanılan bir oyuncak olmaya başlamıştır.

Bu zaferler, kast ettiğimiz kişi ve kurumlar tarafından özünden çarpıtılarak Türk Milletinin aleyhine kullanılmaya başlanmıştır. Hem de Türklerin ödediği vergilerden korkunç paralar harcanarak!

Bunların bir örneği, İstanbul’un Fatih Sultan Mehmet tarafından fethi hadisesidir. Bu fetih kutlamaları bile çok eleştirdikleri Atatürk Cumhuriyeti döneminde akıl edilmiş ve Türklerin hafızasına yeniden sokulmuştur.

Yoksa Türk, İstanbul’un fethini ve arz ettiği önemi çoktan unutup gitmişti. Amaçta buydu! Türk’e unutturmak... Ancak şimdi yeni amaç bu fetih kutlamalarını, Çanakkale Müdafaasını, Sakarya’yı, Dumlupınar’ı Türk Milletinin aleyhine kullanmaktır. Propaganda dili ise buralarda “Türk”ü görmezden gelmektir.

İstanbul, Fatih Sultan Mehmet komutanlığında Türk Ordusu tarafından feth edilerek bir Türk şehri haline getirilmiştir. Bunda bir mesele yoktur.

Ancak bu aziz ve kutlu şehir, Kasım 1918 ile Ekim 1923 tarihleri arasında düşman işgali altında kalmıştır. Bu koskoca bir beş yıla tekabül etmektedir.

İnsanın sorası geliyor: “İstanbul’un fethini tonlarca paraya anıp duruyorsun da, beş yıllık zilleti niye bu halka her yıl hatırlatmıyorsun?”

Bunu yapmazlar! Bilmezsiniz ama zamanın yanlış politikalarının mimarları, ihanet odakları, gafillerin adları, işbirlikçileri, din tacirleri ortaya çıkar ve bunların torunlarının bugün kimler olduğu anlaşılır ki; bunu birileri hiç istemez...

Halbuki bunlar bilinmelidir. Hangi zillete maruz kaldığımız, bir daha aynı şeylere muhatap olmayalım diye nesilden nesile mutlaka aktarılmalıdır.

İşgal sırasında ölen, mallarına el konulan, namusları ellerinden alınan Türklerin durumu; bugün yaşayan Türklere her yıl anlatılmalıdır.

Fransız askerlerinin, işbirlikçi yerli Rum ve Ermenilerin rehberliğinde Müslüman Türklerin kapılarını dipçikleyerek “Ayşe istiyorum, Fatma istiyorum, Hatice istiyorum” dediğini bugün “bu millet” dediğimiz Türkler öğrenmelidir.

Apostol, Todori, Kommit, Milto, Panayot, Buhari, Pandeli isimleri bugün size bir anlam ifade etmeyebilir ancak bunlar İngilizlerin desteği ile Müslüman Türklere İstanbul’da hayatı çekilmez kılan çetelerin adlarıdır.

İstanbul’un ve Türk Yurdunun işgaline elbette direnen insanlar vardır. Bunlar Atatürk’ün önderliğinde Türk Milletinin, milliyet ve vatansever evladlarıdır. “Geldikleri gibi giderler” anlayışı ile İstanbul’u 6 Ekim 1923’te resmen işgalden kurtarmışlardır.

Sivas Anadolu Kadınlar Birliği bakın İstanbul’un işgalini nasıl protesto ediyor “Memleketimizin her gün kıymetli bir parçasının işgaline razı olmayacağız. Baş şehrimizin işgalini, padişahın mahsur kalmasını, dindaşlarımızın yirminci asırda asla yapılamayacak hakaretlere maruz kalmasını, yatak odalarına kadar girilerek ülkenin kıymetli evlatlarının yanlarında eşleri dövülerek kelepçelenmelerini, Millet Meclisine (Mebusan Meclisi) süngülerle girilmesine Türk Milletinin asla rıza göstermeyeceğini ve bunu kabul etmeyeceklerini, eğer maksatın Türk Milletini yok etmek ise bunun mümkün olmayacağını ilan ederiz”... Türkiye’de bunlar konuşulsun istemeyen odaklar var. Neden?

Çünkü o zaman karşılarına; Sait Molla, Mustafa Sabri, Damat Ferit ve İskilipli Atıf gibiler çıkıyor. Onlar çıkınca da “bu millet” masalını anlatmak imkansız olur. Ben her sene İstanbul’un işgalini hem de hiç para harcamadan hatırlıyorum... Sizde hatırlayın!

Özcan PEHLİVANOĞLU 
06 Ekim 2016 / İstanbul


Mehmet Ali Arslan, internete ilk alemde Tek - Yazıyorum Çünkü Herkes okuyor

EYLÜL AŞKIN İLE DE BİR RÜZGAR





EYLÜL AŞKIN İLE DE BİR RÜZGAR

Eylül Aşkın’ın Türkiye Haber Portalı Youtube kanalında yayınlanan programı, Eylül Aşkın İle’nin son konuğu müzisyen ve söz yazarı Rüzgar Pehlivan oldu. Samimi sohbetleriyle işinde önemli bir çıkış yakalayan gazeteci Eylül Aşkın, yolunda koşar adım gitmeye devam ediyor. 2000’li yılların başında “Zifiri” şarkısıyla büyük üne kavuşan, daha sonra gözlerden uzak bir hayat yaşamayı tercih eden şarkıcı Rüzgar Pehlivan ile biten evliliği sonrası müziğe tam gaz geri dönüşünü konuşan Eylül Aşkın, Rüzgar Pehlivan ile son dönemde Youtube’da yayınlanmakta olan “Bu Benim Şarkım” programını ve gelecek projelerini konuştu. Tesadüf eseri, Haluk Levent’in konserine izleyici olarak gittiğinde dönemin kaset kralı Hilmi Topaloğlu ile tanışan Pehlivan, ilk stüdyo albümü “Gençliğim Ellerinde” 2001 yılında Prestij Müzik etiketiyle yayınlayarak şöhreti yakalamıştı. “Zifiri” şarkısı ile çıkış yapan Rüzgar Pehlivan’a şarkının çok popüler olmasından sonra teklif yağdı. Haluk Levent, Ferhat Göçer gibi önemli isimlerinde seslendirdiği Rüzgar Pehlivan imzasıyla “Zifiri” isimli eser sonrası, Teoman’a verdiği “N’apim, Tabiatım Böyle” şarkısı ile bir kez daha müzik dünyasında odak noktası oldu. Şarkılarının yanı sıra Youtube’da her gün canlı yayında gerçekleştirdiği programı “Bu Benim Şarkım” izleyicilerden yoğun ilgi gören Rüzgar Pehlivan, Eylül Aşkın’a bu programı 1000 bölüm çekip bırakacağını dile getirdi. Mizah ve müziği birleştiren programda şarkıcı önce kendi şarkılarını dinletip, sonra şarkıyı tiye almasını istediği izleyicilerin yorumlarını okuyor. “Bu Benim Şarkım” isimli programda müzik ve mizahı bir araya getirdiğini dile getiren Rüzgar Pehlivan, çalışmasını televizyon ekranla taşımak istediği vurgusunu da yaptı. Eylül Aşkın Türkiye Haber Portalı Youtube kanalı için çektiği programda bu kez müzisyen Rüzgar Pehlivan’ı enine boyuna işledi.

RÜZGAR PEHLİVAN YOUTUBE KANALI “Bu Benim Şarkım” PROGRAMI LİNK



Haberi Gönderen Basın Danışmanı 
SELÇUK AKA




Mehmet Ali Arslan, internete ilk alemde Tek - Yazıyorum Çünkü Herkes okuyor

En eski hikâyedir Kadın



En eski hikâyedir Kadın;
Saçından iktidar,
makyajından medeniyet devşirilen...
“Erkek” ve “Erken” kelimelerinin arasında nefes almaya çalışırken Kadın;
Boynunda cinsiyet künyesi,
alnında namus fünyesi,
dünya'nın orta yerinde,
ortasından taşır kederi…
Aşık olunası,
hatta aşktan öldürülesidir nazarda...
Bu yüzden yaşayan her kadına ölü bir çiçek,
ölen her kadına canlı bir çam ağacı hak görülür başucuna...
Herkes yaşamı boyunca
bir kadını öldürür hattı zatında...
Kimi doğururken,
kimi doğurduğu tarafından...
Kimi alın terinde boğar,
kimi şehvetine adak tutar...
Bazıları çok severek,
bazıları hiç sevmeyerek öldürür...
Bazen de yok sayarak
dizlerinin üzerine düştüğü caddelerde,
Kim vurduya sarılarak gönüllü linç'in ellerinde...
Ahir hakkı töredir, gelenektir, günahtır...
Altından da örse huzuru,
Kuyumcuda bozdurulur gülüşü…
Kendi yuvası açık cezaevi,
sokakta namusu saman alevi…
Yürüse suç,
ağlasa ayıp,
koşsa edepsiz
ve ölse kadersiz…
Kadın olmak yağmuru doğurup,
Yıldırımda alev almak gibi bir zûl mevsimidir...
Bayrak diken,
zehir biçen,
ırmak ören kadınlar…
Torna yürekli,
keman saçlı,
bağlama kaşlı
köy bakışlı,
kent yorgunu
evlat vurgunu,
koca şehidi kadınlar…
Acısı sendikasız,
sözü pankartsız,
düşü yasak,
yolu tutsak...
Kadınsa haykıran, sesi uzak…
Şimdi bir bulut al kendi payına,
Bir kadının kaderini kuşan hayat namına,
Bir dakika katlanabilirsen onun yerinde...
Yerinde;
Onsuz huzur olmadığını anlayacaksın..
Herkes bir şeyler söyledi kendine göre;
bir kadın döktüre döktüre susuyordu...

“İnsan esasen ne erkektir ne de dişi...
Cinsiyetin farklı olmasının amacı,
cinse özgü biçim farkını oluşturmak olmayıp yalnızca üremeye yarar…”

-Marie Le Jars de Gournay-
《Kadınlarla Erkeklerin Eşitliği Üzerine》

Ressam: Saeed Panahzade
İranlı ressam (1975-)


Mehmet Ali Arslan, internete ilk alemde Tek - Yazıyorum Çünkü Herkes okuyor