15 Kasım 2024 Cuma

İstanbul Ardafed duyuru




Merhaba dostlar Ardahan dernekler Federasyonu Yarın Zeytinburnu daki yeni yerine taşınıyor siz kıymetli dostlarımızı ve Hemşerilerimize bu anlamlı günde yan yana olmaya davet ediyoruz.


Mehmet Ali Arslan, My Blog

14 Kasım 2024 Perşembe

Milli Tarih Platformu Gazze'yi Unutmadı




Milli Tarih Platformu Gazze'yi Unutmadı

Filistin Mücadelesi ve Gazze Katliamı Açısından Dünya ve Ümmet Nereye Gidiyor...!

Milli Tarih Platformu'nun düzenlediği ve moderatörlüğünü Muhammed Ali Şişman'ın üstlendiği konferans programı, yoğun bir katılımla Fatih'te gerçekleştirildi.

Açılış konuşmasını Milli Tarih Platformu Başkanı Osman Uçar'ın yaptığı programda, Yazar ve Milli Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulu Üyesi Dr. Mehmet Baki Öztürk, "Filistin Mücadelesi Açısından Dünya ve Ümmet Nereye Gidiyor" konulu bir sunum gerçekleştirdi. Birinci Dünya Savaşı ile birlikte başlayan Filistin işgalinin tarihi süreci ve Gazze katliamı tüm yönleriyle ele alındı. Çözüm önerileri üzerinde önemle duruldu ve neler yapılması gerektiği güçlü bir şekilde vurgulandı.


Katılımcıların büyük ilgiyle takip ettiği programın sonunda, Başkan Osman Uçar, konuşmacı Dr. Mehmet Baki Öztürk'e bir plaket takdim etti.




Mehmet Ali Arslan, My Blog

Orhan Veli'nin kız kardeşi Füruzan Yolyapan bir röportajında anlatıyor




Orhan Veli'nin kız kardeşi Füruzan Yolyapan 
bir röportajında anlatıyor..

“Orhan Veli, futbolu çok severdi. Koyu Galatasaraylıydı. Formaları ve bir sürü sarı-kırmızı çorapları vardı. Sokakta ayağına 
taş ya da başka bir şey gelmesin, hemen vururdu. Bu yüzden ayakkabılarının uçları 
hep aşınmıştır.”

"Şişli’ye yeni taşınmıştık. Bir gün misafirler de vardı, oturuyorduk. Birden kayboldu ortalıktan. Ben balkona sigara içmeye gittiğini tahmin ettim. Yanına gittim. Üzerinde beyaz çizgili 
bir gömleği vardı. Babam sigara içtiğini biliyordu. ‘Ağabey, buna bir son vermelisin, 
gel içeride iç, babam biliyor’ dedim. 
Bana bir sarıldı,
‘Fırfırcığım, babamın 3 günlük ömrü kaldı, 
onu kırmaya değer mi?’ dedi. 3 gün sonra da kendisi öldü. "

Ne acıdır ki bazen evlatlar babalarından önce göçer, öyle olacağını tahmin bile etmeden.

“Biliyorum, kolay değil yaşamak, ama işte, 
bir ölünün hâlâ yatağı sıcak, birinin saati 
işliyor kolunda. Yaşamak kolay değil kardeşler. Ölmek de değil. Kolay değil bu dünyadan ayrılmak. ”
 
Orhan Veli KANIK Ölüm Yıldönümünü
Anısına Saygıyla ( 14-Kasım-1950)

Mehmet Ali Arslan, My Blog

13 Kasım 2024 Çarşamba

VASİLİS'İN FIRINI




VASİLİS'İN FIRINI
Yıllar yıllar önce Datça’da sabahın ilk ışıklarıyla birlikte uyanan tek şey güneş değildi. 
Kasabanın kalbinde, eski taş fırının içinde asırlık bir sıcaklıkla pişen ekmeklerin kokusu, gündoğumuyla birlikte tüm çevreye yayılan ve usulca büyüyen bir şarkı gibiydi.
Bu koku, fırının önünden geçenleri durup hayata bir anlık saygıyla bakmaya davet ederdi. 
Bu fırının ardında, her sabah erkenden işe koyulan bir adam vardı, Vasilis.
Vasilis, babasından miras kalan bu fırını genç yaşından beri işletir, gece uykusunu ekmeğe yatırarak, köyün sofralarına sıcaklığıyla, tadıyla, dostluğuyla varırdı. 
Topraktan gelen buğday, önce Kızlan'da yel değirmeninde öğütülür, sonra Vasilis’in ellerinde suyla birleşerek ekmeğe dönüşürken, o her bir lokmanın kutsal bir bağ olduğunu bilirdi. Toprağı, insanları ve geçmişi birleştiren görünmez bir bağ. 

Ama bir gün kasabanın üstüne soğuk bir gölge düştü. 
Mübadelenin acı haberi, herkesin yüreğine bir sancı gibi saplanmıştı. Bu topraklarda asırlardır yaşayan Rum halkı, artık başka diyarlara gitmek zorundaydı. Vasilis de gitmek zorundaydı. Datça’daki fırını, dostları, her sabah ekmeğine uzanan yüzler, gülümsemeler, hepsiyle vedalaşmak zorundaydı. Vasilis’in elinde kalan tek şey, o eski taş fırının ardında mayalanmış bir avuç maya ve babasından duyduğu bir öğüttü. 

“Toprağından ayrı kalırsan, yanında bir parça maya taşı; o maya, gittiğin her yerde seni vatanına bağlar.” 

Vasilis, ayrılmadan önce fırının karanlık köşesinde tek başına durdu. Ellerini fırının taş duvarlarına yaslayarak, son bir kez dokundu.  Taşların o soğuk yüzeyinde geçmişin sıcaklığını hissetmeye çalıştı. Bir kavanoza, yıllardır fırının içindeki mayadan bir parça alarak onu sakladı. Veda etmeden önce fırının içine usulca fısıldadı. 

“Bu maya burada kalacak. Bir gün dönersem, bu toprağın kokusunu, ekmeğin o eski tadını bulmak için…” 

Vasilis, gözlerinde yaslı bir özlem, kalbinde ise taşlaşmış bir boşlukla kasabayı terk etti. Fırının sıcaklığından ve mayanın ruhundan mahrum bir diyara, yabancı bir toprak parçasına götürdü ailesini. Girit'te yeni bir fırın açtı ama ne yapsa eski tadı bulamadı. Orada yaptığı ekmekler, mayanın o tanıdık ruhundan yoksundu. Ve bu ekmeklerde Datça’nın buğdayı, Datça’nın güneşi, Vasilis’in çocukluğunun kokusu yoktu.
Ve bir daha Datça'ya dönemedi. 

Yıllar sonra, Vasilis’in kendisiyle aynı adı taşıyan torunu Vasilis, dedesinin öyküsünü dinleyerek büyüyen bir genç adam, aile  yadigârı kavanozu ve Datça’ya dair dedesinden duyduğu tüm hatıraları sırtına alarak bu kasabaya, dedesinin fırınını ve sakladığı mayayı bulmak için geri döndü.
Ama ne fırın vardı yerinde, ne maya.
Zaman alıp götürmüştü her şeyi.
Dedesinin yıllarca anlattığı yerde şimdi betonarme bir bina dikiliydi.
Fırıncı Vasilis'in anıları ve mayası belki de bir traktörün arkasında hafriyat olarak atılmıştı bir yerlere.
Belki de o fırının taşları kullanılmıştı yeni yapılan evlerde.
Torun Vasilis hayal kırıklığıyla döndü Girit'e. 

Uzun zaman önce,  muhabirlik dönemimde yıllarca Beşiktaş ve milli takımımızın formasını giyen futbolcu Niko (Kovi) ile bir milli maç için gittiğim Atina'da buluşmuştum.
Sürekli Türkiye'yi sorup, durmuştu.
En çok neyi özlüyorsun diye sorduğumda "Kınalıada'nın sokaklarındaki ramazan pidesinin kokusunu" demişti. 

Nico Kıbrıs Harekatından bir süre sonra Türkiye'den ayrılmak zorunda kalmış ve bir dönem OFİ Girit takımında oynamıştı.
Tekrar tekrar demişti ki, "Ben Yunanistan'da her sabah ekmek ve ramazan pidesinin kokusunun özlemiyle uyanıyorum." 

Belki de Datça’nın sabahları da hala aynı ekmek kokusunun özlemiyle uyanıyor.
Vasilis’in bıraktığı maya, toprağa gömülü bir anı gibi, belki bir gün yeniden hayat bulacağı anı bekleyerek, bir yerlerde saklanmaya devam ediyor.
Görsel: Yapay zeka
S.kaya Facebook


Mehmet Ali Arslan, My Blog

İstanbul Boğazı’nı Yürüyerek Geçen Adam: Atilla Hülagü



İstanbul Boğazı’nı Yürüyerek Geçen Adam:

Atilla Hülagü

Eşsiz güzellikleriyle iki kıtayı ayıran İstanbul Boğazı’nı 30 Temmuz 1961 günü yaptığı yedinci denemesinde başarıyla geçen Atilla Hülagü, kendisinden 460 yıl önce yaşayan Leonardo da Vinci’nin su üzerinde yürüyen insan çizimlerinden faydalanmıştı. 2 yıl çalışarak ortaya çıkardığı hesaplamalara uyarak 30 Temmuz 1961 günü Baltalimanı’ndan Küçüksuya kadar ters akıntıların da etkisiyle 2 bin 200 metrelik mesafeyi 56 dakikada ve 4 bin 452 adımla yürüyen Atilla Hülagü, dünya tarihine “suyun üzerinde yürüyen ilk insan” olarak geçmişti.



Mehmet Ali Arslan, My Blog

İLKAY ŞİMŞEK: İKTİDAR SORUN ÜRETİYOR




Doğru Yol Partisi (DYP) Genel İdare Kurulu (GİK) Üyesi, Anadolu Düşünce ve Strateji Merkezi Temsilcisi İlkay Şimşek iktidarın dünyada eşi benzeri olmayan bir sistemle sürekli sorun ürettiğini söyledi. Milletin hayat pahalılığı ve geçim sıkıntısı altında ezildiğini, çocukların açlıkla tanıştığını, gençlerin gelecek için umutlarını yitirdiğini ifade eden İlkay Şimşek, "Bu düzen böyle deyip görmezden gelemeyiz, yoksulluğu, sefaleti bilmezden gelemeyiz, yaşanan onca acıya tepkisiz kalarak ortak olamayız" dedi.


SORUNUN DEĞİL ÇÖZÜMÜN TARAFIYIZ


DYP GİK Üyesi, Anadolu Düşünce ve Strateji Merkezi Temsilcisi İlkay Şimşek yaşanan sorunlara ilişkin şu açıklamada bulundu: "En başta bilinmesi gereken bu sistem dünyada örneği olmayan bir sistemdir, uydurmadır, onun için ucubedir, bugün iktidar ve küçük ortaklarının bir çok üst düzey yöneticisi de bu durumun farkındadır, içlerinde pişmanlık yaşayanlar vardır, bu sistem sadece sorun üreten bir yapıdır, ülkeyi ve milleti hasta etmiştir, sadece tek adamın mutlu olduğu hasta adamlar ülkesi yaratmıştır, bu sistemin acilen değiştirilmesi gerekmektedir, yaratıcısının ve yancılarının acilen gitmesi gerekmektedir, çözüm bellidir, o da seçimdir."

ASGARİ ÜCRETE ZAM YÜZDE 100 OLMALI


İktidarın asgari ücret üzerinde entrika geliştirdiğini, masa başında rakamlarla oynandığını, hayat pahalılığı ve geçim sıkıntısını gizlediğini söyleyen İlkay Şimşek açıklamasını şöyle sürdürdü: "Gündemi sürekli değiştirerek asıl sorunları göz ardı etmek uzun süre işlerine yarasa da artık gizlenecek gibi değildir. Millet biliyor; ülkenin öncelikli ve en önemli gündemi açlık ve yoksulluktur, asgari ücret açlık sınırının altındadır, bu sefalet ücretiyle yaşamak, yaşatmak mümkün değildir. Daha geçen gün beş çocuğumuz yangın dumanından zehirlenerek öldü, en küçüğü 1, en büyüğü 5 yaşında olan beş çocuk, anneleri hurda toplamak için dışarıda olduğu sırada evde çıkan yangının dumanından zehirlenerek öldüler. İsimleri Fadime Nefes, Funda Peri, Aslan Miraç, Masal Işık ve Aras Bulut'du, Allah'tan rahmet, kederli ailesine sabırlar diliyorum. Bu iktidar ve sistemi daha çocuklarımızı koruyamıyor; yani biz bu sistem böyle, bu düzen böyle deyip görmezden gelemeyiz, yoksulluğu, yoksunluğu, sefaleti, gelir adaletsizliğini bilmezden gelemeyiz. O nedenle işe önce asgari ücrete ve emekli maaşına hak ettiği artışı yaparak başlanmalı, bu artış hakkaniyetle ve insan onuruna yakışır bir şekilde yapılmalı, en az yüzde 100 olmalı.

MİLLETİN ÜZERİNDE BİR İRADE YOKTUR


Demokrasilerde milletin iradesinin üzerinde bir iradenin olamayacağını da söyleyen İlkay Şimşek açıklamasını şöyle sonlandırdı: "Gelişmiş demokrasilerde milletin iradesinin üzerinde bir iradenin varlığı mümkün değildir, biz bu sorunu ülkemizin kurucusu, 100 yılın dahisi Atatürk'le uzun yıllar önce çözdük, Ulu Önderimizin de dediği gibi egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Ama görülüyor ki ülkemiz her konuda olduğu gibi bu konuda da bir gerileme içindedir, çünkü milletin seçtiği belediye başkanlarını görevden alabilecek tek güç yine milletin oyları olmalıdır. Bunun ötesinde her adım, her uygulama milleti yok saymak anlamına gelir. Millet iradesine darbe vurmak hiç kimsenin, hiç bir grubun ve hiç bir zümrenin hakimiyetinde değildir."



Mehmet Ali Arslan, My Blog

AKI PLATFORMU ARDAHAN KARS IĞDIR PLATFORMU



AKI PLATFORMU
ARDAHAN KARS IĞDIR PLATFORMU

Platform 2002 yılında Gazeteci Yazar Girişimci Mehmet Ali Arslan tarafından kurulmuştur. Kuruluş amacı, bölgenin internet medyasında tanıtımını sağlamaktır. Platform üyeleri ağırlıklı olarak Ardahan, Kars ve Iğdır'dan oluşmaktadır.



Mehmet Ali Arslan, My Blog

12 Kasım 2024 Salı

YAR GURBETTE BEN SILADA AĞLADIK @- şiir





YAR GURBETTE BEN SILADA AĞLADIK

Yıllar önce felek vurdu darbeyi,
Yar gurbette ben sılada ağladık.
Acılara göğüs germek zor deyi,
Yar gurbette ben sılada ağladık.

Görür görmez hep kendimle eşledim,
Gündüz hayal ettim gece düşledim,
Bu sevdayı nakış nakış işledim,
Yar gurbette ben sılada ağladık.

Gözüm gördü gönül sevdi yar oldu,
Bir gülüşü yüreğimde kor oldu,
Bir sözüyle benim dünyam dar oldu,
Yar gurbette ben sılada ağladık.

Ağaçlara sular yürür yürümez,
Dallarını çiçek bürür bürümez,
Yüreğinde buzlar erir erimez,
Yar gurbette ben sılada ağladık.

Yar dedikçe ağırlaştı taş gibi,
Ümitlerim uçup gitti kuş gibi,
Mevsimlerde gelip geçti kış gibi,
Yar gurbette ben sılada ağladık.

09.11.2014
Avni Temiz

Foto: @muratgungut


Mehmet Ali Arslan, My Blog

SABAHATTİN ALİ





Leylim ley,  Benim meskenim dağlardır dağlar. Özledim Sabahattin Ali.
Saygılarımla.
Evinde elektrik olmadığı için sokak lambasının altında kitap okuyan çocuk kimdir? derlerse

“O” deyin türkiye’de öğretmenlikten atılıp, dergisi kapatılıp, borç harç içinde yaşamış ve kamyonla nakliye işi yapmış bir devrimci var mıdır? derlerse

“O” deyin türk edebiyatı dünyasına, dünya edebiyatını ilk
getiren kimdir? derlerse

“O” deyin “benim meskenim dağlardır” dedikten sonra, dağlarda kalan kimdir? derlerse

“O” deyin türkiye’de hapisten çıkması için, şiir yazılması istenen bir şair var mıdır? derlerse

“O” deyin öldürüldüğü sırada dahi kitap okuyan ve öldürüldükten sonra kitapları 15 yıl boyunca
yasaklanan tek şair ve yazar kimdir? derlerse

“O” deyin türkiye’de, cumhuriyet tarihinin faili belli ama mezarı olmayan ilk gazeteci kimdir? derlerse

“O” deyin

“O” SABAHATTİN ALİ deyin...


Mehmet Ali Arslan, My Blog