31 Ağustos 2024 Cumartesi

İnternet nimettir - insanlar ne izliyor ne okuyor?

 

Mehmet Ali Arslan Yazdı;

Merhaba sevgili takipçilerim ve okurlarım herkese iyi günler diliyorum. Umarım keyfiniz yerindedir.bu yazımda  Türkiye ve Dünyadaki meslektaşlarıma bir önerim olacak Yıllardır benzer tavsiye ve önerilerim oluyor.sonuçlarıda gayet güzel. yazımı farklı dillerden çevirisini yapıp yabancı meslektaşlarımada ulaştırıyorum. Evet konumuz basılı gazeteler ve internet medyası,  milet olarak okumayı pek sevmiyoruz. kitap okumuyoruz basılı gazete okumuyoruz. Dikkat ediyorsanız Mehmet ali Arslan medyası olarak yaptığımız haberlerin çoğu özet olarak yayınlanıyor yani okuyucu bir haber veya makalede yer alan konuyu anladığında haberin veya makalenin tamamını okuma gereği bile duymuyor. 

Peki milet ne izliyor ne okuyor?

Günümüzde basılı gazeteler okunmuyor.çünkü insanlar Dijital medyada anlık olarak haberini alıyor. Hele ki haber veya makale kısa ve anlaşılır bir şekilde yazılmışsa  deyme insanımın  keyfine. yıllar önce deneme amaçlı bir kaç kez basılı gazete çıkartım. Gerçektende uğraşmaya değmez Onun için insan odaklı olmalıyız insan nerede orda olmalıyız örneğin uyduda yayın yapan. Tvler özellikle de amacı bal kaşar arsa ve Ayakkabı satmak olan Televizyonları kimse izlemiyor, neden? çünkü YouTube var uydu kanallarını günde 100 ile 400 arası kişi izlerken YouTube televizyonlar bir canlı yayında on binlerce kişiye ulaşabiliyor. Bu nimetler varken neden halen gazete basıyor uydudan kanal alıyoruz. Dünyadaki bütün meslektaşlarıma yıllardır yaptığım çağrımı yeniliyorum. İnternet nimettir. Medyanızı tamamen dijitale yani internette taşımanızdan fayda var.  Ülkemizde ve Dünya genelinde büyük gazetelerin çoğu dijitale geçti geleneksel gazetelerin devri kapanmıştır. Başka bir konu ve yazıda görüşmek dileğiyle. Kalın sağlıcakla.






Mehmet Ali Arslan - internete ilk alemde tek- imparator Gazetesi +kral gazetesi + Name Gazetesi ortak yayın

22 Ağustos 2024 Perşembe

Okan Buruk; Azeri hakem istiyoruz


Galatasaray Teknik Direktörü Okan Buruk sarı kırmızılı takımın Young Boys'a 3-2 yenildiği maçın ardından TRT de açıklamalarda bulundu. Okan Buruk karşılaşmayı İsviçre'nin Alman kantonunda oynadıklarını hatırlatarak, maça Alman hakemin atanmasına tepki gösterdi.


Okan Buruk "Yaptığımız hatalar ve verdiğimiz pozisyonlar vardı. Daha iyisini yapmamız gerekiyor. Ben tribündeydim, oradan seyrederken hakemin yönetimi beni rahatsız etti. Gereksiz kartlar verdi. Bir kartı yazması iki dakika sürdü. İsviçre'nin Alman kantonundayız ve Alman hakem atandı. İnşallah ikinci maça da Azeri bir hakem atarlar ve durumu eşitlemiş oluruz."



Mehmet Ali Arslan - internete ilk alemde tek- imparator Gazetesi +kral gazetesi + Name Gazetesi ortak yayın

16 Ağustos 2024 Cuma

MANAV & KADIN {Müthiş Bir Hikaye



MANAV & KADIN {Müthiş Bir Hikaye 
 
Orta yaşlı bir kadın mahallede bir manava giderek kocasının çok hasta olduğunu, çalışamaz duruma düştüğünü ve yedi çocuğu ile birlikte aç kaldıklarını ve yiyeceğe ihtiyaçları olduğunu söyler.
 Manav ona ters bir şekilde bakarak derhal dükkânını terk etmesini ister. Kadın ailesinin ihtiyaçlarını düşünerek:
 - 'Lütfen efendim' der. 'paramız olur olmaz getirip borcumu ödeyeceğim.'
 Manav kendisine bir kredi açamayacağını çünkü onun eski müşterisi olmadığını, kendisinde bir hesabının bulunmadığını söyler.
 O sırada dükkânın dışında bekleyen bir müşteri ikisinin arasında devam eden bu konuşmayı dinlemektedir. İçeriye girerek manava yaklaşır ve: 'ben o kadının almak istediklerine kefilim' der. 'ailesinin ihtiyacı olan şeyleri ona ver.'
 Bunun üzerine manav çok isteksiz bir şekilde kadına döner ve 'bir alışveriş listen var mıydı? Diye sorar. Kadın 'evet efendim' der. 'tamam' der manav. 'şimdi onu terazinin şu kefesine koy, onun ağırlığınca diğer kefeye istediklerinden koyacağım'
 Kadın bir an duraklar, sonra başını önüne eğer ve çantasını açarak üzerine bir şeyler karalanmış bir kâğıt parçasını çıkartır ve manavın kendisine gösterdiği kefeye özenle bırakırken başı hala öne eğiktir.
 Manavın ve diğer müşterinin gözleri terazinin kefesine dikilirken hayretle büyümüştür. Manav müşteriye dönerek, kısık bir sesle 'inanamıyorum' der. İnanılacak gibi değildir.
 Müşteri manava gülerken manav çoktan diğer kefeye eline geçeni doldurmaya başlamıştır ama nafile, diğer kefeyi yerinden bile kıpırdatamamıştır.
 Terazinin kefesini artık üzerindekileri alamayacak kadar doldurduğunda çaresiz hepsini bir torbaya doldurar ak kadına verir. Şaşkınlıkla üzerinde bir şeyler çiziktirilmiş kâğıdı eline alır ve okur. Bir de bakar ki or da bir alışveriş listesi yoktur. Sadece bir DUA yazılıdır.
 
ALLAH'IM
 
'Neye ihtiyacım olduğunu ancak sen bilirsin
 Kendimi senin ellerine teslim ediyorum.'
 
Başkalarının okumasınada vesile olmak için paylaş


Mehmet Ali Arslan - imparator Gazetesi + Name Gazetesi ortak yayın

istanbulda bir kız öğrenci yurdu önü




istanbulda bir kız öğrenci yurdu önü!
Baba kızını yurda bırakıyor,
kız babasına: “baba bari 10 TL versen diyor”
Baba: “kızım vallahi yok” diyor.
Kız boynu bükük yurda girerken konuşmayı duyan bir esnaf babaya 100 TL uzatıyor ve çabuk diyor kızı geri çağır
Arka cebimde kalmış, al bu parayı de diyor.
Adamın gözleri dolu dolu önce yok diyor ama sonra alıyor parayı ve kızını çağırıp veriyor parayı;
Kız mutlu yurda giriyor.
Olaya şahit olan başka bir esnaf (lokantacı) yurdun danışmasına girip yurda son giren kızı çağırın diyor
Kız geliyor.
Kıza “kızım ne zaman acıkırsan gel yemeğin benden, ne zaman harçlıksız kalırsan gel harçlığın bende” diyor. Kız peki amca sağol diyip gidiyor.
Hemen akabinde, esnaf yolda gördüğü başka bir arkadaşına ortak tanıdıkları yakındaki bir yardım kuruluşunun yetkilisinine nasıl ulaşabiliriz diye soruyor, ve olayı anlatıyor.
Bu sefer o kızı çağırtıyor.
Kıza diyor ki şu şu evrakları çıkart, sana 10 ay boyunca ayda 500 TL, o sırada gözleri kızın ayakkabılarına takılıyor.
Eski, yıpranmış. Diyor ki şimdi şu 500 TL yi al ihtiyaçların vardır senin.
Siz diyor kız hangi vakıfsınız.
Kızım diyor arkadaş, biz kimseye bağlı değiliz,
Allah rızası İçin bütün bunlar. Ama diyor tek bir şartım var mezun olup maaş almaya başladığın zaman sende köyünden bir ihtiyaç sahibine aldığın burs kadar burs vereceksin. Kız diyor ki
+Bunu nasıl kontrol edeceksiniz?
Onu senin vicdanın kontrol edecek diyor!
Ve ayrılıyor.
Diyor ki yarım saat sonra kızı caddede gördüm, elinde bir ayakkabı poşeti, yüzünde koskocaman bir gülümseme; o mutlu ben mutlu!
İyi ki bu ülkenin güzel ve merhametli insanları var. Zaten Allah bu milletin, mazlum ve ihtiyaç sahiplerine gösterdiği merhamete karşılık bir sürü belayı başımızdan def etmedi mi?
Allah iyilik yapan veya iyiliğe kapı aralayan kullarından eylesin; iyilerle karşılaştırsın.
Amin!
Konuya hikaye, masal diyen arkadaşları üzülerek takip etmekle beraber, kızamıyorum da.
O kadar çok manipüle edildi ki sosyal medya.
İster gerçekliğine inanın ister inanmayın ama
Asla iyilik yapmaktan vazgeçmeyin

(Alıntıdır)

Mehmet Ali Arslan - imparator Gazetesi + Name Gazetesi ortak yayın

izler bizden neler çektik

izler bizden neler çektik

Bizler bizden neler çektik.!!!
---------------------------------------
Hikaye malum.Birde ben anlatayim.Kurt, hayata yeni başlayan yavrusuna dünyayı tanıtmaktadır. Çıktıkları dağın zirvesinden ovada yayılan koyun sürüsünü gören yavru, babasına sorar:
 -Bunlar nedir?
 Babası anlatır.
-O gördüğün etrafa dağılmış yaratıklar, koyundur. Etleri çok lezzetlidir. Fırsatını bulursan hemen birini yakala. Onlar senin nasibindir.
 Yavru bu defa çobanı göstererek sorar:
-Sırtında keçe, elinde değnek olan ve ayakta duran kimdir?
 Baba bu defa çobanı anlatır.
-Sürünün koruyucusudur. Sakın ona yaklaşma. Gördüğün zaman kaç ve saklan.
 Yavru, sürünün etrafında dolaşan köpeği merak eder.
 -Orada bize benzeyen biri var. O kimdir?
 Baba iç çekerek cevap verir:
-Ah balam. Asıl ocağımızı söndüren o bize benzeyip'de bizden olmayandır. Sürünün iti'dir. 
 Ondan uzak dur...!
Kıssadan hisse...Hüdaverdi Altun.
---Kurt totemi"Türkleri" temsil eder

   Kimsenin gücü yetmez'di.
   Bizler biz'den neler çekti.
   Nimetler bizde bitmez'di
   Bizler biz'den neler çekti.

Anlamadım neydi bunlar
Boşa aktı masum kanlar
Bunları yaşayan anlar.
Bizler biz'den neler çekti.

Dertler insanı söyledir
Yıllar yılı hep böyledir.
Haklıyı  yolda  eyledir.
Bizler biz'den neler çekti.

Düşmana gidip kandılar.
Bunu doğru yol sandılar 
Her  sözüne  inandılar.
Bizler biz'den neler çekti

Fitne düştü peşimize.
Kanlar kattı aşımıza.
Haram girdi işimize.
Bizler biz'den neler çekti.

Maddiyat girdi araya.
Tuzlar basıldı yaraya.
Dertler geçti tüm sıraya.
Bizler biz'den neler çekti.

Kardeş arasın açtılar
Nifak tohumu saçtılar
Daralınca  tez  kaçtılar
Bizler biz'den neler çekti.

Türlü pilan türlü oyun.
Millet sanki oldu koyun.
Hele soyun babam soyun
Bizler biz'den neler çekti.

Vatan bayrak ant içinde
Doğru tek onu seçimde.
Pulu  parayı  geçinde.
Bizler biz'den neler çekti.

Suçlu aramayın boşa.
Yalanlar gidiyor hoşa
Gidiyoruz düşe koşa.
Bizler biz'den neler çekti. 

Hüdaverdi yıllar yılı.
Susmadı hainin dili.
Değişmedi hiç bir yolu
Bizler biz'den neler çekti.
...... HÜDAVERDİ ALTUN.

Mehmet Ali Arslan - imparator Gazetesi + Name Gazetesi ortak yayın

Okunası güzel bir hikaye

 Okunası güzel bir hikaye

Okunası güzel bir hikaye...

Tolstoy’un "İnsan Ne ile Yaşar" adlı kitabında, çiftçi Pahom’un hazin ve ibretlik öyküsü yer alır.

Sıradan kendi halinde bir çiftçi olan Pahom, daha zengin bir hayatın hayalini kurmaktadır. Uzak bir yerlerde, cömert bir reisin karşılıksız toprak verdiğini duyunca, daha çok toprak elde etmek için reise gidip talebini iletir. Gerçekten de Reis herkese istediği kadar toprak veren cömert biridir. Pahom’a “Sabah güneşin doğuşundan batışına kadar katettiğin bütün yerler senin fakat güneş batmadan yeniden başladığın yere dönmen lazım.” der. “Yoksa bütün hakkını kaybedersin.”

Pahom güneşin doğuşuyla beraber başlar yürümeye. Tarlalar, bağlar, bahçeler geçer. Tam geri dönecekken gördüğü sulak bir araziyi es geçemez. Şu bağ, bu bahçe derken bakar ki güneşin batmasına az kalmış. Koşar, koşar, ama kesilir takâti. Halsiz adımlarla yürümeye devam ederken, Pahom’un burnundan kanlar damlamaya başlar. Tam başladığı noktaya yaklaşmışken, bir an yığılır yere ve bir daha kalkamaz…

Reis olanları izlemektedir. Çok kereler şahit olduğu olay yeniden vuku bulmuştur. Adamlarına bir mezar kazdırır. Pahom’u bu mezara gömerler. Reis Pahom’un mezarının başında durur şöyle der: “Bir insana işte bu kadar toprak yeter!”

Mütemadiyen biriktirmek istiyoruz. Yiyemeyeceğimiz kadar erzak, giyemeyeceğimiz kadar kıyafet, kullanamayacağımız kadar eşya, oturamayacağımız kadar ev… Gözlerimiz midelerimizden, arzularımız ihtiyaçlarımızdan daha büyük…

Ve insan yaşlandıkça besler, gençleştirir arzularını. Biriktirdikçe hayata olan bağlarını artırır. Öyle bağlanır ki hayata, bir gün bu diyardan göçüp gideceği fikri zamanla yitip gider aklından…

Tüketmeye de çok meraklıdır insan. Biriktirdiği paranın, eşyanın, malın-mülkün yanında zaman tüketir, söz tüketir… Benlik biriktirirken, benliğini tüketir…

Gören bir gözü, tutan bir eli, yürüyen bir ayağı satın alamayacak ve kaybedince tekrar sahip olamayacak kadar aslında fakiriz hepimiz.

Mehmet Ali Arslan - imparator Gazetesi + Name Gazetesi ortak yayın

ARAPLAR KÖYÚNDE BABA DOSTU HASAN AMCAYI ZIYARET HIKÂYESI

 ARAPLAR KÖYÚNDE BABA DOSTU HASAN AMCAYI ZIYARET HIKÂYESI

ARAPLAR KÖYÚNDE BABA DOSTU HASAN AMCAYI ZIYARET HIKÂYESI.

Dün fizik tedavi sonrası babamlara gittim. Babama sordum: "Babacığım, seni gezdirmek istiyorum. İstediğin bir yer var mı?" Bir aydır evden çıkmamıştı; nedeni ise annem gece düşmüş ve babam da onu kaldırmak isterken kayıp düşmüş, belini incitmişti. Şükürler olsun toparlandı ama eskisi gibi çok sevdiği kahveye artık tek başına gidemiyordu. Eve hapsolmuş gibiydi ve biraz da denge kaybı vardı. 

Babam, "Kızım, benim 40 yıllık dostum var Araplar köyünde. Beni ona götür," dedi. Hemen aradık ve müsait olduklarını öğrendik. Yarın görüşmek üzere sözleştik. Bugün yola koyulduk ve Araplar köyüne gittik. Babamın yüzündeki mutluluğu görmek her şeye değerdi. O dostuyla buluşmak ona yıllar öncesine gitmiş gibi hissettirdi. 

Araplar köyünde babamın dostuyla geçirdiğimiz vakit, sanki zamanı durdurmuş gibiydi. Eski dostlar arasında geçen samimi sohbetler, paylaşılan hatıralar ve içten gülüşler babamın yüzünde yılların yorgunluğunu hafifletti. Dostu Hasan Amcanın bahçesindeki asırlık ağaçların gölgesinde otururken, babamın gözlerindeki parıltı her şeye değerdi. O anlarda, babam gençliğine geri döndüğünü hissettim. Arkadaşı Hasan amcayla konuşurken ne kadar rahatladığını, huzur bulduğunu görmek bana da büyük mutluluk verdi.

Kahvelerimizi yudumlayıp, eski günlerden bahsettikçe, babamın eskisi gibi neşeli olduğunu görmek beni de derinden etkiledi. Dostluklarının ne kadar kıymetli olduğunu bir kez daha anladım. O anlarda, zamanın ve mekanın ötesinde, sadece dostluk ve sevginin kaldığını fark ettim. Bu buluşma, babam için bir moral kaynağı oldu, onun bu kadar mutlu olduğunu görmek bana da güç verdi.

Günü sonlandırmadan önce, babam ve dostuyla birlikte eski hatıraların yer aldığı köy sokaklarında kısa bir gezinti yaptık. Yıllar önce yaşanmış olayları anarken, babamın yüzündeki tebessüm ve dostunun gözlerindeki minnet, bu ziyaretin ne kadar önemli olduğunu gösterdi.

Sonrasında, kardeşim Necip  Otogaza götürmek üzere yola çıktık. Kardeşimin iş yerinde de  keyif dolu vakitler geçirdik. Kardeşimle hasret giderdik, birlikte çay içip sohbet ettik. Babamın mutluluğunu paylaşmak ve kardeşimle birlikte olmak, bana büyük bir iç huzuru getirdi.

Bütün bu anılar, içimde derin izler bıraktı. Babamın mutluluğu ve huzuru, benim için her şeyden önemliydi. O gün yaşadıklarımız, hayatımın en değerli anıları arasında yerini aldı. Bu güzel günü unutulmaz kılmak, babamın ve annemin yüzündeki gülümsemeyi görmek, her şeye değerdi. 06 Ağustos 2024

Hikaye yazarı 

FATMA ÖZTUTAN


Mehmet Ali Arslan - imparator Gazetesi + Name Gazetesi ortak yayın

Eşek bir kör kuyuya düştü

Eşek bir kör kuyuya düştü

Eşek bir kör kuyuya düştü...
Kuyunun başına toplananlar “Nasıl düştün böyle?” diye seslendiler...
Eşek yanıtladı:
“Eşekliğimden...”
“Nasıl yaptın eşekliği?..”
“Bakmadık, görmedik, anlamadık yani...”
“Seninki de tam eşeklik ama... Biraz bakmaz mı adam nereye gidiyorum diye?.. Baktın önünde karanlık var, düşmeyeceksin...”
*
Eşeği kurtarmaya karar verdiler...
Ama düşmek kolaydır da çıkmak zordur kör kuyulardan...
Herkes bir şey söyledi:
Kimisi “Eğitim...” dedi...
Kimisi “Müstahak, çıkartırsak yine düşer, bırakın aklı başına gelsin” diye ekledi...
Kimisi “Çıkmayacağına göre, ona yardım gıda paketi verelim, otursun oturduğu yerde, sesini kessin” önerisinde bulundu...
Kimisi farklı teklif getirdi:
“Ona aslında iyi bir noktada olduğunu söyleyelim... Önündeki kör kuyuyu göremeyip düştüğüne göre, ne halde olduğunu da anlamaz eşek...”
*
Sonunda....
Sonunda kuyunun başındakiler eşeği kurtarmanın zor olduğunu düşündüler... Eşekten vazgeçip üzerine toprak atarak kuyuyu doldurmaya karar verdiler...
Kararlarını eşeğe bildirdiler...
Eşek sordu:
“Hani bizi kurtaracak çılgın projesi yok mu?..”
*
Kimse onu dinlemedi...
Küreklerle kuyuyu doldurmaya başladılar...
Eşek, üzerine gelen her toprağı silkeledi, ayaklarının altına düşen toprağın üzerine çıktı, böylece yavaş yavaş yükseldi...
Ve kuyu dolduğunda...
Eşek kuyudan çıkmıştı...
*
Üzerine gelen felaketi silkeleyip atamayan, razı olan, katlanan ve tepki göstermeyen eşekler içindir bu hikâye aslında...
Eğer eşek üzerine gelen felakete tepkisiz, sessiz kalıp katlansaydı...
Gitmişti...
*
Hikâyenin tam burasında size “kıssadan hisse” demem gerekiyor ya...
Bunun doğrusu “eşekten hisse”dir...

  BEKİR COŞKUN

Mehmet Ali Arslan - imparator Gazetesi + Name Gazetesi ortak yayın

Alışmak zaman alıyor, zamansa herşeyi

Alışmak zaman alıyor, zamansa herşeyi

Alışmak zaman alıyor, zamansa herşeyi.

Yılların aldıklarını izliyorsun geriden.
Bazen hüzün, bazen küçük bir tebessüm beliriyor yüzünde.
Yaşananların karşısındaki sabır ve niyet!
Olgunlaşmak bu olsa gerek.
Zamanla kabullenmeyi öğreniyorsun.
Değişmeyen tek şey karakterim.
Ben olmaktan vazgeçmeyişim.

Yaşanmışlıklara karşı mücadelemden,
iyi niyetimden ve merhametimden asla vazgeçmedim.

Varsın bildiği gibi gelsin hayat...
Bende değişen tek şey yüzümdeki çizgiler, saçımdaki aklar olur.

Yaşanmışlıklarıma dair...
  Alıntı

Mehmet Ali Arslan - imparator Gazetesi + Name Gazetesi ortak yayın

Ne kadar hatıram varsa

Ne kadar hatıram varsa

.
Ne kadar hatıram varsa,
Tuttum bir torbaya koydum.
Ağzını sıkıca bağladım.
Eskiciye verdim almadı
Çöpçüye verdim almadı.
Tam umutlarımı kaybediyordum ki,
Kapımı yaşlı bir adam çaldı.
Dedi ki; “Ben eski hatıraları toplarım.
Sesini kaybeden şairlere veririm.”
Dedim; al bunu, karşılığında bir şiir getir bana.
İçinde umut olsun,
Sevgi olsun,
Ayrılık olmasın.
Yaşlı adam gülümsedi. 
Dedi ki; şiir bu. İçinde her şey var.
Acı da var, umut da var.
Sen içinden neyi istiyorsun onu al.

(Erol Kasırga)


Mehmet Ali Arslan - imparator Gazetesi + Name Gazetesi ortak yayın

14 Ağustos 2024 Çarşamba

30 Ekim Dünya Karslılar günü kutlu olsun

Günaydın sevgili takipçilerim nasılsınız?
İyisiniz İnşallah. Bu yazımda sizlere güzel bir haber paylaşacağım. Özelikle karslı hemşehrilerim çok sevinecek evet daha öncede konu hakkında paylaşımlarım olmuştu. 30 Ekim 2024 tarihinde Dünya Karslılar gününü ilan ediyoruz. 2014 yılında ardahanlı hemşehrilerimle beraber Dünya Ardahanlılar gününü ilan etiğimizde Türkiye'deki Bütün şehirlerin özel bir günü olmalı  Karslılarında özel bir günü olsun olacak demiştim. Bu konuda bayağı çalışma yaptık aslında Dünya Karslılar gününü geçen sene ilan edecektik ancak hazır değildik. Bu konuda karslı Hemşehrilerimizle fikir alışverişinde bulunduk ortak bir karar alarak günümüzü kararlaştırdık. Dünya Karslılar günü 30 Nisan 2024 tarihinde ilan edilip aynı gün dünya genelinde kutlanılacak. Ve hersene 30 Ekim'de tekrarlanacak. Bu özel günde Derneklerimiz güne özel etkinlikler yapabilecek, Karslılar istediği yerde evinde işyerinde  kutlamasını yapacak. İnşallah yakın zamanda Dünya ığdırlılar günü ve dünya erzurumlulat günü içinde  Detayları paylaşacağım. 

Not: 2014 yılında ardahanlı hemşehrilerimle beraber Dünya Ardahanlılar gününü ilan etiğimizde Türkiye'deki Bütün şehirlerin özel bir günü olmalı demiştim kurtuluş günleri olan şehirlerimiz kurtuluş günlerinde özel günlerini ilan etmeli, kurtuluş günü olmayan şehirlerimiz ise devlet kurumları ve stk'lar halkın onayını alarak ortaklaşa gün belirleyip şehirlerinin özel günlerini ilan etmeli.önerisinde bulunmuştum önerimi tekrar ediyorum.

arzu istekleriniz görüş ve önerileriniz için mesaj atabilirsiniz. Başka bir yazıda görüşmek dileğiyle Kalın sağlıcakla,







Mehmet Ali Arslan - imparator Gazetesi + Name Gazetesi ortak yayın

8 Ağustos 2024 Perşembe

Yurttaş gazeteciliği



Yurttaş Gazeteciliği Nedir?

1990'lı yıllarda ABD'de yaygınlaşmıştır. İletişim araçlarının yaygınlaşması ile gelişen yurttaş gazeteciliği, kişilerin, dijital araçlar yardımıyla haber üreterek paylaşmasına verilen addır.
 
Yurttaş gazeteciliği kavramının, akademisyen Jay Rose’un 1999 yılında kaleme aldığı “What Are Journalists For?” (Gazeteciler Ne İçindir?) adlı eseriyle birlikte yaygınlık kazandığı söylenebilir.

J.D. Lasica’ya göre bireyler, yurttaş gazeteciliği pratiklerine, var olan haberlere yorum, fotoğraf ve video ekleyerek; bağımsız haber siteleri kurarak ve haberlerin işbirliği içinde yapıldığı mecralar oluşturarak katkı sunabilirler.


Türkiye'nin ilk internet haber sitelerinin kurucularından biri olan Ardahanlı Gazeteci Yazar: Mehmet Ali Arslan "yurttaş gazeteciliği" başlıklı bir makalesinde gazeteciliği bir bütün olarak tanımlamıştır. Arslan makalesinde "Gazeteci; güncel olaylar, akımlar, konular ve kişiler hakkında veri toplayıp, araştırıp, arşivleyip olabildiğince tarafsız bir şekilde yayımlamaya gayret gösteren kişidir, gazetecilik bilgi yetenek ve beceri gerektiren zor bir meslektir gazetecilik yapabilen herkes Gazetecidir"demiştir.

 
Korkmaz Alemdar ve Ruhdan Uzun, Herkes İçin Gazetecilik adlı eserlerinde yurttaş gazeteciliğini halk odaklı gazeteciliğin (public journalism) bir devamı olarak görüyorlar ve bu kavramı, hızlı değişen medya ortamındaki gazetecilik pratiklerini tanımlamak için kullanıyorlar. Yurttaş gazeteciliği pratiklerinde haber oluşturma sürecinde yalnızca resmî makamlarla değil, yurttaşlar ile de sıklıkla temasa geçilmektedir. Bu şekilde yurttaşlar haberin oluşturulmasında çok daha aktif bir role sahip olmaktadır.demiştir 
  
 
Türkiye’de yurttaş gazeteciliği pratiklerinin son zamanlarda gelişme kaydettiği gözlemlenmekte. Son yıllarda sayısı artan yurttaş gazeteciler, profesyonel gazetecilerden farklı haber içerikleri üretebilmekte, haber değeri taşıdığına inandıkları olayları cep telefonu ile kaydedip sosyal medya hesaplarında yayınlayabilmektedirler. Özellikle 2013 yılında yaşanan Gezi protestoları sürecinde anaakım medyanın haberleştirmekten kaçındığı kimi anları, vatandaşlar sosyal medya mecraları aracılığıyla ile aktarmışlardı. Gökhan Biçici, Gezi sürecinde yurttaş gazeteciliğini ele aldığı makalesinde bu tip gazeteciliğin, sansüre karşı gerçek haber talep eden toplumun tepkisini ifade biçimlerinden biri olduğunu ve yurttaş gazeteciliğinin, gazeteciliğin toplumla yeniden buluşması olarak nitelenebileceğini ifade etmiştir.
  




7 Ağustos 2024 Çarşamba

Müstakil bir evim olsun ve küçük bir bahçem



NE GÜZEL DEMİŞ CAN YÜCEL;
Müstakil bir evim olsun 
ve küçük bir bahçem, 
Eski bir radyom bir de kanepem 
Bahçemde erik ağacım 
ve yanında kiraz 
Kırmızı güllerimin yanında, papatyalardan da biraz, 
Minik bir köpek ve sevimli bir kedi, 
Onların vefası ve toprağın bereketi. 
Ve çayı beraber yudumlayabileceğim, 
Elimi hiç bırakmayacak bir can yoldaşı. 
Sonrası can sağlığı, 


Mehmet Ali Arslan - imparator Gazetesi + Name Gazetesi ortak yayın

6 Ağustos 2024 Salı

İzmir'de Karaburun sanat kampı etkinliği



İzmir’in Karaburun ilçesinde, 16-17-18 Ağustos 2024 tarihlerinde, Alanes kamp alanında gerçekleşecek olan Karaburun Sanat Kampı, sanatın farklı kollarında üreten sanatçıların bir araya gelerek sanatseverlerle buluşacağı önemli bir oluşumdur. Katılım gösterecek konuklar arasında yazar Latife Tekin, şair Haydar Ergülen, yazar Mine Söğüt, müzisyen Serdar Ateşer, yönetmen Tayfur Aydın gibi isimler de var. 3 gün sürecek kampta, edebiyat, sinema, müzik ile ilgili söyleşiler ve drama, dans ve karikatür atölyesi gibi pek çok atölye gerçekleştirilecektir. Karaburun Sanat Kampı koordinatörü Aylin Yılmazer Karaburun Sanat Kampını şu sözlerle tanıtmıştır. “Karaburun Sanat Kampı, sanatın farklı alanlarında üreten sanatçıların bir araya gelerek üretimlerini paylaşacakları, sanatın temel gayesi olan insanı ve doğayı anlama ve anlamlandırma çabasına sanatseverleri dahil edecekleri, paylaşmanın güzelliği ile doğanın ve doğalın büyüsüne eşlik edecekleri bir oluşumdur.
Karaburun Sanat Kampı, Ege uygarlıklarının okul anlayışı mirasını taşıyan, zeytin ağaçlarının gölgesinde buluşan sanatçıların ve sanatseverlerin iletişim ve etkileşimde olacakları kolektif bir projedir. 
Bizimle birlikte olacak sanatçı dostlarımız ve sanatseverlerle üç gün boyunca söyleşi, atölye, konser, film gösterimleri gerçekleştireceğimiz sanat kampımızda çocuklar için de atölyeler yer alacak ve ağırlıkla “Kadın” teması işlenecektir.
Başta Ana Sponsorumuz Alp İnsan Kaynakları Kurcusu Ozan Çağım Şiyve’ye, alanını bize açan Defne Eğitim ve Yaşam Derneği kurucusu Barış Aydınol’a ve Alanes Kamp’a, katkı sunmak için emek harcayan sanatçı dostlarıma, desteğini esirgemeyen Taş Avlu, Konak Otel, Limonlu Bahçe Butik Otel, Can Otel, Yarımada Market, Can Zeytinleri ve Altın Tabak restaurant’a, İzmir Büyükşehir Belediyesine ve her şeyin daha güzel olması için çabalayan, bizleri yüreklendirerek düşün gerçek olmasını sağlayan herkese sonsuz teşekkürler. 
Doğanın ilhamı ve paylaşmanın güzelliği ile…” 
Alp İnsan Kaynakları ve Danışmanlık şirketinin Ana sponsorluğunda gerçekleşecek olan Karaburun Sanat Kampı’nın etkinlik programı şu şekildedir. 

16 AĞUSTOS CUMA
11.00-12.00 Açılış Kokteyli Müzik Dinletisi
Barış Yıldırım & Murat Mengirkaon & Şükran Mengirkaon
12.15-13.15  Çağrı Topsöken ile Anjanbuman Şiir Albümü Tanıtımı ve Söyleşi 
Kevser Eke ile Şair Kadın ve Şiirde Kadına Biçilen Roller Konulu Söyleşi
13.30-14.30 Yazar Meltem Terzioğlu Ve Yazar Uğur Terzi İle Çağdaş Öykü Ve Roman Üzerine Söyleşi Moderatör Figen Koşar 
13.30-14.30 Biyolog Fatma Kayhan İle Çocuklarla DNA Atölyesi
15.00-16.00 Yazar Ali Özenç Çağlar İle Söyleşi Ve İmza Etkinliği
16.00-16.30 Şair- Akademisyen Hüseyin Köse ile “Dijital Çağda Yaşam, Kurgu ve Paranoya: Huxley'ci Kehanetin Neresindeyiz? Son Dönem Distopya Filmleri”
16.30-17.00 Şair Editör Hakkı Zariç ile “ Edebiyatta Tekil Adalara Yolculuk: Kaybolan Metinler ve Anılar” Konulu Söyleşi 
16.00-17.00 Karikatürist Ali Karayel İle Çocuklarla Karikatür Atölyesi (10-12 Yaş, 15 Kişi İle Sınırlıdır.)
16.30-18.30 Drama Uzmanı, Şair Serdar Solkun “Şiirle Oynu/Yorum” Yama ( Sento) Tekniği İle Yazma Atölyesi(20 Kişi İle Sınırlıdır.)
19.00-20.00 Yazar Latife Tekin İle Kurgudaki Kadın Kurgulayan Kadın Temalı Söyleşi Moderatör Gülay Şahin
21.00-23.00 Gülten Akın'ı Bugünde Düşünmek/ Gülten Belgesel Gösterimi Ve Söyleşi
Şair Asuman Susam, Şair Haydar Ergülen, Yönetmen Sefa Sarı, Moderatör Barış Yıldırım
17 AĞUSTOS CUMARTESİ
11.00-12.00 Karikatürist Ali Karayel ile Çocuklarla Karikatür Atölyesi
(10-12 yaş, 15 kişi ile sınırlıdır.) 
11.00-13.00 Yönetmen Yazar Ali Kırkar ile Kırmızı Pazartesi’de Tragedya İzlekleri
(Roman Analizi Atölyesi, Kırmızı Pazartesi romanının okunmuş olması beklenir.)
12.00-13.00 Yönetmen Tayfur Aydın İle Kamera Önü Oyunculuk Atölyesi (1.Oturum)
13.00-14.00 Yazar Selma Sayar Yazar Polat Özlüoğlu ile Zor Zamanlarda Edebiyat Konulu Söyleşi
13.30-14.30 Yönetmen Tayfur Aydın İle Kamera Önü Oyunculuk Atölyesi (2.Oturum)
14.00-16.00 Yazar Erinç Büyükaşık İle Ötekilik Ve Edebiyatta Kadın Kahramanlar Konulu Yazı Atölyesi (1. Oturum)
14.00-16.00 Çocuk Yogası Eğitmeni Fatma Eylem Kaya ile Çocuklar için Yoga Atölyesi
(Yaş grubuna göre 30 dakikalık 3 atölye)
14.30-15.30 Masal Anlatıcısı Emine Erçin ile Masalların Çağdaş Romandaki İzleri Konulu Atölye Çalışması (Listeden en az iki kitabın okunmuş olması beklenir, 20 kişi ile sınırlıdır.)
Liste; Efrasiyab'ın Hikayeleri (İhsan Oktay Anar) Kızılcık Dalları (Reşat Nuri Güntekin) Berci Kristin Çöp Masalları, Muinar (Latife Tekin) İstanbul (burhan sönmez) Öksüz Ağaçların Çobanı (İsmail Güzelsoy) Üç Anadolu Efsanesi (Yaşar Kemal) Lal Masallar (Murathan Mungan ) Servi ve Üç Güzeller (Arlin Çiçekçi) Evvel Bahar (İrem Uzunhasanoğlu Kumsalda (Fırat Pürselim)
16.00-17.00 Yazar Işıl Madak ile Anlamsızlık Saati Kitabı Üzerine Söyleşi
17.00-19.00 Yazar Erinç Büyükaşık İle Yazar Mine Söğüt’ Ün Deli Kadın Hikayeleri     Üzerinden Sunum, Tartışma Ve Yazı Atölyesi (2. Oturum)
16.00-17.00 Kaligrafi Sanatçısı Volkan Acar ile Kaligrafi Atölyesi (15 kişi ile sınırlıdır.)
17.30-18.30 Yazar Ozan Çağım Şiyve ile Göçebe Yazıtları Kitabı Tanıtımı ve İmza Etkinliği
17.30-18.30 Yazar ve Eğitimci Gülçin Sahilli ile Fantastik Kahramanlar Mitoloji Atölyesi
(8-12 yaş, 15 kişi ile sınırlıdır.)
19.00-20.00 Yazar Mine Söğüt ile Söyleşi, Moderatör Özgür Zeybek
20.30-21.30 Didem Madak Yaşam Öyküsü: İçimdeki Yolculuk Belgesel Gösterimi, Yönetmen Kibar Dağlayan ile Söyleşi
22.01-24.00 Siyah Karga Film Gösterimi ve Yönetmen Tayfur Aydın ile Söyleşi moderatör Ayşe Çetin
18 AĞUSTOS PAZAR
11.00-12.00 Yazar Can Mehmet Uyanık ile Yemişveren Felaketi Romanı Üzerine Söyleşi
11.00-12.00 Heykel Sanatçısı Gülcan Erçin ile Heykel Atölyesi (10 kişi ile sınırlıdır.)
12.00-13.30 Ressam Yazar Hülya Sezgin İle Çocuklarla Resim Atölyesi
12.00-12.45 Murat Bozkurt: Pembe Fil, Schrödinger'in Kedisi, Yalan ve Şiir Paradoksu...
12.45-13.30 Mehmet Sait İmret: İnsan İçindeki Boşluğu Yazı ile Doldurabilir mi? 
13.30-14.30 İmge, Kurgu ve Nesnellik Bağlamında Fotoğraf ve Şiir İlişkisi
Konuşmacı Yazar: Özgür Zeybek, Moderatör: Barış Yıldırım
13.30- 14.30 Kaligrafi Sanatçısı Volkan Acar ile Kaligrafi Atölyesi (15 kişi ile sınırlıdır.)
15.00-15.30 Yazar Neriman Ağaoğlu ile Neden Kadın Yazarlar Sözlüğü? Temalı Söyleşi ve İmza Etkinliği 
15.30-16.00 Feminist Sinema Temalı Panel Yazar Delal Yatçi
15.00-16.00 Masal Anlatıcısı Emine Erçin ile Çocuklar İçin Oyunlarla Masal Anlatma Atölye Çalışması (6-7 yaş,  15 kişi ile sınırlıdır.)
16.30-18.00 Dans Atölyesi Ahu Acar
18.30-19.00 Müzik: Direniş ve Hafıza Kitap Söyleşisi
Yazar Cahide Sarı Okur - Yazar, Müzisyen Asım Murat Okur 
19.00-20.00 Dünyadan Direniş Müzikleri Dinletisi Asım Murat Okur, Barış Yıldırım, Murat Mengirkaon
20.30-21.30 Point Blank ve Birsam Kısa Film Gösterimi ve Yönetmen Uğur Bilgen ile Söyleşi
22.00-24.00 Müzisyen Serdar Ateşer Canlı Performans
Kamp süresince okurlarıyla buluşarak kitaplarını imzalayacak olan sanatçılar Yazar Erhan Özdemir, Şair Eda Pınar, Yazar Birkan Bayındır, Çocuk Yogası Eğitmeni Yazar Fatma Eylem Kaya, Yazar Figen Koşar  Üç günlük kamp boyunca sürecek olan ücretsiz etkinlik ve atölyelere katılmak, zeytin ağaçlarının gölgesinde sanatla buluşmak, eşsiz doğanın tadını çıkarmak istiyorsanız şimdiden rezervasyonunuzu yaptırmayı unutmayınız.



Mehmet Ali Arslan - imparator Gazetesi + Name Gazetesi ortak yayın

Tokat'lı Hüseyin Özer ve hikayesi



 Ünlü iş insanı Hüseyin Özer ve hikayesi



Tokat'ın bir köyünde, daha 10 yaşını bile doldurmamış bir çocukken babası tarafından evlatlıktan reddedilir. Aynı gaddar babası, annesiyle de yollarını ayırarak onu birkaç keçiyle birlikte bir çobana verir. Hem koyun güdüp hem de çoban Celal emmiden okuma yazma öğrenince babasını hayatlarından çıkarmak için Ankara'ya silah almaya gider, üstelik biletini de annesi alır.
Fakat 11 yaşındaki bir çocuğa kimse iş vermez. Ulus'ta çakmak satarak günde 75 kuruş kazanmaya başlayınca gidip bir ciğerci ile anlaşır ve günde bir öğün ciğer yiyerek hayatta kalır. Sıhhiye'de bir tuvalette yatıp kalkar. Anne tarafından kalan tarla 2'ye bölünmesin diye karşısına çıkan abisi onu zehirlemeye çalışır, fakat durumu fark edip kurtulur. O günden sonra silah almaktan vazgeçip tüm bağını koparıp İstanbul'a gider. Bir meyhanede komi ve bulaşıkçı olarak çalışmaya başlayınca biriktirdiği parayla bir kömürlük kiralar ve orada yatar.
Aynı zamanda emekli bir albaydan çok ucuza haftada 1 kez İngilizce dersi alır. Bilet için parası yetince İngiltere'ye gider ve iş bulduğu kebapçının bodrumunda kalır. Tuvalette yıkanır fakat asla pes etmez. Peki sonra ne mi olur?
Aradan yıllar geçer ve yükseldiği o kebapçıdan çıkıp, bir lokanta açar. Yılmadan çalışır ve bugün Londra'da önünde kuyruklar oluşan "Sofra" ismindeki restoran zincirini kurar. Eskiden çalıştığı lokantayı satın alır ve yemeklerini İngiltere kraliyetine sunan ünlü biri haline gelir. Bu yüzden "İngiliz Kraliyet Ailesi’ne Türk yemeği yediren adam" lakabını alır. İşte bu ibretlik hikayedeki kişi, fotoğrafta gördüğünüz, İngiltere'nin ünlü Tokatlı şefi, 70 yaşındaki "Hüseyin Özer"dir.
Küçük yaşlarda satın almış olduğu arsayı çocuk okutmak amacıyla satarak Özer Foundation’ ı kurmuş ve halen çocuk okutmaktadır. Westmister Üniversitesinden fahri doktorası bulunuyor ve üniversitede öğrencilere girişimcilik ve restoran işletmeciliği dersleri veriyor.



Mehmet Ali Arslan - imparator Gazetesi + Name Gazetesi ortak yayın

Google'ın internet aramalarındaki tekeli yasa dışı



ABD’de bir yargıç, Google’an internet aramalarında ve ilgili reklamlardaki tekelini korumak için yasadışı davrandığına karar verdi.

Teknoloji devi Google, 2020’de internette arama pazarının % 90’ını elinde tuttuğu için Adalet Bakanlığı tarafından dava edilmişti




Mehmet Ali Arslan - imparator Gazetesi + Name Gazetesi ortak yayın

1 Ağustos 2024 Perşembe

Fenerbahçe Başkanı Ali Koç, ve Yönetim Kurulu Üyeleri stanbul Valisi Davut Gül’ü ziyaret etti.



Fenerbahçe Başkanı Ali Koç, ve Yönetim Kurulu Üyeleri stanbul Valisi Davut Gül’ü ziyaret etti.




Mehmet Ali Arslan - imparator Gazetesi + Name Gazetesi ortak yayın

Komik resim


Pişin bakalım.. 😅😅😅🤭



Mehmet Ali Arslan - imparator Gazetesi + Name Gazetesi ortak yayın

Ardahan göle kaşar Festivali Tülay Macirhan






Sanatçı Tülay Macirhan konserinde ardahan Göle'lilerin gönlüne taht kurdu.
Resimler: Mustafa Küpeli

Mehmet Ali Arslan - imparator Gazetesi + Name Gazetesi ortak yayın

Yıldız Tilbe'den ekonomi yorumu



Yıldız Tilbe'den ekonomi yorumu: İşçinin maaşı 200 bin, emeklinin maaşı 150 bin olsun. Meyve ve sebze sabit kalsın, zam almasın, herkes yesin içsin keyfine baksın.



Mehmet Ali Arslan - imparator Gazetesi + Name Gazetesi ortak yayın

Gülistan Perver



Gülistan Perver 

Gülistan Perwer 1976 yılında amcasının oğlu Şivan Perwer henüz Türkiye’de iken nişanlandı. Aynı yıl Şivan Perwer'in çeşitli nedenlerle Almanya’ya göç etmesiyle üç yıl süren uzun bir ayrılık başladı. Gülistan Perwer ancak 1979 yılında Almanya'ya gidebildi ve bu sayede Şivan Perwer ile aynı yıl evlenebildi. 1983 yılında İsveç'e yerleşen Perwer çiftinin, Sexwebun adında bir oğulları oldu.

Gülistan’ın, Niştiman Perwer (İlk albümü), Sinane Kiriv, Daye Can, Helbesten Folklori u Soresgeri, Kurdistan Baxce Gulan, Bihur Inane ve 1992 yılında Şiwan Perver ile birlikte çıkardıkları Zembilfiros adlı albüm ile beraber yayınlanmış yedi çalışması var.

Yaşar Kemal bir yazısında “Çok dengbêj dinledim, Gülistan gibi az dengbêj bilirim” ve Sinane Kiriv adlı şarkısında ağladığını belirtmişti.

Mehmet Ali Arslan - imparator Gazetesi + Name Gazetesi ortak yayın

Şenes Erzik İbrahim Hacıosmanoğlu'yu ziyaret etti



Türkiye Futbol Federasyonu Onursal Başkanı Şenes Erzik, Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı İbrahim  Hacıosmanoğlu'nu ziyaret etti.

Mehmet Ali Arslan - imparator Gazetesi + Name Gazetesi ortak yayın

Türkiye'de kadın nüfusu, 86 yıl aranın ardından ilk kez 2026'da erkek nüfusunu geçecek. (TÜİK)Türkiye'de kadın nüfusu, 86 yıl aranın ardından ilk kez 2026'da erkek nüfusunu geçecek. (TÜİK)



Türkiye'de kadın nüfusu, 86 yıl aranın ardından ilk kez 2026'da erkek nüfusunu geçecek. (TÜİK)

Mehmet Ali Arslan - imparator Gazetesi + Name Gazetesi ortak yayın

Bakanın oğlu anneannesini silahla vurarak öldürdü




Eski bakanlardan Abdüllatif Şener'in oğlu Bedirhan Şener, anneannesini silahla vurarak öldürdü. Bedirhan Şener olayın ardından polis ekiplerince gözaltına alındı. Açıklama yapan Abdüllatif Şener, "Psikolojik sorunları olan oğlum karşısındaki kişinin anneannesi olduğunu bile bilmeden ateş etmiş Çok üzgünüz" dedi.


Mehmet Ali Arslan - imparator Gazetesi + Name Gazetesi ortak yayın

FIKRA GİBİ AMA GERÇEK

FIKRA GİBİ AMA GERÇEK

***FIKRA GİBİ AMA GERÇEK,, 
“Sığırlar aynı yerde otluyorlardı” 
Daha yedi yaşlarında babamın çiftliğinde Traktörle çift sürüyordum, 
Traktör, makine ve ekipmanlarına merakım daha o yaşlarda başlamıştı. 
Öğretmen Okuluyla birlikte Çınarlı Meslek Lisesinin Radyo-Elektronik bölümünün gece eğitimini  bitirdim.
Öğretmen okulunda öğrenciyken müdürümüz Tevfik Elmas'ın teşvikiyle, tarihte ilk defa Radyo-Elektronik kolunu kurdum.  
19 yaşımda bir dağ köyüne tayin olduğumda, bilgilerimi hayata geçirmeye can atıyordum.
O yıllarda Grundig marka transistörlü radyolar dokuz yüz, öğretmen maaşı da dört yüz elli liraydı.
Yani bir transistorlu radyo iki öğretmen maaşına, bu günkü değeriyle altı bin liraya satılıyor, milletimiz düpedüz soyuluyordu.
İzmir Çankaya Caddesinde elektronik hurdacıları vardı. 
Atılmış radyo kondansatörleri radyonun kalbidir, gerisi kolay,,
Hurdacıdan aldığım parçalarla bir radyo otuz liraya mal oluyordu.

Öğretmenlik yaptığım dağ köyünün elinden marangozluk da gelen muhtarı İrfan, muhtarlık binasında bana yer verip bir de çalışma masası yaptı.
İşe  koyulup radyo elemanlarını monte ettim.
En sona hoparlörü kalınca, muhtara;
 -“Tut şu kablonun ucunu, hoparlörün
 dibine değdir” dedim.
Değdirdiği gibi oyun havaları patladı, Ankara radyosu çalıyordu !
Muhtar radyoyu kapıp sevinçle dışarı fırladı;
-“Öğretmenimiz radyoyu icat ettiii !” diye bağırarak köy meydanındaki kahveye koştu. 
Köylü merakla kahveye doluştu.
-“Üleen dokuz yüz gaymelik iş bu muymuş” diyorlardı.
Onlar;
-“Öğretmenimiz radyo icat etti “ dedikçe, Ben 
-“değil başkası icat etti , ben imal ettim” diye uyarsam da, onlar inatla,
-“Sen icat ettin” diyorlardı.

Önce muhtara, sonra da köylülerime radyo yapmaya başladım. 

Muhtar radyolara  kutu yapıyor, hoparlör çıkışının deliklerini açıyordu.

Kutunun yan tarafındaki kondansatör düğmesinden arama yapılıyor, skala olmasa da istasyonlar pekala bulunuyordu.

Kimseden para da almıyordum ama onlar da çeşit ikramla memnuniyetleri gösteriyordu,

Radyoya kavuşmaktan herkes çok mutluydu.

Bir gün, bizim Uzun Memet radyosunu ağaca asmış tarlada çalışırken, devriyeye çıkan jandarma başçavuşu görüp yakalamasın mı,
- Nedir ülen bu?
- Radyo başefendi.
- Böyle radyo mu olur ülen? -Öğretmenimiz icat etti.
- Neee, kaçak radyo yapmış, tut onbaşı, zabıt tut !

Zaptı tutmuşlar.
O yıllarda öğretmenlerin milletvekili gibi dokunulmazlığı vardı. Jandarma ya da polis karakoluna çağıramazlar, Milli Eğitim Müdürü ifade alır, gerektiğinde savcılığa sevk ederdi.

Milli Eğitim Müdürümüz  Ahmet bey, öğretmenimiz bana bir uğrasın diyecek kadar kibardı,
yanına varınca beni alıp kaymakama çıkardı  ve;
-“O muhteşem mucit bu ! “ dedi ve  kaymakam da suçumu yüzüme tebliğ etti. 

Radyoların yıllık vergisi vardı ve vergi kaçakçılığı nedeniyle  radyo başına para cezası  kesiliyordu.

İzinsiz radyo imal etmek de casusluk gibi bir şeydi, yani sonu hapis cezası.

Savcılığa sevk etmemek için, önce takdir edip, sonra bir sürgün cezası ile işi kapatarak, Ödemiş, Bozdağlar'daki  Kızılkeçili köyüne sürgün ettiler,

 Soruşturma kapanmış ama yurdumun  geri kalmışlığının yaraları kapanmamıştı.

Bahar aylarında Bozdağlar'a geldim, İsviçre gibi bir yer,
Bozdağlar'ın tepesinde son köy Karakeçili, buradan öteye sürülecek yer yok,

Köyü gezerken, içinde alabalıkların oynaştığı dere boyunda  terk edilmiş üç su değirmeni gördüm. Elektriklisi çıkınca, bunların pabucu dama atılmış, Birinin suyu var, kapağı kapatınca  tribünden çıkan su insana çarpsa parçalar,

Yazık boşa akıyor,
O yıllarda hiç bir köyde elektrik yok,
Hafta sonunu dar ettim,

İzmir Sanayi Bölgesinde Manisa'lı Ahmet Tütüncüoğlunu buldum, Derdimi anlatınca  yardımcı olup, jeneratör için gerekli parçaları bulmamı sağladı, alternatör ,  voltaj aralığı sağlayan kolektör ve kondüktör, jeneratörün miline  monte edilecek kayış ve tribün kanatlarını kaynak yapacağım değirmen çarkı.

Ahmet bey, o iyi yürekli insan, hepsini köyüme kadar kendi cipi ile getirdi. 

Bir kaç günde montajı tamamladımKöy kahvesine, okuluma, camiye ve köy meydanına kılavuz aydınlatma için kablolar çektim. 

Açılış için akşam karanlığını seçtim.
Köylü merakla toplanmış bakarken, suyun  kapağını açınca, ortalık gündüz gibi aydınlık oldu.

Suyun gücü neredeyse on beş köyü aydınlatacak elektriği üretebilirdi. Köylü sevinçten çığlık atıyordu.
 -“Sakın öğretmenimiz  icat etti diye kimseler söylemeyin, başıma iş açarsınız” diye hepsine tembih ettim.

O gece devreyi hiç kapatmadım, nasıl olsa bedavaydı,
Sabaha kadar efeler zeybek oynadı, kimi duayla, kimileri rakı içerek karanlıktan kurtuluşu  kutladı.

İki gün sonra basıldık. Tüm ilçe jandarması köyü basmıştı.
- Emir aldık, sökün bunları yoksa fena olur,
Söktük.
Kasabaya indim ve -“Sizin mevzuatınıza da, palavra eğitiminize” diyerek istifamı verdim
Oradan denizlere açıldım.
Önce telsiz ve güverte vardiya zabitliği, ardından süper tanker süvariliği.
Yıllar sonra memlekete döndüğümde  gördüm ki, değişen bir şey yoktu, sığırlar yine aynı yerde otluyorlardı,,🙏🙏💖
(Öğretmen Nedim ÇAKMAK)


Mehmet Ali Arslan - imparator Gazetesi + Name Gazetesi ortak yayın