5 Eylül 2025 Cuma
1 Eylül 2025 Pazartesi
Güzel bir yazı sosyal medyadan
Haberler News
Eylül 01, 2025

40 yaşından Sonra Hayatımızdan
Silinecek Kişiler Listesi
1- Sen aramayı, yazmayı bıraktığın an
bakarsın ki o aramıyor, yazmıyor.
Bütün ilişkiyi sen devam ettiriyorsun...
SİL GİTSİN
2- Bir insandan bir şey öğrenemiyorsan,
o insan gereksizdir...
SİL GİTSİN
3- Başkalarının sırlarını sana anlatan senin sırlarını da başkalarına anlatır...
SİL GİTSİN
4- Tartışmayı bilmeyen, dinlemeyen,
kendi fikrini dayatan insanla konuşacak
bir şeyin yok...
SİL GİTSİN
5- “Yoğunum” kelimesini ağzına sakız etmiş, sürekli zamansızlıktan dem vuranı...
SİL GİTSİN
Unutma!. Zaman hiçbir zaman bulunmaz, yaratılır…
6- “Ben buyum” deyip sıyrılan insanla asla anlaşılmaz...
SİL GİTSİN
7- Saatlerce kendi derdini anlatıp durur, bencillikten burnunun ucunu görmez...
SİL GİTSİN
8- Ne yaparsan yap gülmez. Bazıları mutsuzluktan beslenir...
SİL GİTSİN
9- Senden alır, alır, alır… Vermeye gelince beklentisiz sevgiden dem vurur...
SİL GİTSİN
Değer veriyorsan değer görmelisin.
Aksi aptallıktır…
10- Kendi yapamadığı için senin başarılarını küçümser. Hatta dürüstlük adı altında kıskançlığını kusar. Sıkma canını, onun derdi kendi acizliğiyle...
SİL GİTSİN
11- Hayallerini dinlemeyenleri, acını ve mutluluğunu paylaşmayanları...
SİL GİTSİN...✍️❗️
Alıntı
Mehmet Ali Arslan, Name Gazetesi Haber Blog
22 Ağustos 2025 Cuma
KALELERİN SESSİZ KAHRAMANI: RINAT DASAEV
Haberler News
Ağustos 22, 2025
KALELERİN SESSİZ KAHRAMANI: RINAT DASAEV
1980’lerde çocuk olmak, sokakta lastik topla kale direklerini okul çantalarından yapıp saatlerce maç yapmak demekti. Ama kaleye geçtiğimizde hepimizin bir idolü vardı. Kimimiz Dino Zoff gibi soğukkanlı olmak isterdik, kimimiz Toni Schumacher’in cesaretiyle uçmayı hayal ederdik – ve o, 1988-1991 yılları arasında Fenerbahçe kalesini koruyarak Türkiye’de de hayranlarıyla buluşmuştu. Kimimiz Jean-Marie Pfaff gibi reflekslerle parlamayı hayal ederdi – ve o da 1989-1990 sezonunda Trabzonspor formasıyla Türk futbolseverlerin karşısına çıkmıştı. Kimimiz ise Zoran Simoviç’i izleyerek ilham alırdık; Yugoslav file bekçisi 1984-1991 yılları arasında Galatasaray kalesini korumuştu. Türk kalecilerine gelince Şenol Güneş, Eser Özaltındere, Yaşar Duran, Engin İpekoğlu gibi isimler bize ilham verirdi. Fakat bütün bu kalecilerin arasında bir tanesi vardı ki, sahada göründüğü an tüm çocukların gözünde gerçek bir süper kahramana dönüşürdü: Rinat Dasaev.
Sovyetler Birliği’nin ve Spartak Moskova’nın efsane kalecisi Dasaev, 1980’lerin en büyük yıldızlarından biriydi. Uzun boyu, panter gibi çevikliği, soğukkanlı duruşu ve olağanüstü refleksleriyle kaleciliğin adeta kitaplarda okutulacak hâlini temsil ediyordu. O dönem ekran başında onu izlerken sadece bir futbolcuya bakmıyorduk; adeta kaleyi bir kale komutanı gibi savunan bir lidere şahit oluyorduk.
1988 Avrupa Şampiyonası’nda sahaya çıktığında, göğsünde “CCCP” yazısıyla milyonlarca futbolseverin gözünde kaleciliğin doruklarını temsil ediyordu. Sağ kolundaki Adidas kaptanlık bandı, aslında sadece sahadaki takım arkadaşlarına değil, televizyon başında onu izleyen küçücük kalplere de güven veriyordu.
Dasaev’i farklı kılan sadece kurtarışları değildi. Onun duruşunda, adeta kaleciliğin felsefesi vardı. Çizgi üzerinde dimdik duran, rakibe gözdağı veren, ama aynı zamanda sakinliğiyle arkadaşlarına güç katan bir yapısı vardı. Biz çocuklar için kaleci olmak, aslında biraz da Dasaev’in gölgesine sığınmaktı.
O yıllar, kalecilerin altın çağıydı. Tacconi, Shilton, Higuita, Silviu Lung, Walter Zenga, Hans van Breukelen… Her biri farklı bir tarzın temsilcisiydi. Ama bizler için Dasaev, kaleciliğin en saf, en soylu hâliydi. Onun eldivenlerinden dönen toplar, sadece kurtarış değil, çocukluğumuzun hayallerine düşen yıldızlardı.
Bugün geriye dönüp baktığımızda, sadece büyük bir kaleciyi hatırlamıyoruz. O sahadaki duruşunda, bizim çocukluğumuzun kahramanı var: Hayallerimize siper olan, bizlere cesaret aşılayan, kaleyi adeta kendi onuruyla savunan bir isim… Rinat Dasaev.
“O, sadece Sovyetler’in değil, bizim çocukluğumuzun da kalecisiydi. Biz büyüdük, ama hayallerimizin kalesinde hâlâ o duruyor.”
Mehmet Ali Arslan, Name Gazetesi Haber Blog
BİR HİKÂYE
Haberler News
Ağustos 22, 2025

BİR HİKÂYE
1942 yılında, soğuk bir kış gününde Nazi toplama kampının içinde genç bir asker, dikenli tellerin ardından genç bir kızın geçtiğini görür. Kız da aynı şekilde genci görünce heyecanlanır. Duygularını ifade etmek çabasıyla, çitin üzerinden kırmızı bir elma atar. Bu o şartlardaki bir asker için bir hayat, bir umut ve sevgi işareti anlamına gelmektedir ve mutlu olur. Genç adam, genç kızın uzattığı elmayı alır. Parlak bir ışık onun karanlığına değmiştir. Ertesi gün, bu genç kızı yeniden görmeyi umut etmenin bile çılgınca olduğunu duşünmesine rağmen, çitin ötesine bakmaktan kendini alamaz. Dikenli tellerin öteki yanındaki genç kız ise, kendisini bu denli heyecanlandıran yüzü yeniden görmeyi arzular. Elinde elma ile koşarak çitin kenarına gelir. Tipi ve dondurucu havaya rağmen kız, elmayı dikenli tellerin üstünden uzattığında, kalbi birkez daha sıcak duygularla dolar. Bu sahne birkaç gün boyunca tekrarlanır. Sadece bir an ve sadece birkaç kelime edebilmek için bile olsa birbirlerini görmek için sabırsızlanırlar. Bu anlık karşılaşmanın sonuncusunda, genç asker üzgün bir yüz ifadesi ve titreyen sesi ile; - Yarın bana elma getirme, burada olmayacağım. Beni başka bir kampa gönderiyorlar” der ve geri dönüp vedalaşamayacak kadar buruk bir şekilde uzaklaşır. O günden itibaren, kederli anlarında o tatlı kızın görüntüsü gözlerinde canlanır. Gözleri, sözleri, nezaketi, saflığı, utangaç yüz ifadesi… Genç adamın tüm ailesi savaşta ölmüştür. Tanıdığı hayat bütünüyle yok olmuş, sadece bu bir tek anı canlı kalarak kendisine umut vermeyi sürdürmüştü. 1957 yılında Amerika Birleşik Devletlerinde, her ikisi de göçmen olan, fakat birbirlerini tanımayan iki yetişkin, arkadaşları aracılığı ile tanışırlar. - Savaş sırasında neredeydiniz? diye sorar kadın. - Almanya da bir toplama kampındaydım diye yanıtlar adam. Kadın tatlı bir tebessümle bir an uzaklara dalar ve daha sonra; - Toplama kampındaki bir gence, elma attığımı anımsıyorum. Bir kaç gün hep aynı yerden çitin öteki yanındaki askerle konuşur, bakışırdık. Sonra o gitti… Ama ben o nu hiç unutamadım. Hep sevdim… Çok sevdim. Adam şaşkınlıkla sorar; Bir gün o genç sana “Artık elma getirme, çünki başka bir kampa gönderiliyorum” dedi mi? Kadın iyice şaşırmış bir ses tonu ile: - Evet. Ama siz bunu nereden biliyorsunuz? diye sorar. Adam kadının gözlerinin içine bakarak; O genç asker bendim. Yıllarca hep düşündüm, hep o güzel birkaç günün anısı ile doldurdum düşlerimi. Benimle Evlenir misin? 1996 Yılında Sevgililer Gününde, Oprah Vintfrey televizyon şovunun çekimlerinde, aynı adam kırk yıllık eşine duyduğu sevgiyi bir kez daha milyonlar önünde anlattı....
Mehmet Ali Arslan, Name Gazetesi Haber Blog
Mehmet Ali Arslan, Name Gazetesi Haber Blog
Ümit Yaşar Oğuzcan’ın yaşamı boyunca 24 kez intihara teşebbüs ettiği söyleniyor
Haberler News
Ağustos 22, 2025

Ümit Yaşar Oğuzcan’ın yaşamı boyunca 24 kez intihara teşebbüs ettiği söyleniyor. Kendisine göre ise bu rakam 3 kereden ibaret.
Bak dünya ne güzel, bu sitem niye,
Ettim ben adımı sana hediye.
Mutluyum ey oğul babanım diye,
Çarptırma hicvinle cezaya beni.
Lütfi Oğuzcan
Oğlu Vedat doğduktan sonra da intihar teşebbüslerine devam eden Ümit Yaşar Oğuzcan bir türlü ölmeyi beceremez. Her seferinde bir sebeple kurtulur.
Sürekli evde Ümit Yaşar’ın başarısız intihar girişimleri ve acı sonuçlarının konuşulması ailenin huzurunu iyiden iyiye bozmuştur.
Bu intihar fikri ise Vedat Oğuzcan’ın aklında dönüp durmaya başlamıştır bile. 17 yaşına geldiğinde ise Vedat Oğuzcan belki de babasına bir ders vermek ister.
Vedat Oğuzcan bu huzursuzluk ortamında daha fazla yaşamak istemez ve Galata Kulesi’ne çıkıp kendini aşağıya bırakır.
Babasının 24 kere intihara teşebbüsüne karşılık kendisi ilk teşebbüsünde ölmüştür. Rivayete göre ise yere düştüğünde çevredekiler Vedat Oğuzcan’ın elinde bir intihar notu bulmuştur.
Notta ise bu dramı daha acıklı hale getiren şu kelimeler yazmaktadır: “Baba öyle intihar edilmez, böyle edilir.”
Bunun sonrasında ise Ümit Yaşar Oğuzcan Oğlu Vedat’ın intiharı için “Galata Kulesi” adlı şiirini kaleme alır.
GALATA KULESİ
6 Haziran 1973, pırıl pırıl bir yaz günüydü,
aydınlıktı, güzeldi dünya,
bir adam düştü o gün galata kulesinden.
kendini bir anda bıraktı boşluğa;
ömrünün baharında, bütün umutlarıyla birlikte paramparça oldu.
bir adam düştü galata kulesinden;
bu adam benim oğlumdu gencecikti Vedat,
ışıl ışıldı gözleri, içi,
bütün insanlar için sevgiyle doluydu
çıktı apansız o dönülmez yolculuğa
kendini bir anda bıraktı boşluğa,
söndü güneş, karardı yeryüzü bütün zaman durdu.
bir adam düştü galata kulesinden
bu adam benim oğlumdu; açarken ufkunda güller alevden,
çıktı, her günkü gibi gülerek evden,
kimseye belli etmedi içindeki yangını
yürüdü, kendinden emin sonsuzluğa doğru.
galata kulesinde bekliyordu ecel,
bir fincan kahve, bir kadeh konyak,
ölüm yolcusunun son arzusuydu bu,
bir adam düştü galata kulesinden;
bu adam benim oğlumdu.
küçücüktü bir zaman,
kucağıma alır ninniler söylerdim ona,
uyu oğlum, uyu oğlum, ninni.
bir daha uyanmamak üzere uyudu Vedat.
6 haziran 1973 galata kulesinden bir adam attı kendini;
bu nankör insanlara bu kalleş dünyaya inat,
şimdi yine bir ninni söylüyorum ona,
uyan oğlum, uyan oğlum, uyan Vedat.
Ümit Yaşar Oğuzcan
Mehmet Ali Arslan, Name Gazetesi Haber Blog
8 Ağustos 2025 Cuma
Kralgazetesi
Haberler News
Ağustos 08, 2025
31 Temmuz 2025 Perşembe
İDRAR VERGİSİ
Haberler News
Temmuz 31, 2025
İDRAR VERGİSİ
Roma tarihi üzerine yazılmış bazı kaynaklarda Roma İmparatoru Nero’nun intihar etmesinin ardından tahta geçen imparator Vitellius’un halefi Vespasian ile oğlu ve müstakbel imparator Titus arasında şöyle bir diyalog yaşandığı söylenir. Tuvalet ve lağım sistemlerinden idrar toplayan ve bunu özellikle Roma çamaşırhanelerinde amonyak kaynağı olarak kullananlara satan kişilerin yaptığı faaliyet üzerine vergi koyan Vespasian oğlu Titus tarafından eleştirilir. Titus insanların pis kokular yayan idrarı üzerinden bir vergi alınmasının fazlasıyla tiksindirici ya da iğrenç olduğunu düşünür. Oğlunun bu eleştirileri üzerine Vespasian lağım odalarından idrar toplayan tüccarların önündeki altın sikkelerden birisini alır ve oğlu Titus’un burnuna yaklaştırarak “bak bakalım oğlum, kötü kokuyor mu?” diye sorar. Titus parayı gören herkesin gözlerinin ışıldaması ile sergileyebileceği tepkiyi biraz akıllıca ve muzip bir bakışla şu şekilde cevaplar: “Pecunia non olet!” İşte o günden bu yana bu söz “para kokmaz!” ya da “paranın kokusu olmaz!” olarak ifade edilir. Para bugün herkesin eskisinden çok daha fazla sahip olmak istediği bir araç haline gelmiştir. Vergi devletlerinin tarih boyunca akıl almaz konular üzerinden ilginç, tuhaf ya da gülünç vergiler aldıkları bilinmeyen bir konu değildir.
Coşkun Can Aktan
Mehmet Ali Arslan, Name Gazetesi Haber Blog
Ahu Tuğba
Haberler News
Temmuz 31, 2025
Ahu Tuğba
Doğum Yeri: İstanbul / Türkiye
Doğum Tarihi: 13.08.1959
Ahu Tuğba Kimdir?
13 Ağustos 1959 tarihinde İstanbul Yeşilköy’de varlıklı bir ailenin tek çocuğu olarak doğmuştur.
Asıl adı Canan Tuğba Çetin’dir. Babası ile annesi boşandı. Maçka İlkokulu’nu, Atatürk Kız Ortaokulu’nu bitirdi.Daha ortaokuldayken sinema hayatına başladı. Liseyi İstanbul Amerikan Robert Lisesinde okudu. Sonra da Kanada’da Concordia Üniversitesi’nin İngiliz Dili bölümünde okudu ancak bitiremeden döndü.
Yönetmen Metin Erksan‘ın Beyoğlu’nda gezerken görüp film çekme teklifi ile sinema hayatı başladı.
80’li yıllarda Türk sinemasında seks sembolü olduğu filmlerde oynadı. Erkekçe Dergisi’ne cesur pozlar verdi. Sinema oyuncusu Kenan Kalav il.
Ahu Tuğba, 1991’de, Fransız Pascal Levaseu’la Paris’te lüks bir lokantada tanıştı ve kısa süre sonra evlendi. Çift bir yıl evli kaldı. Boşandıkları yılın mayısında Arnavut asıllı tekstilci Timmy Alejtonij ile Barbados Adası’nda tanışan Tuğba, yine hızlı davrandı ve evlendi. Bu evlilikten Ahu adını verdiği kızı dünyaya geldi. Ancak birliktelik uzun soluklu olamadı.
Ahu Tuğba,Osmanbey’de Guantenamera adlı gece kulübünün sahibidir.
2004 yılında atv’de yayınlanan “Ünlüler Çiftliği” yarışma programına katıldı.
Ahu Tuğba, 10 kere evlenmiştir.
1.evliliği: 1973 yılında daha 14 yaşında iken okul arkadaşı ile evlendi kısa sürede boşandı.
2.evliliği: 1981 yılında Mustafa Ulusoy ile evlendi. 1983 yılında boşandı.
3.evliliği: Nafiz Kavi ile evlendi. bir yıl sonra ayrıldı.
4.evliliği: 1984 yılında Süha Kutlu ile evlendi.
5.evliliği: 13 Mayıs 1988 tarihinde Osman Soyer ile evlendi. Ekim 1988 de boşandı.
6.evliliği: Enis Karaduman ile evlendi.
7.evliliği: Mete Has ile evlendi.
8.evliliği: 1991 yılında Fransız Pascal Levaseur ile evlendi. 22 Nisan 1992 tarihinde boşandı.
9.evliliği: 1991 yılında Arnavut asıllı Amerikalı doktor Timmy Alejtanij ile yaptığı evliliğinden kendisi gibi “Ahu Anjelik” adında 1992 doğumlu bir kız çocuğu vardır. 2010 yılında boşandı.
10.evliliği: 2010 yılında İzmirli varlıklı biri ile evlendi.
1 Eylül 2024 tarihinde Miami şehrindeki evinde 69 yaşında öldü. Kızı, annesinin son birkaç gündür öksürdüğünü ve uzun süredir ileri derecede KOAH hastası olduğunu belirtti. Cenazesi, ölümünden 27 gün sonra Miami'den Türkiye'ye getirildi. İlk olarak Atlas Sineması'nda düzenlenen anma töreninin ardından cenazesi Teşvikiye Camii'ne getirildi. Burada kılınan cenaze namazının ardından Zincirlikuyu Mezarlığı'na defnedildi.
Mehmet Ali Arslan, Name Gazetesi Haber Blog
GEYİKLİ BABA
Haberler News
Temmuz 31, 2025
GEYİKLİ BABA
Rum abdalları zümresine ve Vefâiyye tarikatına mensup bir Türkmen şeyhi.
Türk velîleri için sık kullanılan bir motifi yansıtan menkıbeye göre, Geyikli Baba dağlarda bir geyiğe binip geyiklerle dolaştığı veya geyiklerle ünsiyet edip aralarında yaşadığı için bu şekilde adlandırılmıştır. Geyikli Baba onun adı değil lakabıdır. Fakat bu lakap kendisine geyiklere binip gezmesi veya onlarla birlikte yaşamış olmasından çok, sırtını bir hayvan postuyla örten Kalenderiyye’ye mensup diğer meczup dervişler gibi muhtemelen geyik postuyla dolaştığı için verilmiş olmalıdır. Asıl adının Hasan olması gerektiği Yûnus Emre’ye ait bir manzumeden anlaşılmaktadır. Bursalı İsmâil Belîğ ise onun adını Ulvî Baba olarak kaydeder. Çağdaşı olan Yûnus Emre’nin verdiği isim daha doğru kabul edilmelidir.
Rivayete göre Geyikli Baba Orhan Bey zamanında Anadolu’ya Hoy’dan (Azerbaycan) gelmiş bir derviş olup müridleriyle beraber İnegöl yakınlarına yerleşmiştir. Menkıbeler onun, tıpkı kendisi gibi geyiklere binmiş müridleri eşliğinde Bursa’nın fethine katıldığını nakleder. Kaynaklarda anlatılan diğer menkıbeler Geyikli Baba’nın başka fetih hareketlerine de katıldığına işaret ediyor. Onun katıldığı bu fetihlerden arşiv kayıtlarına geçmiş biri de Kızılkilise denilen yerin fethidir. Bu fetih menkıbeleri sebebiyle J. von Hammer, Geyikli Baba’yı hıristiyanların Saint Georges’u ile efsanevî kahraman Roland’a benzetir.
Başka bir rivayet Geyikli Baba’nın Orhan Gazi ve onun yakınındaki bazı devlet adamları ile olan sıkı ilişkisini ortaya koymaktadır. Geyikli Baba, Osmanlı hükümdarına yakınlığıyla tanınan Turgut Alp ile çok samimi görüşmektedir, hatta bu zat şeyhin müridi olmuştur. Turgut Alp Orhan Gazi’ye kendisinden bahsetmiş, menkıbelerini dinleyen hükümdar onu görmek üzere huzuruna davet ettiğinde Geyikli Baba önce bu davete itibar etmemiştir. Ancak ısrarı üzerine Orhan Gazi ile görüşmeye razı olmuş, bu görüşmeden memnun kalan hükümdar kendisine İnegöl bölgesini bağışlamak istemiş, fakat Geyikli Baba yalnızca dervişleri için inşa edeceği bir zâviye yerinden fazlasını kabul etmemiştir. Yine bir gün sırtında bir çınar (veya kavak) fidanı ile Orhan Gazi’nin ikametgâhının önüne gelmiş ve uzun ömrü temsil eden bu fidanı bahçeye dikerek uzaklaşıp gitmiştir. Bu menkıbeyi nakleden kaynaklar, Geyikli Baba’nın bununla Osmanlı Devleti’nin kutsiyetine ve uzun ömürlü olacağına işaret etmek istediğini belirtirler. Bu rivayetler Geyikli Baba’nın siyasî iktidar çevreleriyle sıkı bağlantısını göstermesi bakımından önemlidir.
Geyikli Baba’nın Osmanlı kaynaklarında zikredilen ve çağdaşı olan bütün öteki Rum abdalları gibi meczup karakterli bir Türkmen şeyhi olduğu anlaşılmaktadır. Orhan Gazi ile karşılaşması sırasında hükümdarın kendisine kim olduğunu sorması üzerine verdiği rivayet olunan cevap çok önemlidir. “Baba İlyas müridiyim, Seyyid Ebü’l-Vefâ tarikindenim” şeklindeki bu cevap , XIV. Yüzyılda Rum abdalları diye anılan bu gazi-dervişlerin önemli bir çoğunluğunun, Tâcülârifîn Seyyid Ebü’l-Vefâ el-Bağdâdî’nin tarikatı olan Vefâiyye’ye ve aynı zamanda Babaî hareketine mensup olduklarını gösterir.
Cevdet Türkay ise aynı zümreye Erzurum, Sivas, Malatya, Adana, Biga, Bursa ve İnegöl gibi birbirinden hayli uzak bölgelerde “Geyikli Baba Sultan cemaati” adıyla rastlandığını belirtir (Osmanlı İmparatorluğunda Oymak, Aşiret ve Cemaatlar, s. 373-374). Özellikle Biga, Bursa ve İnegöl bölgelerinin Geyikli Baba’nın bizzat hayatta iken faaliyet alanları olması dikkat çekmektedir.
Geyikli Baba’nın türbesi, Bursa’nın Kestel ilçesine bağlı Babasultan köyündeki külliye içindedir. Türbenin yanındaki caminin avlusunda bulunan ulu çınarın Bursa’daki sarayın kapısında mevcut çınarla aynı zamanda dikildiğine inanılır. Her sene bu köyde düzenlenen ihtifalle Geyikli Baba’nın hâtırası yaşatılmaktadır.
Ahmet Yaşar Ocak
Mehmet Ali Arslan, Name Gazetesi Haber Blog
29 Temmuz 2025 Salı
Name Gazetesi
Haberler News
Temmuz 29, 2025






