KALELERİN SESSİZ KAHRAMANI: RINAT DASAEV
1980’lerde çocuk olmak, sokakta lastik topla kale direklerini okul çantalarından yapıp saatlerce maç yapmak demekti. Ama kaleye geçtiğimizde hepimizin bir idolü vardı. Kimimiz Dino Zoff gibi soğukkanlı olmak isterdik, kimimiz Toni Schumacher’in cesaretiyle uçmayı hayal ederdik – ve o, 1988-1991 yılları arasında Fenerbahçe kalesini koruyarak Türkiye’de de hayranlarıyla buluşmuştu. Kimimiz Jean-Marie Pfaff gibi reflekslerle parlamayı hayal ederdi – ve o da 1989-1990 sezonunda Trabzonspor formasıyla Türk futbolseverlerin karşısına çıkmıştı. Kimimiz ise Zoran Simoviç’i izleyerek ilham alırdık; Yugoslav file bekçisi 1984-1991 yılları arasında Galatasaray kalesini korumuştu. Türk kalecilerine gelince Şenol Güneş, Eser Özaltındere, Yaşar Duran, Engin İpekoğlu gibi isimler bize ilham verirdi. Fakat bütün bu kalecilerin arasında bir tanesi vardı ki, sahada göründüğü an tüm çocukların gözünde gerçek bir süper kahramana dönüşürdü: Rinat Dasaev.
Sovyetler Birliği’nin ve Spartak Moskova’nın efsane kalecisi Dasaev, 1980’lerin en büyük yıldızlarından biriydi. Uzun boyu, panter gibi çevikliği, soğukkanlı duruşu ve olağanüstü refleksleriyle kaleciliğin adeta kitaplarda okutulacak hâlini temsil ediyordu. O dönem ekran başında onu izlerken sadece bir futbolcuya bakmıyorduk; adeta kaleyi bir kale komutanı gibi savunan bir lidere şahit oluyorduk.
1988 Avrupa Şampiyonası’nda sahaya çıktığında, göğsünde “CCCP” yazısıyla milyonlarca futbolseverin gözünde kaleciliğin doruklarını temsil ediyordu. Sağ kolundaki Adidas kaptanlık bandı, aslında sadece sahadaki takım arkadaşlarına değil, televizyon başında onu izleyen küçücük kalplere de güven veriyordu.
Dasaev’i farklı kılan sadece kurtarışları değildi. Onun duruşunda, adeta kaleciliğin felsefesi vardı. Çizgi üzerinde dimdik duran, rakibe gözdağı veren, ama aynı zamanda sakinliğiyle arkadaşlarına güç katan bir yapısı vardı. Biz çocuklar için kaleci olmak, aslında biraz da Dasaev’in gölgesine sığınmaktı.
O yıllar, kalecilerin altın çağıydı. Tacconi, Shilton, Higuita, Silviu Lung, Walter Zenga, Hans van Breukelen… Her biri farklı bir tarzın temsilcisiydi. Ama bizler için Dasaev, kaleciliğin en saf, en soylu hâliydi. Onun eldivenlerinden dönen toplar, sadece kurtarış değil, çocukluğumuzun hayallerine düşen yıldızlardı.
Bugün geriye dönüp baktığımızda, sadece büyük bir kaleciyi hatırlamıyoruz. O sahadaki duruşunda, bizim çocukluğumuzun kahramanı var: Hayallerimize siper olan, bizlere cesaret aşılayan, kaleyi adeta kendi onuruyla savunan bir isim… Rinat Dasaev.
“O, sadece Sovyetler’in değil, bizim çocukluğumuzun da kalecisiydi. Biz büyüdük, ama hayallerimizin kalesinde hâlâ o duruyor.”
Mehmet Ali Arslan, Name Gazetesi Haber Blog