18 Temmuz 2025 Cuma

Leonardo DiCaprio: "Bana sadece güzel bir yüz olduğumu söylediler


"Bana sadece güzel bir yüz olduğumu söylediler... " ama kimse aşırı şiddet ve yoksulluk içinde büyüdüğümü bilmiyordu. » 
 😔️

Los Angeles'ta doğdum ama Hollywood'un altın tepelerinde değil. Hayır Silahların fırsatlardan daha sık olduğu bir mahalledenim. Annem sekreterdi, babam da gizli karikatüristti. Ben daha bebekken ayrıldılar. Küçük bir odada yaşıyorduk, uyuşturucu ve çeteler tarafından tahrip edilmiş bir mahallenin merkezinde. İnsanların sokakta birbirlerini ısırdığını hatırlıyorum... ve çöp kutularından artıkları toplamak için farelerle savaşıyor. 
Bazen annem bana okumayı öğretmeye çalışırken sessiz ağlardı. 💔🥀

Çocukluğumdan beri aktör olmayı hayal ettim. Ama sanat okuluna gücümüz yetmezdi. Reklamlar için seçmelere giriyordum ve reddedilmeler çok ağırdı. 
Bir gün müdür bana bağırdı:
"Bir ninja kaplumbağa adın var. 
" Asla ciddi bir aktör olamayacaksın. »
Bu sözler beni mahvetti. Ama aynı zamanda beni öfkeyle doldurdular.
Bu yüzden yalnız çalışmaya başladım. Senaryoları incelemek için aynanın karşısında prova sahneleri... 
Açlıktan ölürken bile. Bir gece annem ve kendime ekmek alabilmek için otomattan bozuk para bile çaldım. 🍞💸

Meğer ne var ne yok Doktor?. 'de küçük bir bölümmüş. Ama o zaman bile, bana bir geleceğim olmadığını söylediler. 
Sonra Gilbert Grape geldi ve sonra Titanik.
Kimsenin bilmediği şey film çekerken boğulduğumdur... yiyecek eksikliği yüzünden tansiyonum düştü. Ama dayandım. Savaşmaya devam ettim. Ve herkes benden partilerde ve abartılarda kaybolmamı beklediğinde, 
ben kendimi sinemaya adamayı seçtim... 
ve gezegene.

Kimsenin mümkün olmadığını düşünmediği 
bir şey oldum. 🌊🏆

"Hiçlikten gelmiş birini asla küçümseme. 
Bazen ihtiyacımız olan tek şey bize inanacak birisidir... 
Birisi bile olsa, kendinsin. » 💥🔥

— Leonardo DiCaprio

Mehmet Ali Arslan, Name Gazetesi Haber Blog

1 Temmuz 2025 Salı

Üç Medeniyetin Fethede(ye)mediği Şehir: Termessos



Üç Medeniyetin Fethede(ye)mediği Şehir: Termessos

Antik çağlarda fethedilmek, çoğu şehrin kaderiydi. 
Ancak bazı şehirler vardı ki, doğanın koruyuculuğu ve halkının direnişiyle, tarih boyunca diz çökmedi. İşte o şehirlerden biri: Termessos.

Konum olarak farklı, kader olarak özel.
Termessos, Antalya’nın kuzeyinde, Güllük Dağı’nın (Solymos) sarp yamaçlarına kurulmuş, Luvi kökenli antik bir Pisidya kentidir. 
Deniz seviyesinden yaklaşık 1.000 metre yüksekte yer alır. Şehrin bu doğal konumu, ona adeta bir kartal yuvası gibi ulaşılmazlık kazandırmıştır.

İskender’in Uğrayıp Geçtiği Yenilgi

M.Ö. 333 yılında, Büyük İskender Anadolu’yu fethederken Termessos’un kapılarına geldi. 
Ancak karşılaştığı şey, yalnızca sağlam surlar değil, aynı zamanda sarp kayalıklar ve stratejik geçitlerdi.
İskender buraya saldırmadı bile. Kaynaklara göre, şehri kuşatmak yerine yolunu değiştirdi.

Tarihte bu olay şöyle özetlenir:

“İskender, Termessos’un asla zapt edilemeyeceğini anladı.”
Bu, sadece askeri değil, psikolojik bir zaferdi Termessos için.

Bağımsızlığın Simgesi Olan Şehir

Termessos, ne Persler, ne Makedonlar, ne de Roma tarafından tam anlamıyla fethedilebildi.
 • Roma döneminde “müttefik şehir” (civitas libera) statüsü verildi ama bu bir bağımlılık değil, saygının göstergesiydi.
 • Kendi yasalarını yaptı, kendi parasını bastı.

Bugün Bile Büyüleyici

Termessos, bugün Türkiye’deki en iyi korunmuş antik kentlerden biridir.
 • Tiyatrosu, uçurumun kenarında nefes kesen bir manzaraya bakar.
 • Agora, gymnasion, tapınaklar ve mezarlıklar hâlâ ayaktadır.
 • Sessizliğin ve tarihin aynı anda konuştuğu bir yerdir.

Luvi Ruhu Kayalarda Yaşıyor

Luviler, Anadolu’nun kadim halklarından biridir. 
Termessos’un da Luvi kökenli Solym halkı tarafından kurulduğu düşünülür. Onların dili unutulmuş olabilir, ama kayalara oyulmuş şehirleri, bağımsızlık aşklarını hâlâ haykırmaktadır.

Mehmet Ali Arslan, Name Gazetesi Haber Blog

PAPATYA' NIN HİKÂYESİ

PAPATYA' NIN HİKÂYESİ
PAPATYA' NIN HİKÂYESİ 
Koskoca bir bahçede harikulade çiçekler 
içinde bir papatya..

Ve papatya aşık olmuş, 
yanmış tutuşmuş 
ak sakallı bahçıvana..

Bir ümit bekliyormuş. 
Yüzlerce çiçeğin arasından..
Onunla, 
sadece onunla saatlerce ilgilensin..

Buz gibi suyunu 
sadece ona döksün istiyormuş..
Sadece ona değsin makası, 
Sadece ona gülsün dudakları..

Kıskanıyormuş bahçıvanı,
Kırmızı güllerden,
Sarı lalelerden,
Mor menekşelerden..

Zambaklardan..
Papatya, 
sadece bahçıvan için açıyormuş,
Bembeyaz yapraklarını..

Bir gün, 
Aşkı öyle büyümüş ki..
Papatya 
yapraklarını taşıyamaz olmuş..
Eğilivermiş boynu.. 

Toprağa bakıyormuş artık..
Bahçıvanın sadece sesini duyuyormuş..

Ayaklarını görüyormuş.. 
Bunada şükür diyormuş..
Yetiyormuş ona, 
bahçıvanın varlığını hissetmek..

Zaman akıp gidiyormuş..
Papatya bahçıvanın yüzünü görmeyeli çok olmuş..

Ne var sanki boynumu kaldırsa, 
bir kerecik daha görsem yüzünü diyormuş..

Ve işte bir gün..

Bahçıvan papatyaya doğru yaklaşmış.. 
İncecik bedenini ellerinin arasına almış..

Elindeki sopayı, 
köklerinin yanına toprağa sokmuş bir iple papatyanın gövdesini bağlayıvermiş sopaya.. 

Papatya 
o an daha çok sevmiş bahçıvanı.. 

Hala göremiyormuş onu, 
ama bedeni kurtulmuş..

Uzun bir müddet sonra,
Bahçıvan uğramaz olmuş bahçeye..
Gelen giden yokmuş..
Kahrından ölecekmiş papatya..

Ama işte bir sabah…

Hortumdan akan suyun sesiyle uyanmış..
Derin bir oh çekmiş..
Çılgıncasına sevdiği bahçıvan geri gelmiş..

Birden, kendisine doğru gelen iki ayak görmüş..
Bu onun delicesine sevdiği bahçıvan değilmiş..

Başka birisiymiş..
Adamın elinde bir de makas varmış..
Papatyanın kafasını kaldırmış yukarıya doğru..

Ne güzel açmışsın sen öyle demiş..
Bu gencecik, 
yakışıklı bir delikanlıymış..

Gözleri gök mavisi, 
saçları güneş sarısıymış..

Ama gövden seni taşımıyor demiş.
Elindeki makası papatyanın boynuna doğru uzatmış..
Ve bir hamlede bağını gövdesinden ayırmış..

Papatya yere düşerken hatırlamış sevdiğini..

O ak saçlı, ak sakallı, 
yaşlımı yaşlı bahçıvanı hatırlamış..

Birde o gencecik, 
yakışıklı delikanlıyı düşünmüş..

Ve o an anlamış, 
neden o yaşlı bahçıvanı sevdiğini..

O her şeye rağmen, 
papatyaya emek vermiş..

Ona hiç bir zaman güzel olduğunu söylememiş,
ama onu aslında hep sevmiş

Papatya anlamış artık..

Sevgi, emek istermiş..

Yere düştüğünde son bir kez düşünmüş sevdiğini..

Teşekkür etmiş ona içinden..
Son yaprağı da kuruduğunda, biliyormuş artık..

Gerçek sevginin, söylemeden, yaşamadan 
ve asla kavuşmadan var olabileceğini..

Mehmet Ali Arslan, Name Gazetesi Haber Blog

30 Haziran 2025 Pazartesi

Yaklaşık yetmiş yaşlarında bir kadın bir giyim mağazasına girdi


Yaklaşık yetmiş yaşlarında bir kadın bir giyim mağazasına girdi.
Saçları dağınıktı, kıyafetleri eskimiş, sandaletleri yorgundu.
Elinde buruşmuş bir plastik poşet vardı.
Ve yüzünde… yorgun bir ifade.

Kadın daha kapıdan girer girmez, iki satış görevlisi onu göz ucuyla süzmeye başladı.
— Bir şey almaz bu…
— Sadece bakınmaya gelmiştir muhtemelen.

Kadın, yumuşak ve neredeyse çekingen bir sesle sordu:
“Gece elbiseleriniz var mı acaba?”

Satıcılar birbirlerine anlamlı bir bakış attılar.
Sonra biri, sert bir ses tonuyla cevap verdi:

— Böyle bir elbiseyi neden almak istersiniz ki? Biz burada şık ürünler satıyoruz.

Kadın başını eğdi, cevap vermedi.
Ama çıkıp gitmek yerine askılar arasında dolaşmaya başladı.
Ve sonunda kırmızı bir elbisenin önünde durdu.
Elbiseyi göğsüne bastırdı ve hafifçe gülümsedi.

— Bu mükemmel, dedi.

Satışçılar alaycı bakışlarını gizlemeden onu izledi.
Sonunda biri yaklaşıp sordu:

— Bu elbise beş bin pesodan fazla… ödeyebilecek misiniz?

Kadın, poşetinden eski bir zarf çıkardı.
Ve tezgâhın üstüne boşalttı.
Kırışmış, kirli banknotlar ve bozuk paralar…
Ama para tamamdı. Eksiksiz.

Satıcılar sustu.

— Elbise kimin için? diye sordu biri. Bu sefer sesi daha yumuşaktı.

Kadının gözleri parladı.
Ve şöyle dedi:

— Kızım için.
Bugün on sekiz yaşına girecekti.
Onu, artık anne olamayacağımı düşündüğüm bir yaşta doğurdum.
Doktorlar imkânsız demişti… ama Tanrı onu bana armağan etti.
İki ay önce kaybettim.
Ama ona bir söz vermiştim:
Doğum gününde en sevdiği elbiseyi alacaktım.

İşte bu elbise…
Gitmeden önce bana fotoğrafını göstermişti.


Bazen insanların içindeki sessiz yükleri bilmeden onları yargılarız.
Ve sadece dış görünüme bakarsak…
asıl önemli olanı gözden kaçırırız:

Artık verecek kimsesi kalmasa bile, bir kalbin hâlâ ne kadar sevgi sunabileceğini.

— Susana Rangel ✍️

Hayata dair


Mehmet Ali Arslan, Name Gazetesi Haber Blog

29 Haziran 2025 Pazar

BİR DELİ’NİN MAL BEYANI

BİR DELİ’NİN MAL BEYANI

BİR DELİ’NİN MAL BEYANI... 

“1- Avşa adasında üç daire, dört üçgen, beş dikdörtgen 
2- Gökyüzünde bir bulut 
3- Bitlis’te beş minare 
4- Bir yazlık biri kışlık iki platonik sevgili 
5- Büro mobilyası ve çelik kapı üreten bir fabrikanın öğle üzeri yaslanıp sigara içilen beyaz duvarı 
6- Islıkla da çalınabilen dört anonim türkü 
7- Palandökende bir palan, iki döken 
8- Kastamonu’da üç kasto 
9- Üç fay hattı 
10- Bir çarşamba, iki perşembe, üç cuma 
11- Dünyada mekan 
12- Ahirette iman 
13- Denizde kum 
14- Uzayda yerçekimsizlik 
15- Bir çuval gazoz kapağı 
16- Bir kibrit kutusu sigara izmariti 
17- Onsekiz saç biti 
18- Biri İngilizce 6 adet küfür 
19- Yirmi tane boş naylon poşet 
20- Sevenlerin kalbinde kurulmuş bir taht 
21- Bir sürü saç sakal, kıl, tüy, yün 
22- Üç ayrı parkta üç ayrı belediyeye ait üç ayrı banka reklamlı bank 
23- Bir ayakkabı çekeceği 
24- Üç don lastiği 
25- İki büyük taş kütlesi 
26- Bir adet ağaç gölgesi 
27- Üç kuş kanadı sesi 
28- Bir sürü kedi köpek 
29- Bir marmara denizi 
30- Camına yaslanıp seyredilen iki piliç çevirmeci 
31- Her aksam karıştırılan dört çöp bidonu 
32- Çalıp çalıp kaçılan beş melodili apartman zili 
33- Nakit 15 lira 
34- Anne babadan kalma, yarısı yaşanmış bi ömür…"

(ALINTI)

Mehmet Ali Arslan, Name Gazetesi Haber Blog

27 Haziran 2025 Cuma

Ardahan yaz Festival takvimi 2025


Ardahan genelinde her yıl geleneksel olarak düzenlenen kültür, sanat ve yayla festivallerinin 2025 yılı takvimi açıklandı. Göle'den Damal'a, Posof'tan Hanak'a kadar birçok ilçe ve beldede düzenlenecek yaz festivallerinin tarihleri netleşti.

Mehmet Ali Arslan, Name Gazetesi Haber Blog

Einstein, Princeton Üniversitesi’nden trene bindiği bir gün



Einstein, Princeton Üniversitesi’nden trene bindiği bir gün, bir bilet kontrol görevlisi vagona girip yolcuların biletlerini kontrol etmeye başladı.
Einstein’a geldiğinde, o hemen ceketinin ceplerinde biletini aramaya başladı ama bulamadı.
Sonra pantolonunun ceplerine baktı, küçük el çantasını karıştırdı ama yine sonuç yoktu.
En sonunda yanındaki koltuğa eğilip oraya bakmaya başladı…

Bunu gören kontrol görevlisi gülümseyerek dedi ki:
— Doktor Einstein, kim olduğunuzu biliyorum. Buradaki herkes sizi tanıyor. Bileti aldığınıza eminim. Hiç sorun değil.

Einstein başını sallayarak teşekkür etti. Görevli diğer yolcuların biletlerini kontrol etmeye devam etti.
Ancak bir sonraki vagona geçmek üzereyken, Einstein’ın hâlâ dizlerinin üstünde, koltuğun altına bakarak biletini aradığını fark etti.

Şaşkınlıkla geri dönüp ona şöyle dedi:
— Size söyledim ya, hepimiz kim olduğunuzu biliyoruz. Lütfen biletinizi boş verin, sorun değil!

Einstein kafasını kaldırdı, ona baktı ve şöyle cevap verdi:
— Teşekkür ederim, delikanlı. Ben de kim olduğumu biliyorum. Ama bilmediğim şey şu: Nereye gittiğim! O yüzden biletimi bulmam gerekiyor!

Bu kısa hikâye, sadece zekice bir espri değil, aynı zamanda hedefini unutan bir dâhinin sade ve dürüst yaklaşımını da gösteriyor.

Mehmet Ali Arslan, Name Gazetesi Haber Blog

Avustralya Ordusunu 2 Kez Mağlup Eden Düşman: Deve Kuşları

Avustralya Ordusunu 2 Kez Mağlup Eden Düşman: Deve Kuşları

Avustralya Ordusunu 2 Kez Mağlup Eden Düşman: Deve Kuşlar

1932 yılında Avustralya'da gerçekleşen "The Great Emu War"u duydunuz mu? Duymadıysanız hazır olun, savaş sizi oldukça şaşırtacak. Çünkü teknolojik silahlarla kuşanan insanlara karşın, deve kuşları savaşıyor ve ordu 2 kez yeniliyor.

1929 yılında I.Dünya Savaşı bittikten sonra Avustralyalı askerler evlerine döndüler. Savaş bitmişken kaldıkları yerden çiftçiliğe devam etmek istediler. Fakat hükümet desteğini kesmişti ve Büyük Buhran döneminde buğday fiyatlarının düşmesi onları engellemişti. Üstelik engeller bunlarla da kalmadı, 1932 yılında yaklaşık 20.000 deve kuşu üreme sezonlarının bir parçası olarak bölgeye göç etti. Sulu arazide daha rahat yaşadıkları için bölgeye yerleşmeye başladılar. Bir de çiftçilerin ürünlerini aşırmaya başladıklarında sinirler iyice gerildi.

Dönemin Savunma Bakanı Lewis, deve kuşlarının gerçek bir problem olduğunu gördü. Makineli tüfeklerle ve bol sayıda mühimmatla deve kuşlarına savaş açtı. Kazanmanın oldukça kolay olduğu düşünülüyordu, sonuç olarak düşmanın silahı yoktu. Düşman "kuş beyinli"idi.

Devekuşları oldukça atik ve hızlı hayvanlardır. Çalılıkların arkasında kamufle olarak, savaş sırasında askerlerin nişan almasını oldukça zorlaştırdılar. Askerler ne kadar deneseler de, bu çevik hayvanları bir türlü vuramıyorlardı. Gazetelerde o dönem, deve kuşlarının kendi savaş stratejilerini geliştirdiklerinden bile bahsediliyordu.

Ordunun deve kuşlarını vurma başarısı onda birdi. 9,860 kurşunla yaklaşık 900-1000 deve kuşu vurulmuştu. Tarladaki bitkiler de tükenmek üzereydi. Ölmediler fakat huzursuzluk sebebiyle deve kuşları bölgeyi terk etmeye başladılar. Avustralya tarafında ise Büyük Deve Kuşu Savaşı kaybedilmişti. Daha sonra parlamentoda yapılan bir tartışmada bir milletvekili, kimsenin madalya alıp almayacağını sordu. Diğer bir milletvekili ise "Evet bir deve kuşu alacak" diye yanıtladı.


Mehmet Ali Arslan, Name Gazetesi Haber Blog

450 milyon dolarlık net bir servete sahip ve yaptığı yardımlar günlük 260.000 dolara denk geliyor



450 milyon dolarlık net bir servete sahip ve yaptığı yardımlar günlük 260.000 dolara denk geliyor. Gardırobu sıradan insanlarla neredeyse aynı ve çoğu ana cadde markalarından ibaret.

Peki, günlük 260.000 doları nereye gidiyor?

Rowan Atkinson, dezavantajlı çocuklara fırsatlar sağlayan ve ihtiyaç sahibi okulları desteklemeyi amaçlayan eğitimci girişimlere 15 milyon dolardan fazla bağışta bulundu.

Ayrıca, kısıtlı olanlar ve ruh sağlığı sorunlarıyla mücadele edenler için destek veren örgütlere 5 milyon dolar katkıda bulundu. Ormanları yangınlardan korumayı ve karbon emisyonlarını azaltmayı amaçlayan girişimlere 7,5 milyon dolar bağışlayarak çevresel amaçların açık bir destekçisi oldu. 

Dünya çapındaki şöhretine ve servetine rağmen Rowan mütevazı bir yaşam sürdürüyor ve finansal kaynaklarını, servetlerini sergilemeyi seven ünlülerin aksine, derinden önemsediği amaçlar için kullanıyor.

Rowan Atkinson'ın mütevazı ve hayırsever yaklaşımı umarım ülkemizede örnek olur ve onun gibi insanların sayısı artar. 

Altan İlhan Arslan

Mehmet Ali Arslan, Name Gazetesi Haber Blog

Casusların Tanrısı: -Eli Cohen





Casusların Tanrısı: 🕵Eli Cohen🕵‍♂️
 
Mossad ajanı Eli Cohen’in hikayesi, Ortadoğu çukurunda yaşayan herkesin bilmesi gereken ve ders çıkarması gereken bir hikayedir.

İsrail’in yürüttüğü istihbarat savaşında, devlet aklının insan bedenine nasıl sığdırıldığını gösteren bir vakadır.

Eli Cohen, 18 Mayıs 1965'te Suriye'nin başkenti Şam'da idam edildi. Cesedi 6 saat boyunca halkın gözü önünde darağacında asılı kaldı. 

Ardından bilinmeyen bir yere gömüldü. İsrail, yıllardır mezar yerini öğrenmeye çalışıyor. Bugün bile hâlâ mezarı gizemini koruyor.

Aslen Mısırlı bir Yahudi olan Elie Cohen, gençliğinde Mısır’da Yahudileri gizlice İsrail’e kaçıran yasadışı bir örgütün üyesiydi.

İlerleyen yıllarda ise İsrail’e yerleşti. Mossad tarafından seçildi ve Ortadoğu’da istihbarat faaliyetleri için özel olarak yetiştirildi.

Mossad onu “Kemal Emin Tabet” adında Lübnan-Beyrut doğumlu zengin bir Suriyeli iş adamı kimliğine büründürdü. 

Hikâyesine göre babası tekstil tüccarıydı, kardeşi Arjantin'e göç etmişti. Ailesi de sonradan Buenos Aires'e taşınmıştı. Bu yalan kimlik üzerine aylarca çalıştı.

Aylar boyunca Arjantin’de hem İspanyolca hem de Suriyeli Arapçası çalıştı. Arap restoranlarında, Arap kulüplerinde ve hayır kurumlarında boy gösterdi. Adını elit çevrelere duyurdu.

Nihayetinde Suriye büyükelçiliğinin verdiği bir davette General Amin El Hafız’la tanıştı.

Bu tanışma, onun Şam’a giden yolunu açtı. Arjantin'deki görevini başarıyla tamamladıktan sonra Arjantin'den getirdiği referans mektuplarıyla Şam'da bankacılar, zenginler, subaylar ve devlet adamlarıyla tanıştırıldı. Lüks yaşamı, cömertliğiyle kısa sürede “elit” sınıfa girdi.

1963’te Suriye’de Baas Partisi darbe yaptı. General El Hafız savunma bakanı oldu.

Hafız Esad da bu kadronun içindeydi. Cohen bu dönemde partinin ve hükümetin merkezine kadar sızdı. Kimi kaynaklara göre bakanlık pozisyonu bile teklif edilecekti.

Hafızın yakın dostu olması hasebiyle Suriye’nin İsrail sınırına yakın en hassas bölgesi olan Golan Tepeleri'ne ziyaretler gerçekleştirdi.

Askeri birlikleri, tank mevzilerini, karargâh yollarını yakından inceledi. Fotoğraflar çekti. Tüm bu bilgileri Mossad’a ulaştırdı.

1963’te Suriye, İsrail’in su kaynağı olan Ürdün Nehri’nin yönünü değiştirme planı yaptı. Cohen bu bilgiyi kullanılan tüm iş makinelerinin konumlarıyla birlikte İsrail’e ulaştırdı. 

1964’te İsrail Hava Kuvvetleri, bu alanı bombalayarak şantiyeyi imha etti.

Cohen, her sabah saat 08:00’de, bazı günler akşam da olmak üzere İsrail’e düzenli telsiz mesajları gönderiyordu. Verici, ordu genel merkezine çok yakındı bu yüzden sinyaller dikkat çekmiyordu. Ta ki 1965’e kadar.

Ocak 1965’te Suriye ordusu Sovyet yapımı yeni iletişim cihazları getirdi.

Bu sistemleri denemek için ülke genelinde 24 saat boyunca tüm iletişim durduruldu. Bu esnada Cohen, telsiz yayını yapınca sinyali tespit edildi.

Sinyalin geldiği yer Cohen’in (Kemal Amin Tabet’in) evi çıkınca istihbaratçılar şok yaşadı. Hükümetin en güvendiği kişiydi. Baskın yapılması riskliydi ama sinyal ikinci kez tespit edilince sabah saat 8’de eve operasyon yapıldı. Casus deşifre olmuştu.

Evinde çok sayıda şifreli belge, fotoğraflar, haritalar, şantaj kasetleri, telsiz vericileri, gizli kameralar ele geçirildi. 

İsrail'in yıllardır tüm bilgileri nasıl bu kadar hassas şekilde bildiği ortaya çıktı. Mossad’ın Şam'daki gözü ve kulağı düşmüştü.

Kimi kaynaklar, sorgusunu bizzat yakın arkadaşı olan Hafız Esad’ın başlattığını ancak Cohen’in Yahudi olduğu anlaşılınca işkencecilerin devreye girdiğini anlatır. Artık kurtuluşu yoktu, işkencelerle tüm bilgiler Cohen'den çekildi.

Savunmasında her şeyi İsrail devleti için yaptığını ve pişman olmadığı söyledi.

Birkaç ay sonra hakkında idam kararı çıktı. 1965’te darağacında asıldı. Cesedi saatlerce indirilmedi.

İsrail, diplomatik çabalarla defalarca cenazesini talep etti ama Suriye her defasında reddetti.

Eli Cohen vakası, tüm dünyaya istihbaratın gücünü gösteren en büyük örneklerden biri oldu.

Onun sayesinde İsrail, 1967’deki Altı Gün Savaşı’nda Golan Tepeleri’ni çok kolayca ele geçirdi.

Bugün İsrail’de birçok cadde, bulvar ve anıtta Eli Cohen’in adı yaşatılır. İsrail için bir efsane, “Casusların Tanrısı” unvanını alan tek ajan olarak anılır.

Suriye'deki bir ajan, Yahudi milletinin güvenliğini yıllarca tek başına omuzladı. Öyle ki raporlara göre deşifre olmasaydı Mossad onu Suriye'nin gelecekteki lideri olarak dahi değerlendirecek kadar ileri gitmişti.

Eli Cohen vakası sadece Suriye’nin değil bölgedeki tüm devletlerin kulak kabartması gereken bir uyarıdır. 

Çünkü bir ülkenin en gizli karar odalarında bir yabancı yıllarca gölge gibi gezebiliyorsa, o ülkenin düşmanı dışarda değil içeride demektir.

Eli Cohen vakası sadece Suriye’nin değil bölgedeki tüm devletlerin kulak kabartması gereken bir uyarıdır. 

Çünkü bir ülkenin en gizli karar odalarında bir yabancı yıllarca gölge gibi gezebiliyorsa, o ülkenin düşmanı dışarda değil içeride demektir.

Bugün Türkiye gibi stratejik bir devlette asıl tehdit sınırların ötesinden değil, içeriden gelir. 

Kılık değiştirmiş bir dost, bin düşmandan tehlikelidir.

Sadakat test edilmeden verilen her makam, ihanete açık bir kapıdır. Çünkü hain içerideyse dışarıdaki düşmana gerek kalmaz.

Bugün Türkiye gibi stratejik bir devlette asıl tehdit sınırların ötesinden değil, içeriden gelir. 

Kılık değiştirmiş bir dost, bin düşmandan tehlikelidir.

Sadakat test edilmeden verilen her makam, ihanete açık bir kapıdır. Çünkü hain içerideyse dışarıdaki düşmana gerek kalmaz.
War Aesthetic


Mehmet Ali Arslan, Name Gazetesi Haber Blog