17 Mart 2025 Pazartesi

ORDULU YAZAR BİROL ÖZTÜRK YAREN’İ KALEME ALDI




ORDULU YAZAR BİROL ÖZTÜRK YAREN’İ KALEME ALDI 

BALIKÇI VE YAREN

Leylekler yirmi ila otuz yıl arası ömür sürermiş, hatta bu kimi cinslerde kırk yıla kadar varabiliyormuş…

Deme öyle “çok yaşayan yüze kadar yaşıyor, topraklar başıma” diye… 

Leyleğin ömrü kadar güzel ve anlamlı olsun ömrümüz… Anlamını ve güzelini de düşün biraz, her şeyi yazdırma… 

Balıkçı Ahmet “Yaren” vermiş kayığının adını, yazmış da böğrüne doğru “YAREN” diye. 

Yaren, tam on dört yıldır yoldaş olmuş balıkçıya ve her sene aynı günlerde gelip konuyor kayının burnuna. Yaren, bağrı ak, gagası bebe pembesi, kanatları az kara, mucize gibi bir leylek… Yaren; dost, yakın, arkadaş, yoldaş, candaş… 

Balıkçıya desen ki “anlat Yaren’i” ayırt edici hiçbir özelliğini bilmiyor, ifade edemiyor ama Yaren onu, o Yaren’i hissediyor. 

Hissetmek! 

Hissederek bilmek ve yoldaş, candaş olmak! Ulan, nasıl da unutmuşuz o hissi! 

Teşekkürler hayat! 

Teşekkürler Balıkçı! 

Teşekkürler Yaren! 

Yeşillere ve allara, uzaklara ve yakınlara, sevdaya ve sevgiye, iyiliğe ve merhamete, bahara ve yaza, cemreye ve çiçeğe, toprağa ve suya, rüzgâra ve dalgaya, bir kılıçbalığının hikâyesine, şiire ve gazele, öyküye ve bahara… Nice nicelerine feyz olasın “Balıkçı ve Yaren”! 

Ey hayat! 

Bize masmavi bir gökyüzü borçlusun, bu kadar muazzam ve imkansız hikâyeler yarattığımız için… 



Mehmet Ali Arslan, Haber Blog

5 Mart 2025 Çarşamba

küflü peynir ve Kanuni Sultan Süleyman



Kanuni Sultan Süleyman sefere çıkmadan önce, saray hekimlerine askerlerin seferde iken salgın hastalıklardan hasta olmamaları için ne yapmak gerektiğini sorardı. 
Hekimler ise , kuvvetli bir ilaçtan bahsettiler .
Sultanın da hoşuna giden bu ilaç penisilin ilaç idi. 
Hemen saray aşçılarına ferman gönderilir ve askerlere her öğün, küflü peynir verilmesi söylenirdi. 
Evet , yanlış duymadınız... atalarımızın, dedelerimizin , toprak altın da muhafaza ederek küp içinde muhafaza ettikleri , küflü peynir koruyucu aşıdır.
Içinde ki probiyotik bakteriler , bağırsak florasını kuvvetlendirir ve iç organların ömrünü uzatır. 
O zaman şartlarında bir sefer yaklaşık 2 sene sürerdi. 
Asker 6 ay yürüyerek gider ve 6 ay yürüyerek geri dönerdi..tozun toprağın havaya kalktığı, tuvalet ve banyo ihtiyacının zor karşılandığı bu sağlıksız şartlar altında , düşman askerleri telef olurdu. Salgın hastalıktan toplu asker ölümleri olurdu. 
Ancak Osmanlı askerleri bu salgından etkilenmez , basit bir grip gibi atlatırlardı .. 
Sebebi ise sefere çıkmadan önce yemeye başladıkları küflü gömme peynirdi ...
Ne güzel bir ilaç, ne güzel bir gıda.. 
Içinde ne prospektüsü var , ne de son kullanma ve üretim tarihi var ..
Herkes bu aşıyı evinde kolaylıkla üretebilir. 
Herkesin evinde bulunur ..
Vücudumuzda ki hastalıkların sebebinin %70 bağırsak florasının bozulması ile olduğunu hepimiz biliriz... 
Bağırsak da ki faydalı bakterileri :
Küflü peynir 
Kefir 
Ekşi Maya
Ev yapımı yoğurt ile çoğaltabiliriz.

Bizi savaş meydanın da yenemeyen düşmanlarımız, gıdalarımızı değiştirerek yenmeye çalışıyor..
7 den 70'e hasta bir millet olduk ..
Tekrar eski sağlığımıza kavuşabilmemiz için köylülerden doğal gıda üretmelerini talep etmeliyiz ..
Avm 'de Bir fincan çaya 15 tl ödeyip , pazarda ki köylünün ürünü için pazarlık yapmamalıyız..
Domates yetiştirmeyen bir kişi domatesin zahmetini bilmez ... saksılarda tarihi eser gibi seveceğimize , köylüyü bireysel olarak teşvik ve onore etmeliyiz ..
Doğal yiyecek bulduğunuz da asla pazarlık yapmayın..
Ahir zaman da yapacağımız en güzel yatırım salih amel ve gerçek gıdadır...
Gerçek peynir bulunca altın bulmuş gibi sevinin ve hemen alıp yiyin ...
Ortokdoks tıbbi penisilin iğneyi 1940 da bulunca, altın bulmuş gibi sevinmiş garibim ...
Bizim şanlı ecdadımız 400 yıl önce bulmuş ve uygulamıştır. 
Eskiye dair , atalarımız her ne yemiş ise , bizde onları yiyelim.


Mehmet Ali Arslan, Haber Blog

2 Mart 2025 Pazar

İstanbulspor 1968 1969.




Yalçın Saner: "İstanbulspor’un fazla parası yoktu. Hep onun bunun yardımıyla ayakta kalıyordu. İdarecilerin desteğiyle, biz sporcuların kanaatkârlığıyla iş gidiyordu. Öyle fazla parayla, pulla ilişkimiz yoktu. Çok büyük bir ruhumuz vardı, İstanbulspor ruhu. Hiçbir takımda bir daha öyle ruh olacağını düşünmüyorum. Ve müthiş bir özveriyle oynuyorduk o takım için hiç para pul düşünmeden. Kaynaşmış bir kulüptük, birbirini sayan, seven. Pirim hiç konuşmazdık ne alacağız diye. Çok, çok güzel bir kulüptü İstanbulspor, hâlâ da çok güzel bir kulüp bence.”

İstanbul spor 1968-69. 

Soldan sağa ayaktakiler: Bülent Buda, Yalçın Saner, Ömer Ünal, Alpaslan Eratlı, Mete Bozkurt, Koço Kasapoğlu. 

Oturanlar: Ahmet Gündoğdu, Cemil Turan, Türker Gülsoy, Zorbay Kalkan, Celal Sivrioğlu.


Mehmet Ali Arslan, Haber Blog

1 Mart 2025 Cumartesi

Karadeniz’in özgün renklerinden, kadim halklarından biri: Hemşinliler




Karadeniz’in özgün renklerinden, kadim halklarından biri: Hemşinliler

Mustafa Kara

Sık anlatılan bir hikayedir; hani Ermenistan’dan turistlerin yolu Hemşin’e düşmüş. Ermenice konuştuklarını duyan Hemşinli bir amca atılmış; “Siz neden bizim dili konuşuyorsunuz?” “Amca biz Ermenice konuşuyoruz”denince de; “Vay be; elin Ermenisi bile bizim dili öğrenmiş. Ne büyük kültürümüz, ne büyük dilimiz var” diye övüne övüne gitmiş yoluna…

Türkiye’de sayıları 200 bine yaklaşan Hemşinlilerin hikayesi biraz da böyle bir hikaye. Sadece Hemşin’de yaşayanları değil, bir halkı tanımlar Hemşinliler sözü. Kestirmeden söyleyelim; Ermeni kökenli bir halkı. Hemşin ilçesi dışında Türkiye’nin farklı şehirlerinde, Rusya, Gürcistan, Ermenistan gibi ülkelerde yaşarlar. Çoğunluğu Müslümandır ve Ermenilerden bu yönleriyle ayrılırlar. Hemşin adının kökeni Prens Hamam’dan geldiği söylenir; onun kurduğu başkent Hamameşen, zaman içinde Hemşin adını alır. Milattan Sonra 8. yüzyılda bölgede prenslik kuran Hemşinlilerin, Ararat ve Ani kentlerinden bölgeye geldiği düşünülür.

Bugün Doğu Hemşinliler Hopa ve Borçka ilçelerinde; Batı Hemşinliler ise Hemşin ve Çamlıhemşin ile Fındıklı, Çayeli, Pazar, Ardeşen ve İkizdere’nin yüksek kesimlerinde yaşar. Doğu Hemşinliler “Hemşotsi” dedikleri Batı Ermenicesi konuşurlar; Batı Hemşinlilerin ise anadilleri Türkçeye dönüşmüş Ermenilerdir.

Osmanlı’nın bölgedeki hakimiyeti 15. yüzyıldan itibaren başlasa da, diğer Doğu Karadeniz halkları gibi Hemşinlilerin Müslüman oluşu da 18. yüzyılı bulur. Bu dönemde Hıristiyan kalmayı seçen Hemşinliler, Ordu, Trabzon, Giresun gibi şehirlere yerleştirilir. 1915’ten sonra ise bu toprakları terk edip, Rusya’ya göç ederler. Bugün Kuzey Hemşinlileri denilen Hıristiyan halk 1915’te göç edenlerdir. Anadilleri Hemşince olan bu halk, Ortodokstur.

Bugün Rusya topraklarında yaşayan Hıristiyan Hemşinliler bugün kendilerini daha çok geldikleri kentler ile tarif ediyor. Samsun’dan gidenler Caniktsi, Ordu’dan gidenler Ordutsi, Hemşin’den gidenler Hamşentsi diyorlar. Bu tanımı kullanırken de, kendilerini örneğin Sivaslı ya da Yozgatlı bir Ermeni’den farklı görmüyorlar. Hemşinli kavramını daha çok bir yer adı olarak düşünseler de, kültürel alışveriş giderek Hemşin Ermeniliğini bir kimlik olarak görünür ve anlaşılır kılıyor.

Hemşinlilerin, Müslüman kimliği edinmeleri “kimlik meselesi”nin çetrefilleşmesinin kaynağı. Osmanlı’nın milletler sisteminin dine dayalı oluşu, yüzyıllar boyu pek çok karmaşanın da kaynağı. Karaman Türklerini Ortodokslar diye Rum sayan Osmanlı; elbette Müslümanlaşmış Ermenileri de “ümmet”ten sayarak bir anlamda Türkleştiriyordu. Cumhuriyet dönemi “tek millet” politikası da Türklük algısını güçlendirdi. Ermeni ulus kimliği ile Ermeni Apostolik Kilisesi’nin tarihsel olarak iç içe geçmişliği de bunu pekiştiren bir tarihsel gerçek. Bugün ister Türkçe konuşsun, ister Ermenice konuşsun Hemşinlilerin kimlik sorununun da bir çırpıda çözülmesini beklemek çok zor.

Türkiye’deki Hemşinliler, Müslümanlaştırılmış olsalar da, geçmişten gelen inanç sistemlerini özgün biçimde korumaya da çabalamışlar. Tarihçiler, Müslüman olan Hemşinlilerin bile geçen yüzyıla kadar Hemşinlilerin çocuklarını vaftiz ettiklerini yazıyor. Dini yönü kalmasa da, İsa’nın suretinin değişimini simgeleyen Vartavar Festivali otlaklarda hala kutlanıyor. Geçen yüzyıla kadar Karadeniz’in Müslümanlaşmış diğer halkları gibi “Hangi millettensiniz?” sorusuna, “İslam’ım” diye yanıt vermeyi yeğliyorlardı.

Hemşinlilerin, Hıristiyanlık öncesi inançlarının bazılarının Ermeni Apostolik Kilisesi formları ile birleşip sürdüğünü söylemek mümkün. Özellikle kutsal sayılan “su” ile ilgili inançlar ve ritüeller eski zamanlara dayanıyor. Vartavar ile İsa Mesih’in Suret Değiştirmesi ve İzzet Yortusu birleştirilerek kutlayan Hemşinliler, bu kutlamaya Su Panayırı da diyorlar. Su şakaları yapılan bu geleneksel ritüelin kökeninin taa Nuh Tufanı’na kadar uzandığı söyleniyor. Vartavar Şenlikleri bir dönem Hıristiyanlık ile birleşmiş; ancak Müslümanlık sonrası dini kimlikten tamamen soyutlanarak varlığını sürdürmüş. Sadece Doğu Hemşinlileri değil; anadili Türkçe’ye dönüşmüş olan Batı Hemşinlileri de, Vartavar ve Hodoç gibi Ermeni şenliklerini bugün de sürdürüyorlar.

Hemşinlilerin geleneksel inançları arasında duaların da ayrı bir yeri var. Tek tanrılı dinlerin dualarından farklı eski zaman dualarına Hemşinli kültürü içinde rastlanıyor. Pagan dinleri gibi doğaya atfedilen duaların iyileştirici olduğuna inanılıyor. Örneğin uykusuzluk ve iştah sorunları yaşayan birinin bu derdi “korku”ya bağlanarak, Hemşince “korku duası” okunuyor. Duayı okuyan okuduğu kişiye yaklaşırken yazmayı topluyor ve sonra yazmayı kişinin göğsünün dört köşesine değdiriyor. Dua bitince de yazmayı yere atıp, bir kez daha duayı okuyor.

Hemşin kültüründe hem korku duasının farklı örneklerine, hem de Pagan felsefesini çağrıştıran çok farklı dualara rastlamak mümkün. Hıristiyanlık ve Müslümanlık gibi tek tanrılı dinlerde yer alamayacak nitelikteki bu duaların kökleri kadim zamanlara uzanıyor. Şimdi yaşadıkları bölgeye göç ile gelen ve geldiklerinde Hıristiyan olan Hemşinlilerin kadim geçmişinden bugüne ulaşabilen az sayıdaki izler bunlar. Aynı zamanda, Hemşinlilerin Ermeni halkıyla bağlarının iddiaların aksine Hıristiyanlıktan çok çok önceye uzandığının kanıtları…

Ermeni ulus kimliği unutulsa bile, Ermenice dili yaşadığından, Hemşinliler Ermeni kökenli olup Müslüman olan tek halk özelliği taşıyor. Bugün anadili Ermenice olan Hemşinlilerin çoğunun bile kendisini Türk olarak tanımladığını, Ermeni kökenli denmesinden rahatsız olduğunu belirtmek gerekir. Elbette, “Biz Ermeni değiliz” cümlesini Ermenice kurmaları da ayrı bir ironisi olsa gerek. Yine de, Doğu Hemşin’de anadili Türkçe olan Hemşinliler bile eski kültürün izlerini taşır, örneğin kendinden olmayan Rizelileri “Horumi” olarak niteler. Ve asla ve asla ilçeleri Rize’ye bağlı olsa bile “Rizeliyiz” demezler. Komşu halk Lazlar da Hemşinlilere “Armeni” diyorlar.

Hemşinliler geleneksel olarak yaylacılığa dayalı hayvancılıkla uğraşırlar, ama Osmanlı dönemi Çarlık Rusyası’na gidep pastacılık, fırıncılık öğrenenlerin sayısı da az değildir. Öyle ki; bugün Türkiye’nin pek çok bölgesinde Hemşinli fırıncı ve pastacıya rastlamak işten bile değildir.

Çamlıhemşin, Karadeniz’in en yüksek noktası Kaçkar Dağı eteklerinde olduğundan yaylacılık yaygın gelenek. Yüzyıllar boyu hayvancılığın bir gereği olarak yapılan yaylacılık, son dönemlerde aynı zamanda turistik bir içerik de kazandı. Hemşin ile Çamlıhemşin ilçelerinin yaylaları da birbirine karıştığından bir ortaklaşma da söz konusu. Doğu Karadeniz’in hemen tüm kültürlerinde küçük farklılıklarla yer alan Karalahana’nın Hemşinlilerde de özel bir yeri var. İçyağı ile pişirilen ve mısır unu ile koyulaştırılan Karalahana yemeğinin Hemşinlilerdeki adı Abur. Bu yemek öylesine yaygın ki; köyün dışına çıkmamış, başka kültürlürle tanışmamışları “Aburla mı büyüdün?” diye iğneliyor Hemşinliler.

Hemşin müziği Karadeniz müziğine benzer; ancak ulusal enstrümanları Tulum ve özgünlükleri ile ayrı bir ezgi taşır. Hemşince ilk albüm “Vova” adıyla yakın zamanda yayınlanmış, grubun çıkış sözü ise oldukça anlamlı: “Kimank ta hozaik”, yani “Duyuyor musunuz buradayız?” Hemşinli müzisyen Gökhan Birben’in de Hemşin müziğinin geniş kitlelere ulaşmasında rol aldığını eklemek gerekir. Doğu Hemşinli yönetmen Özcan Alper’in ödüllü filmi Sonbahar da yöreye ve Hemşin kültürüne dair önemli izler içerir.

Hemşinliler tarihlerinde ilk kez Hemşince bir dergi de çıkarıyorlar. GOR dergisi, yok olma riski altındaki Hemşinceyi gelecek kuşaklara aktarabilme açısından büyük önem taşıyor. Türkçe anlamı “İmece” olan dergide, Hemşin kültürünün geleneksel sözlü eserlerine de yer veriliyor. Derginin yanı sıra Hemşince ile ilgili kültürel, sanatsal faaliyetler de son yıllarda artış eğiliminde. Hemşinlilerin kadim tarihlerine ve köklü kültürlerine yeniden ilgi duymaya başlamasında son yıllarda Hıristiyan Hemşinliler ile kurulan bağların da etkisi var.

Ermenistan, Sohum, Soçi, Krasnodar, hatta Moskova’dan Hemşinliler gelip bağlar kuruyor; buralardan da oralara gidip kültürel alışveriş sağlanıyor. Hemşince müzik yapan Vova müzik grubunun 2008 yılında Erivan’da verdiği konser ilk temaslardan biriydi. Bu grup sonrasında Hıristiyan Hemşinlilerin çağrısıyla Moskova’da, Soçi’de ve pek çok kentte konserler verdi. Bu gibi temaslar giderek artıyor. Abhazya’dan Hemşin Halk Oyunları ekibi gelip gösteri yapıyor, yolu ayrılmış kadim kültür yeniden buluşuyor.

Osmanlı’nın son döneminde “Müslümanlaşmış Ermeniler” olarak raporlara giren; Rusya Federasyonu’nun yakın zamanda “ayrı bir halk” olarak tanımladığı Hemşinliler’in özlemi, bugün dilleriyle, kültürleriyle, kimlikleriyle barış içinde bir yaşam… Herkes gibi; bütün kadim halklar gibi…

Mustafa Kara

Şubat 12 2025




Mehmet Ali Arslan, Haber Blog

Name Gazetesi


Name Gazetesi haberleri sitemizde

Mehmet Ali Arslan, Haber Blog

Yaşanmış gerçek hayattan yapılan “Mucize” filmin hikayesi:



Yaşanmış gerçek hayattan yapılan “Mucize” filmin hikayesi:
Film, 1960’lı yıllarda geçmektedir. Mahir isimli bir öğretmen, doğu illerinden birine atanır ve burada görev yapmaya başlar. Filmde, engelli bir bireyin öğretmen ile ilişkisi işlenecektir. Bir öğretmen, bütün köyün hayatını değiştirecektir. Filmin içinde aşkın gücünü de görmemiz istenmiştir.

Mahir Öğretmen, ailesini İzmir’de bırakıp bir köye gider. Köyün delisi olarak kabul edilmiş Aziz isimli bir karakter vardır. Aziz, Mahir Öğretmen’den korkup çekinse de bir süre sonra aralarında harika bir iletişim oluşur. Öğretmen, kendi parasıyla köy okulunu yaptırır.

Onlara yazı yazmayı ve okumayı öğretir.

Aziz’in erkek kardeşleri de vardır. Hepsi evlenme arifesindeyken tuhaf bir olay yaşanır ve Aziz’e de bir talip çıkar. Erkek kardeşlerinin aksine Aziz’in eşi, güzeller güzeli bir kadındır. Bu durum, köy halkı tarafından hoş karşılanmaz ve Aziz ile karısı çareyi köyden kaçmakta bulur.


Mehmet Ali Arslan, Haber Blog

27 Şubat 2025 Perşembe

MUHTEŞEM BİR HİKAYE : GÖZ YAŞLARIYLA OKUYACAKSINIZ



MUHTEŞEM BİR HİKAYE : GÖZ YAŞLARIYLA OKUYACAKSINIZ !!!

Okulun ilk gününde 5. sınıfın önünde dururken, öğretmen çocuklara bir yalan söyledi. Çoğu öğretmen gibi, öğrencilerine baktı ve hepsini aynı derecede sevdiğini söyledi. Ancak bu imkâns
ızdı, çünkü ön sırada oturduğu yerde bir yana kaykılmış 
ismi Mustafa Yılmaz olan bir erkek çocuk vardı. Bayan Mediha bir yıl önce Mustafa yı izlemişti ve diğer çocuklarla iyi oynamadığını, elbiselerinin kirli olduğunu ve sürekli olarak kirli dolaştığını gözlemişti. İlave olarak Mustafa tatsız olabiliyordu. Bu öyle bir noktaya geldi ki, Bayan Mediha onun kâğıtlarını büyük bir kırmızı kalemle işaretlemekten, kalın çarpılar (x ) yapmaktan ve kâğıdın üstüne büyük? F? (en düşük derece) koymaktan zevk alır oldu. 

Bayan Mediha nın okulunda, her çocuğun geçmiş kayıtlarını incelemesi gerekiyordu ve Mustafa nın kayıtlarını en sona bıraktı. Ancak, onun hayatını gözden geçirdiğinde, bir sürpriz ile karşılaştı.

Mustafa nın birinci sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı: 

Mustafa gülmeye hazır parlak bir çocuk. Ödevlerini derli toplu ve temiz yapıyor ve çok terbiyeli. Onun etrafta olması çok eğlenceli? 

İkinci sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı: 

Mustafa mükemmel bir öğrenci, sınıf arkadaşları tarafından çok seviliyor, ama annesinin ölümcül bir hastalığı olduğu için sıkıntı içinde ve evde ki yaşamı mücadele içinde geçiyor.? 

Üçüncü sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı: 

Mustafa nın annesinin ölümü onun için çok zor oldu. Mustafa elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyor, ama babası ona ilgi göstermiyor ve eğer bazı adımlar atılmazsa evde ki yaşamı yakında onu etkileyecek. 

Mustafa nın dördüncü sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı:

"Mustafa içine kapanık ve okulda derslere çok fazla ilgi göstermiyor. Çok 
fazla arkadaşı yok ve bazen sınıfta uyuyor. 

Bunları okuyunca, Bayan Mediha problemi kavradı ve kendinden utandı. 

Öğrencileri ona güzel kurdelelerle ve parlak kâğıtlara sarılmış hediyeleri
getirdiğinde bile çok kötü hissediyordu. Mustafa nın hediyesini alıncaya 
kadar bu böyle devam etti. 

Mustafa nın hediyesi bir marketten aldığı kalın, kahverengi ambalaj kâğıdı 
ile beceriksizce sarılmıştı. 

Bayan Mediha onu diğer hediyelerin ortasında açmaktan acı duydu. Bayan Mediha pakette taşlarından bazıları düşmüş yapma elmas taşlı bir bilezik ve çeyreği dolu olan bir parfüm şişesini çıkarınca çocuklardan bazıları gülmeye başladı. Ama o bileziğin ne kadar güzel olduğunu haykırdığında çocukların gülmesi kesildi. Bileziği taktı ve parfümü bileklerine sürdü. Mustafa, o gün okuldan sonra öğretmenine şunu söylemek için kaldı. 

Öğretmenim bugün aynı annem gibi kokuyordunuz.

Çocuklar gittikten sonra, Bayan Mediha en az bir saat ağladı. O günden 
sonra, okuma, yazma ve aritmetik öğretmeyi bıraktı. Bunun yerine, çocukları 
eğitmeye başladı. Bayan Mediha, Mustafa ya özel ilgi gösterdi. Onunla çalışırken, zihni canlanmaya başlıyor görünüyordu. Onu daha fazla teşvik 
ettikçe, daha hızlı karşılık veriyordu. Yılın sonuna kadar Mustafa sınıfta
ki en zeki çocuklardan biri oldu ve tüm çocukları aynı derecede sevdiğini 
söylemesine rağmen, Mustafa onun gözdelerinden biri idi. 

Bir sene sonra, Bayan Mediha kapısının altında Mustafa dan bir not buldu, 
ona hala tüm yaşamında sahip olduğu en iyi öğretmen olduğunu söylüyordu. 

Altı yıl sonra Mustafa dan bir not daha aldı. Liseyi bitirdiğini, sınıfında 
üçüncü olduğunu ve onun hala hayatındaki en iyi öğretmen olduğunu yazmıştı. 

Bundan dört yıl sonra, bazı zamanlar zor geçmesine rağmen okulda kaldığını, 
sebatla çalışmaya devam ettiğini ve yakında kolejden en yüksek derece ile 
mezun olacağını yazan başka bir mektup aldı. Yine Bayan Mediha nın tüm 
yaşamında ki en iyi ve ne favori öğretmen olduğunu yazmıştı. Sonra dört yıl 
daha geçti ve başka bir mektup geldi. Bu kez fakülte diplomasını aldıktan 
sonra, biraz daha ilerlemeye karar verdiğini açıklıyordu. Mektup onun hala 
karşılaştığı en iyi ve en favori öğretmen olduğunu açıklıyordu. Ama simdi 
ismi biraz daha uzundu. 

Mektup söyle imzalanmıştı, 

Prof. Dr. Mustafa Yılmaz ( Tıp Doktoru) 

Öykü burada bitmiyor. 

Görüyorsunuz, ortaya çıkan başka bir mektup var. 

Mustafa bir kızla tanıştığını ve onunla evleneceğini söylüyordu. Babasının 
birkaç hafta önce vefat ettiğini açıklıyordu ve evlenme töreninde Bayan 
Mediha nın damadın annesine ayrılan yere oturup oturamayacağını soruyordu. 

Şüphesiz Bayan Mediha bunu kabul etti. Ve tahmin edin ne oldu? 

Taşları düşmüş olan o bileziği takti. Dahası, Mustafa nın annesinin süründüğü parfümden sürdü. 

Birbirlerini kucakladılar ve Dr. Mustafa, Bayan Mediha nın kulağına şöyle fısıldadı, 

"Bana inandığınız için teşekkür ederim, öğretmenim.

Bana önemli olduğumu hissettirdiğiniz ve bir fark meydana getirebileceğimi gösterdiğiniz için çok teşekkür ederim" 

Bayan Mediha, gözlerinde yaslarla fısıldadı, söyle dedi, 

Mustafa, yanlış şeylere sahiptim. Bir fark meydana getirebileceğimi bana 
öğreten sensin. Seninle tanışıncaya dek, nasıl öğreteceğimi bilmiyordum". 
Alıntı




Mehmet Ali Arslan, Haber Blog

21 Şubat 2025 Cuma

Nur Dağı ya da Cebel-i Nur




Nur Dağı ya da Cebel-i Nur (Arapça: جبل النور‎), Suudi Arabistan'ın Mekke şehrinin yaklaşık 6 km kuzeyinde bulunur. Mekke'den Mina'ya giden yolun yakınındadır. İslam peygamberi Muhammed'e ilk vahyin indirildiğine inanılan Hira Mağarası bu dağda yer aldığı için ışık manasına gelen bu adı almıştır.


Mehmet Ali Arslan, Haber Blog

19 Şubat 2025 Çarşamba

Sarıyer kar yağışı Şubat 2025




























Sarıyer kar yağışı Şubat 2025


Mehmet Ali Arslan, Haber Blog

Alo oğlum nerdesin

Alo oğlum nerdesin

😜 "Alo oğlum nerdesin?
- Tramvaydayım anne, geliyorum.
- "Çıktın mı okuldan?"
- Yok anne, tramvayı okula soktum, içinde bekliyorum.
++++++++++++++++++
😜 Annemin damatları için yorumu,
"Bütün öküzler de bizi buluyor, nasıl ot yetiştirdiysem artık"
++++++++++++++++++
😜 Psikologa gittim, sorunlarım var dedim. Hepimizin var, geçer dedi, şimdi daha iyiyim.
++++++++++++++++++
😜 Arap kanalında maç izliyorum. Spiker ne derse babaannem "amin"diyor.
++++++++++++++++++
😜 50 kadına kocasının adını sorduk, 20 yeni hayvan adı öğrendik.
++++++++++++++++++
😜 Eczaneden çıkarken "Tekrar bekleriz" lafı beddua değil de nedir abi.
++++++++++++++++++
😜 Bir erkeğin ne kadar tehlike olduğunu görmek için, maç izlerken kanalı değiştirmek yeterlidir.
++++++++++++++++++
😜 Otobüste arkaya doğru yürüyelim diyen adama "yürümek isteseydik otobüse binmezdik" diyen genci tebrik ediyorum.
++++++++++++++++++
😜 Hap yazma yutamam, şuruptan midem bulanır, iğneden de korkarım, diyen ergene "Muska mı yazayım "diyen doktora saygılar.
++++++++++++++++++
😜 "Derste hep aynı parmakları görüyorum" diyen hocama, değişiklik olsun diye orta parmağımı kaldırdım. Dersten atıldım, mağdurum.
++++++++++++++++
😁😁🙄😎
Mezarlık girişinde, 
“Biz de gezerdik siz gibi, 
Siz de geleceksiniz biz gibi..” yazıyor. 
Adam ölmüş hâlâ laf sokuyor.
++++++++++++++++
😳
Doğru insanı bulduğunuzda beni de çağırın ne olur. 
Neye benziyormuş şu, bi bakıyım. Meraktan çatlayacağım valla!
++++++++++++++++
😳
Doktora gittim, 
“Ağrı nerde?” dedi. 
"Doğu Anadolu Bölgesinde” dedim. 
Oksijen tüpüyle kovaladı beni😀😀😊😊😁😁😁


Mehmet Ali Arslan, Haber Blog