9 Kasım 2025 Pazar

Sudan’dan gelen bir tohum, milyonlarca insanın hayatını değiştirebilir!


💧 Sudan’dan gelen bir tohum, milyonlarca insanın hayatını değiştirebilir! 💧

Bu sıradan görünen tohumun adı Moringa.
Ama etkisi olağanüstü. 🌱

Moringa tohumunun içindeki doğal protein, sudaki kirleri, bakterileri ve toksinleri kendine çekip dibe çöktürüyor. Geriye ise berrak, içilebilir su kalıyor.

⚙️ Ne makineye, ne elektriğe, ne de kimyasala ihtiyaç var.
Bu yüzden temiz suya erişimi olmayan kırsal bölgeler için adeta bir mucize.

🧪 Bilim insanlarına göre Moringa tozu, suyu sadece temizlemekle kalmıyor; E. coli gibi ölümcül mikropları da yok ediyor.
Üstelik klor gibi zararlı kalıntı bırakmıyor — çocuklar için bile güvenli.



🌍 Sudan ve birçok Afrika ülkesi zaten Moringa ağacını yetiştiriyor.
Su arıtma amaçlı yaygın kullanımı, mülteci kamplarında ve kurak bölgelerde hayat kurtarabilir.
Bir tek ağaç bile yüzlerce tohum veriyor ve bu, tüm bir köyün su ihtiyacını karşılayabiliyor.

✨ Basit ama devrim niteliğinde bir çözüm:
Bir tohum, bir damla umut....

BİLGİ KÖŞESİ

BİLGİ KÖŞESİ

BİLGİ KÖŞESİ 
93 metrekarelik koyu renk bir çatı 20 yılda 10 ton karbon dioksit salınımına sebep oluyor. Eğer dünyadaki bütün çatılar ve kaldırım gibi uygulanabilir yüzeyler beyaza boyansaydı 150 gigatonluk (150 milyar ton) bir karbondioksit salınımı elimine edilmiş olurdu ki bu, dünyadaki tüm araçların 50 yıl boyunca trafikten çekilmesine eşdeğer bir kazanç.

  Yapılan araştırmalara göre yansıtıcı özelliği yüksek özel beyaz boyalarla boyanan çatılar şaşırtıcı oranda fark yaratıyor. Koyu renk bir yüzey ışığın %85'ini soğururken işlemden geçirilmiş bir çatı %10'unu soğuruyor. Işığın soğurulması doğrudan ısı anlamına geldiği için de yüzey sıcaklığında ciddi farklar ortaya çıkıyor. Standart bir çatı ya da terasın yüzey sıcaklığı 100 dereceye kadar ulaşırken beyaza boyanmış bir çatının sıcaklığı ortam sıcaklığının sadece 5-14 derece üzerine çıkıyor. Bu basit işlem sayesinde hem enerji tüketimi büyük oranda azaltılabiliyor hem de şehirlerin üzerinde oluşan ısı kolonlarının da önüne geçilmiş oluyor.

Saygı ve özlemle





Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, aramızdan ayrılışının yıl dönümünde saygı, sevgi ve minnetle anıyorum
Mehmet Ali Arslan

Atatürk’ün Cenazesini Ankara’da Karşılarken – Mithat Cemal Kuntay

Atatürk’ün Cenazesini Ankara’da Karşılarken – Mithat Cemal Kuntay

Atatürk’ün Cenazesini Ankara’da Karşılarken – Mithat Cemal Kuntay şiir

Gene on beş sene evvel gibi Gazi geliyor,
Gene on beş sene evvelki kadar yükseliyor.

Gene başlarda oturmuş, gene göklerde başı;
Yıldırımlar gene bir eski silâh arkadaşı.

Ölümün bitmeyen ufkunda yatarken gene sağ;
Bir avuç toprak olurken gene yüksek, gene dağ.

Gene bir memleketin satveti bir tek emeli.
Koca bir yurdu tutarken gene sapsağlam eli.

Çürüyen göğsü için takızaferler gene dar;
Gene sağdır, gene sağlamdır O, hem dünkü kadar.

Ona hicranla… hayır, sade taabbütle eğil;
Ölüdür; doğru, fakat öldüğü hiç belli değil


5 Kasım 2025 Çarşamba

Şiir tavsiyesi - Babam şiiri


Ardahanlı Yazar Şair Hemşehrim Gülten Avşar Güzel Bir şiir Yazmış Dostlar'la paylaşmak istedim.


BABAM

Uyan babam, uyan; bak neler oldu?
Hayat sillesini yüzüme vurdu.
Dost başın adı sanı yok oldu,
Bu bana ders oldu!

Baba liman gibidir derler,
Ne divan kaldı, ne liman!
Kaybolan çınar gölgesinde
Divan sohbetine muhtaç olduk!

Babasız kalmanın yaşı yokmuş,
Bunu şimdi anladım.
Her zorluğu başardım,
Boşluğunu dolduramadım.
Uyan babam, uyan; sana doyamadım!

Dayanağım, kızımla oğlum,
Bana anne ve baba oldu.
Yaşamaya tutunmak için,
Ben de onlara baba oldum

Bana yokluğun fena vurdu!
Dost bildiğim düşman oldu,
Kardeş bildiklerim kalleş oldu!
Uyan baba, uyan; bak neler oldu!
Gülten Avşar 
5 Kasım 2025


4 Kasım 2025 Salı

Mehmet Ali Arslan Yazdı, İnsanlık Ay'a Gerçekten Ayak Bastı mı?

Mehmet Ali Arslan Yazdı, İnsanlık Ay'a Gerçekten Ayak Bastı mı?

20 Temmuz 1969'da Apollo 11 göreviyle Neil Armstrong'un Ay'a ayak basması, insanlık tarihi için dönüm noktası olarak kabul edilir. Ancak bu tarihi başarının üzerinden geçen yarım asırdan fazla süreye rağmen, inişin bir aldatmaca olduğuna dair komplo teorileri varlığını sürdürüyor ve zaman zaman uluslararası ilişkilerin gerildiği dönemlerde yeniden alevleniyor.
Yazıyı okumak için tıklayın

3 Kasım 2025 Pazartesi

Bak güzel kardeşim, Bir kadınla sadece sevişilmez! Yani kadın sadece sevişmek için yaratılmamıştır!


Bak güzel kardeşim,
Bir kadınla sadece sevişilmez!
Yani kadın sadece sevişmek için yaratılmamıştır!
Bir kadın arkadaşın oldu mu bilmiyorum, olmadıysa hemen edin!



Çünkü bir erkeğin en yakın dostu bir kadın da olabilir!
Belki daha da iyi olabilir!
Ön yargılarından arınırsın, kadınla sadece sevişilmediğini anlarsın!
Bir kadınla dertleşebilirsin!
Kadınla tavla oynayabilirsin!
Kadınla alışverişe gidebilirsin!
Kadınla sinemaya gidebilirsin!
Tüm bunları yaptın diye sonrasında sevişmek zorunda falan değilsin!
Bir kadın senin en yakın arkadaşın, moda tabirle, kankan olabilir!
Ve hatta kadın-erkek arkadaşlığı hemcins arkadaşlığından çok daha düzeyli olabilir bazen!
Sana öğretilen o ateşle-barut saçmalığından sıyrıl artık!
Kadınlarla sadece sevişilmez!
Bir kadın arkadaşla her şey yapılabilir!
Yürüyüşe çıkılabilir!
Bir köy kahvesinde sohbet edilebilir!
Evine davet edersin, birlikte yemek yapılabilir!
Tiyatroya gidilebilir!
Yani anlayacağın bir kadınla sevişmenin dışında da birçok şey yapılabilir!
Gelelim öteki yüzüne madalyonun...
Bir erkek de sadece sevişmek için yaratılmamıştır!
Bir erkek seni evine arkadaşça davet edebilir!
Bir erkekle kız arkadaşınla yaptığın sohbetin aynısını yapabilirsin!
Bir erkek seni sadece sevişmek için istemez!
Morali bozuk olabilir, bir arkadaşa ihtiyacı vardır, bir dost sesine muhtaçtır...
Seni, kardeşi gibi sevebilir...
Seninle zaman geçirmek istemesi senin bedenine sahip olmak istediği anlamına gelmez!
Eğer, bir kadın ve bir erkek arkadaşlığın ötesinde bir birlikteliğe sahipse onlara evde ne yaptığını sormamız sanırım bir muhabbetteki üçüncü kişinin durumuna düşmek demektir!
Sahi, senin hiç sevgilinde mi olmadı?
Olmadıysa, müsaitsen onu da edin!
Birlikte sinemaya gidin...
Sohbet edin...
Başını dizlerine daya sevgilinin...
Birlikte film izleyin...
Birlikte bir çay demleyin...
Sevişin...
Ha, bütün bunlar sana ters mi?
O zaman sen yapma güzel kardeşim!
Ama...
Karışma da!



1 Kasım 2025 Cumartesi

Doktor Jivago", Rusya'da 1917 Bolşevik ihtilali ve hemen sonrasında patlak veren Rus İç Savaşı (1917-1922

Doktor Jivago", Rusya'da 1917 Bolşevik ihtilali ve hemen sonrasında patlak veren Rus İç Savaşı (1917-1922

"Doktor Jivago", Rusya'da 1917 Bolşevik ihtilali ve hemen sonrasında patlak veren Rus İç Savaşı (1917-1922) sırasında, aynı zamanda bir şair de olan doktor Yuri Jivago (Ömer Şerif)'nun devrimin liderlerinden birinin karısına aşık olması ile yaşadığı zorlukları anlatan çok kapsamlı, romantik ve destansı bir filmdir.
Çağdaş eleştirmenler, üç saatten fazla süren uzunluğunu eleştirdiler ve tarihi önemsizleştirdiğini iddia ettiler, ancak aşk hikayesinin yoğunluğunu ve filmin insan temalarını ele alışını kabul ettiler. 38. Akademi Ödülleri'nde Doktor Jivago on Oscar'a (En İyi Film dahil) aday gösterildi ve beş ödül kazandı: En İyi Uyarlama Senaryo, Orijinal Müzik, Sinematografi, Sanat Yönetmenliği ve Kostüm Tasarımı. Ayrıca 23. Altın Küre Ödülleri'nde En İyi Film de dahil olmak üzere beş ödül kazandı.
Eser:Boris Pasternak
 

20 Ekim 2025 Pazartesi

BİR NEFESİN ARDINDAKİ HİKÂYE: VICKS NASIL DOĞDU


BİR NEFESİN ARDINDAKİ HİKÂYE: VICKS NASIL DOĞDU?

Bazı icatlar vardır ki, laboratuvarlarda değil; kalplerde başlar.
Sadece bilgiyle değil, eksilmiş bir nefesle, iyileştirilememiş bir evlatla, tutulamayan bir sözle doğarlar...

Amerikalı eczacı Lunsford Richardson, 1854’te doğdu. Kuzey Karolina’da küçük bir eczanesi vardı. Altı çocuk babasıydı. Ne var ki, o çocuklardan biri, henüz küçücükken şiddetli bir solunum yolu hastalığına yakalandı. Oğlunun acı çekerek nefes alamayışını izlemek, Lunsford için tarifsiz bir çaresizlikti. Ne denediyse fayda etmemişti.
Ve oğlunu kaybetti…

İşte o gece, bir eczacı değil, yalnızca yasıyla baş başa kalmış bir baba olarak karar verdi:
Nefes alamayan başka çocuklar da aynı acıyı yaşamasın…

Kendi küçük laboratuvarına kapandı. Raflardan aldığı doğal içerikleri tek tek denemeye başladı. Kafur… Mentol… Okaliptüs…
Her biri doğanın şifa veren nefesleriydi.
Onları yoğun bir merhem hâline getirdi. Göğse sürülünce buharı solunum yollarını açıyor, özellikle çocuklara gece rahat bir uyku sağlıyordu.

Bu formülü ilk olarak kendi ailesinde denedi. Sonuç etkileyiciydi. Öksürükler hafifliyor, çocuklar daha huzurlu uyuyordu.
Ve böylece o tanıdık formül doğdu: Bugünkü adıyla Vicks VapoRub.

Peki adı neden Vicks oldu?

Aslında bu, Lunsford’un ailesine duyduğu sevginin başka bir yansımasıydı. Kayınbiraderi Dr. Joshua Vick, tıbbî bilgileriyle ona hep destek olmuştu. Lunsford da bu katkıya minnet göstermek için ürüne onun soyadını verdi:
“Vick’s” – Zamanla bu isim sadeleşti ve bugünkü hâlini aldı: Vicks.

Ancak hikâye burada bitmedi. İlk yıllarda bu ürünü kimse ciddiye almadı.
Lunsford pes etmedi. Şişeleri eline alıp kapı kapı dolaştı.
Derken, oğlu Smith Richardson babasının mirasını devraldı. Vicks’in üretimini büyüttü, paketlemesini yeniledi, Amerika’nın dört bir yanına ulaştırdı.

Ve sonra 1918 geldi. Dünya büyük bir felaketle sarsıldı: İspanyol gribi salgını.

İnsanlar öksürük nöbetleriyle kıvranıyor, hastaneler yetersiz kalıyordu. İşte o anda, Vicks VapoRub adeta bir kurtarıcı gibi ortaya çıktı.
Sadece bir merhem değil, boğulan bir nefese sunulan bir destekti.
Şişeler raflardan hızla tükeniyordu. Üretim yetişemiyordu.
Vicks, o günden sonra yalnızca bir marka değil, bir ev kokusu oldu. Anne eliyle göğse sürülen o serin mentol kokusu, milyonlarca çocuğun hafızasında yer etti.

Ama her büyük hikâyenin bir gölgesi vardır.
Ve bu formülün gölgesinde bir baba acısı yatar.
Lunsford Richardson, kendi oğlunu iyileştiremedi belki…
Ama onun ardından bulduğu bu şifa, yüzbinlerce çocuğun hayatına dokundu.

Bugün hâlâ o kavanozun kapağını açtığınızda, burnunuza dolan mentol kokusu belki size sadece bir merhem gibi gelir…
Ama aslında o, kaybı başarıya dönüştüren bir babanın azmi'dir. 

Hazırlayan ✍️: Dünya Gözüme Kaçtı

Ardahanlı Gazeteci, Yazar, Girişimci : Mehmet Ali Arslan, www.mehmetaliarslan.tr

18 Ekim 2025 Cumartesi

Traktörün Hikayesi: Aziz Nesin

Traktörün Hikayesi: Aziz Nesin
Traktörün Hikayesi: Aziz Nesin

Köyün ağası traktörüne binmiş, kasabaya pazara gidiyormuş. Yolda köyün çobanı Memet’e rastlamış… Memet yürüyerek kasabaya gidiyormuş. Ağa, Mehmet’i traktöre çağırmış. Bir süre sonra, ağanın aklına bir muzırlık gelmiş; biraz eğlence olur diye düşünerek traktörü durdurmuş ve Memet’e dönmüş:

“Ula Memet,” demiş, “şu yolun kenarındaki mayısı gördün mü?”
(Malum, köy yerinde hayvan b—kuna “mayıs” da denir.)

“He gördüm ağam,” demiş Memet.

Ağa devam etmiş: “Ula Memet, şu mayısı yersen bu traktörü sana veririm.”

Mehmet şaşırmış, afallamış. İçinden “Yahu,” demiş, “ömrü hayatımda böyle bir şeye sahip olamam… Gözümü kapatıp yersem bu traktörün sahibi olurum.” diye düşünerek “Olur ağam, essah mı dediğin?” diyerek ağanın teklifini garanti altına almış. Sonra traktörden inmiş, yolun kenarındaki mayısı bir çırpıda yutmuş.

Ağanın maksadı aslında Mehmet’le dalga geçmekmiş; ama olan biteni görünce o da şaşırmış. Yine de sözünde durmuş ve direksiyondan kalkıp traktörü Mehmet’e teslim etmiş.

Akşama doğru, işleri bitince köye dönerken traktörün yeni sahibi Mehmet, ağayı da alıp köye doğru yol almış. Ama hem ağanın hem de Mehmet’in canı sıkkınmış. Ağanın canı sıkkınmış; çünkü biraz eğleneyim derken gül gibi traktörü çoban Memet’e kaptırmış. Memet’in canı sıkkınmış; çünkü b—k yediği köyde duyulunca nasıl aşağılanacağını düşünüyormuş.

Bu düşüncelerle giderlerken Memet birden traktörü durdurmuş ve ağaya dönerek:

“Ağam,” demiş, “bilirim ki senin de canın sıkkın, benim de… Bak, şu yolun kenarındaki mayısı görüyorsun. O mayısı yersen traktörü geri sana veririm.”

Ağa, zaten büyük bir pişmanlık içindeymiş. Hemen traktörden atlamış, yola inmiş ve gözlerini kapatarak bir çırpıda mayısı yemiş.

Sonra direksiyondan Memet kalkmış, ağa oturmuş. Köye yaklaşırken ağa, Mehmet’e dönüp sormuş:

“Ula Memet, bu traktör kasabaya giderken benimdi, değil mi?”
“Evet, senindi ağam,” demiş Mehmet.
Ağa devam etmiş:
“Kasabadan dönerken de benim değil mi?”
“Senin ağam,” demiş Mehmet.

“Ana… O zaman Mehmet… Biz bu b—k niye yedik?”

 

Ardahanlı Gazeteci, Yazar, Girişimci : Mehmet Ali Arslan, www.mehmetaliarslan.tr