18 Ocak 2025 Cumartesi

Semih Saygıner





Semih Saygıner  1964 Adapazarı doğumlu, profesyonel "3 top Bilardo" oyuncusu.
1994’te ilk Dünya Bilardo Şampiyonluğunu kazanan Saygıner, dünyada "Mr. Magic" (Bay Sihir) ya da "The Turkish Prince (Türk Prensi)" lakaplarıyla tanınır. Türkiye’de bilardonun federasyon haline gelmesini sağlayan kişidir. Hollanda liginde 9 yıl, Portekiz liginde 3 yıl profesyonel oyunculuk yapan Saygıner'in bilardo literatürüne "Semih Saygıner Magic Shots" (Semih Saygıner'in Sihirli Vuruşları) olarak geçmiş, 42 özel vuruş tekniğine sahiptir ve bu oyunun dünyadaki en önemli isimlerinden biridir


Mehmet Ali Arslan, Haber Blog

Aldırma Gönül Başın öne eğilmesin

 Aldırma Gönül  Başın öne eğilmesin


Aldırma Gönül 
Başın öne eğilmesin
Aldırma gönül aldırma
Başın öne eğilmesin
Aldırma gönül aldırma
Ağladığın duyulmasın
Aldırma gönül aldırma
Aldırma gönül aldırma
Gönül aldırma
Ağladığın duyulmasın
Aldırma gönül aldırma
Aldırma gönül aldırma
Gönül aldırma
Dışarıda deli dalgalar
Gelip duvarları yalar
Dışarıda deli dalgalar
Gelip duvarları yalar
Seni bu sesler oyalar
Aldırma gönül aldırma
Aldırma gönül aldırma
Gönül aldırma
Seni bu sesler oyalar
Aldırma gönül aldırma
Aldırma gönül aldırma
Gönül aldırma
Kurşun ata ata biter
Yollar gide gide biter
Kurşun ata ata biter
Yollar gide gide biter
Mapus yata yata biter
Aldırma gönül aldırma
Aldırma gönül aldırma
Gönül aldırma
Mapus yata yata biter
Aldırma gönül aldırma
Aldırma gönül aldırma
Gönül aldırma
Dertlerin kalkınca şaha
Bir sitem yolla Allah'a
Dertlerin kalkınca şaha
Bir sitem yolla Allah'a
Görecek günler var daha
Aldırma gönül aldırma
Aldırma gönül aldırma
Gönül aldırma
Görecek günler var daha
Aldırma gönül aldırma
Aldırma gönül aldırma
Gönül aldırma
          Sabahattin Ali

Mehmet Ali Arslan, Haber Blog

16 Ocak 2025 Perşembe

Sosyal Medyanın Ataları: mIRC ve ICQ'



İnternette bir zamanlar mIRC, IRC ve ICQ vardı.

mIRC, IRC sunucularına bağlanıp sohbet etmeyi sağlayan bir istemci programıydı ve sohbet programlarının atası olarak kabul ediliyor.

IRC sunucularına bağlanabilmek için çeşitli programlara ihtiyaç vardı. Bunların en popüler olanı mIRC'ydi. mIRC üzerinden rahatça sohbet edilir bilgi paylaşımı yapılıyordu.

ICQ ise anlık mesajlaşma programlarından biriydi. 1996 yılında kullanıma açılan ICQ, o dönemde en popüler iletişim ve sohbet uygulamasıydı. Her iki platform'da bende aktiftim genelde bilgi ve haber paylaşımları yapıyordum.
Mehmet Ali Arslan



Mehmet Ali Arslan, Haber Blog

13 Ocak 2025 Pazartesi

HOÇVAN TARİHİ - XOÇVAN TARİHÇESİ


















HOÇVAN TARİHİ - XOÇVAN TARİHÇESİ 

Hoçvan bir sınır bölgesi olması itibariyle, tarih boyunca farklı halkların yerleşkesi olma özelliğini hep koruya gelmiştir. Sınırların bugünkü kadar keskin bir şekilde çizilmediği pre-modern dönemde farklı kültürlere ev sahipliği yapmış bu yüksek yerleşke aynı zamanda değişik iktidarların tahakkümüne de maruz kalmıştır. TransKafkasya ile Anadolu arasında sıkışıp kalan Hoçvan ilk çağlardan günümüze Urartular, Medler, Persler, Bizans İmparatorluluğu, Gürcü ve Ermeni Krallıkları, Selçuklular, Osmanlı İmparatorluğu gibi değişik medeniyetlerin idari hâkimiyetinde kalmış ve onlardan izler barındırmıştır

Hoçvan kelimesinin etimolojik kökenine dair bu güne kadar herhangi bir inceleme yapılmamıştır. Kelime köken itibariyle Ermenice, Gürcüce ve ya Kürtçe bir kelimeden türemiş olabilir. avan kelimesi Ermenicede şehir, köy gibi yerleşim yerleri için kullanılmaktadır. kafkasyada ve Doğu Anadoluda sonu avan ile biten çok sayıda yerleşim birimi vardır. Avan, Erivan, Nahçivan, bunlardan bazıları olup zaman içerisinde fonetik değişimlere uğramışlardır. Örneğin; Teryan Angela adlı Ermeni tarihçi Erivan isminin Ari-van dan türediğini, kelimenin anlamının ise Aryenlerin ülkesi olduğunu ileri sürmüştür. Hoçvan kelimesinin de aynı şekilde türediği ihtimaller dâhilindedir. Fakat bu konuda kesin sınırlar çizmek mümkün değildir. Hoçvanın da içinde bulunduğu bölge antik dönemden itibaren Urartular, Medler, Persler, Ermeni ve Gürcü Krallıkları, Bizanslılar, Araplar, Kürtler, Selçuklu ve Osmanlılar tarafından idare edilmiş ve birçok kez el değiştirmiştir. Yaşanan bu idari değişiklikler, bölgenin kültürel ve ekonomik yapısının değişmesinde de etkili olmuştur. Bölgenin demografik anlamda 20. yüzyılın ortalarına kadar çok çeşitlilik göstermesi bu nedenledir. Bölgedeki idari değişikliğin çok sık olması bölgenin değişik isimlerle adlandırılmasına da neden olmuştur. Örneğin ilk çağlarda Ardahan ve Hoçvanı da içine alan bölge Ermenilerce Gugark olarak adlandırılmış, 15 yüzyıldan sonra ise Gürcülerce de Samtskhe olarak adlandırılmıştır. Hoçvana ilişkin en ayrıntılı idari ve ekonomik bilgiler Osmanlıların bölgeye yerleşmesiyle başlar. Osmanlılar, Bizanslıların yüzyıllardır Anadoluda ve Balkanlarda kullandıkları Tımar sistemini neredeyse hiçbir değişiklik yapmadan uygulamışlardır. Osmanlının ekonomik bel kemiğini oluşturan tımarlara büyük önem verilmiş ve her tımar geliri ayrıntılı olarak kaydedilmiştir. Tımar tahrir defterlerine kaydedilen bu bilgiler bölgelerin sosyoekonomik yapısı hakkında önemli bilgiler içermektedir. Bunlardan birisi de 16 yüzyıla ait Gürcistan İcmal Defteridir. Bu defterde Hoçvan, Küçük Ardahan Livasına bağlı bir nahiye olarak gösterilmekte ve irili ufaklı toplam 66 köyden oluşmaktadır. Köy isimlerinin çoğu Cumhuriyet döneminde Türkçe isimlerle değiştirilmesine rağmen, bazı köyler halk arasında halen eski isimler ile kullanılmaktadır. Bazıları ise zamanla terk edilmiştir. Örneğin Tokuş ve Takyalu zamanla terk edilen köyler arasındadır.. Kürtlerin Transkafkasyaya  ne zaman geldikleri tartışma konusudur. Şeddadilerin ve Hazbanilerin 11. ve 12. yüzyılda Kafkasyanın güneyi ve Doğu Anadoluda etkili oldukları bilinmektedir. Ünlü tarihçi Martin Van Bruinnessen 16. yüzyılda Osmanlıların, Kafkasyayı ilhakı sonrasında Karsın kuzeyinde, daha sonraları Çıldır eyaleti olacak Samtskhe bölgesinde yer alan göçebe Kürt aşiretlerinden bahseder. Aynı şekilde Bruinessen, Lynch adlı bir gezginin 1901de kaleme aldığı kitabında Ermeni Platosundaki Kürtlerin, Çaldıran Savaşından sonra Diyarbakırdan bölgeye gönderildiklerine dikkat çeker. Fakat bu bilgi Şeref han'ın Şerefnamesinde yer almamakla beraber, 1665 yılında bölgeyi gezen seyyahlar da, Ermeni platosunda sadece Hıristiyan popülâsyondan bahseder. 18. yüzyılda tımar sistemi Hoçvanda varlığını devam ettirmektedir. Osmanlı arşivlerinde bu döneme ilişkin birkaç tımar becayiş belgesi göze çarpmaktadır. Hoçvan-ı Yurdosan ve Gürizar karyelerinde inhilal olan tımarlar yeni sahiplerine verilmiştir. Bu kişiler Müslüman olup hangi etnik kökenden oldukları belirtilmemiştir. Köylüler üzerinde büyük bir yük olan tımar vergilerine karşı kimi zaman karşı çıkışlar olmuştur. 1780'lerde bölgede bulunan Kürt Pirebadili aşireti ve bazı diğer Kürt aşiretleri mevcut sistemden bağımsız hareketlerinden kaynaklı Rakkaya ( Suriye ) sürülmek istenmişlerdir.] Osmanlı arşivlerinde bu sürgün ile ilgili belgede Pirebadilli aşireti, Badilli aşiretine bağlı bir aşiret olarak gösterilmiştir. 1878 Osmanlı Rus harbi sonrasında Osmanlı Kuzeydoğu Anadolu (Kars, Ardahan, Artvin ) hâkimiyetini kaybetmiş Çarlık Rusyası bölgede etkili bir rol oynamaya başlamıştır. Hoçvan bu dönemde Çarlık Rusyasının Kars Obslastına bağlı bir şekilde idare edilmiştir. Bu dönemle ilgili bilgilerin çoğu sözlü tarih çalışmalarına dayanmakla beraber bu dönemde gelişen olaylarla ilgili birbirinden farklı yorumlar vardır. Arif Ağa, Beyaz Bey, İzzet Bey 19. yüzyılın sonlarında ve 20. yüzyılın başlarında bölgede etkili şahıslardır. Bu şahıslar Kürt olmakla beraber, bölge siyasetinde feodal kaygılarla hareket etmiş, kimi zaman Osmanlı ve Rus yönetimleriyle ittifaklar kurmuşlardır. Kürtler bu dönemde bölge demografisinin büyük bir kısmını oluşturuyorlardı. Bu dönem, Hoçvan ve çevresinde Ermeni nüfusunun en fazla olduğu dönemlerden biri olup bölgede Rusyadan göçen Malakanlar da yaşamaktaydı. Beroje Malegin denilen bölge ismini yöredeki Malakan nüfusundan almıştır. Xarziyan ve Alagöz de Malakanlar azımsanmayacak bir nüfusa sahiptiler ve bölgede tarımda kullanılan teknolojinin ilerlemesine ciddi katkılarda bulunmuşlardı. Birinci paylaşım savaşı sırasında patlak veren Bolşevik Devrimi, Rusyanın savaştan çekilmesine neden olmuştur. 1918'de Hoçvanı da içine alan bölge Demokratik Ermenistan Cumhuriyetine dâhil olmuş ise de önce Türkiyenin daha sonra da Sovyetlerin işgaliyle gelişen olaylar Demokratik Ermenistan Cumhuriyetinin Sovyetlere bağlanması ile son bulmuştur. Sovyetler Kars ve Ardahanı, devrim sonrası Rusyanın yeniden inşası gibi iç sorunlar nedeniyle savaşılmaksızın Türkiyeye bırakmıştır. Cumhuriyetin kuruluşundan sonra . Ermenice, Rumca ve Kürtçe olan yerleşim yerlerinin isimleri Türkçe kelimelerle değiştirildi. Tüm bu yaşananlardan Hoçvan yöresi de bir o kadar etkilendi. Hoçvandaki tüm köylerde isim değişikliğine gidildi. Kora Beberek, Panik, Pangis gibi isimlerin yerini bayramoğlu Tazeköy, Taşlıdere, Tunçoluk gibi köyler aldı.

Resmi olarak Hoçvan'ın idari bir merkezi bulunmamakla birlikte, bazı kaynaklarda ve halk arasında merkezi olarak kabul edilen yerleşim yerleri bulunmaktadır. Gazeteci yazar Mehmet Ali Arslan'a göre, Hoçvan'ın merkezi Hasköy, en büyük köyü ise Tunçoluk'tur.

Ardahan olmak üzere Türkiye ve dünya genelinde birçok yerin tanıtımını yapan Mehmet Ali Arslan, 2012 yılında yerel halkın istek ve talepleri üzerine Hoçvan Köylerini Temsil Eden Admin ve Yazarlar Platformu ile yaptığı toplantıda,
Dünya genelindeki tanıtımların da
Yaylakarakolu'nun sürekli bir yerleşim yeri olduğu mezranın özelliklerini de göz önüne alarak, Kora ve Hacıali köylerine ait Yaylakarakolu mezrasını Hoçvan yerleşim yeri listesine. dahil etmiştir. Böylece Hoçvan'daki yerleşim yerleri (köy) sayısı 22'ye çıkmıştır.Hoçvan'ın  Kürtçe Adı ise Xoçvan'dır.

Ardahan'ın Hoçvan ilçesinden İstanbul'a yoğun bir göç yaşanmıştır. Bu göç dalgası, büyük şehirde yaşayan Hoçvanlıların bir araya gelerek hem kökenlerini korumalarını hem de birbirlerine destek olmalarını sağlamıştır.

İstanbul'da hemen hemen her köyün bir derneği bulunmaktadır. Bu derneklerin daha etkin ve koordineli çalışabilmesi için, bölgenin yazar ve gazetecilerinin istek ve  önerileri sonucunda 2009 yılında İstanbul'un Esenyurt ilçesinde Hoçvan Dernekler Federasyonu (Hoçfed) kurulmuştur. Hoçfed, kısa sürede Hoçvanlıların İstanbul'daki önemli bir buluşma noktası haline gelmiştir."

Hoçvan Spor Kulübü! Kökenleri daha eski yıllara dayansa da, kulüp resmi olarak 2016 yılında kurulmuştur. Bir grup Hoçvanlı genç sporseverin hayaliyle bir araya gelerek kurulan takım, kısa sürede büyük başarılara imza atmıştır.

Kulübün ilk başkanı Yusuf Avşar olmuş ve Hoçvan Spor'a yön vermiştir. Takımın renkleri siyah ve kırmızı, köklü bir geçmişe sahiptir. Hoçvan köylerinden biri olan Bayramoğlu Markaköy Kora köyünün 1998 yılında tanıtım logosunda da bu renkler kullanılmıştır. Bu renkler, aynı zamanda Hoçvan'ın da kimliğini oluşturmaktadır. Kulübün logosunda yer alan at ve Kısır Dağı ise bölgenin doğal güzelliklerine ve kültürel mirasına atıfta bulunmaktadır.

Panzerler" lakabıyla anılan Hoçvan Spor, bu takma ismi gazeteci yazar Mehmet Ali Arslan’dan almıştır. Arslan, aynı zamanda kulübün ilk yıllarda takımın medya sponsorluğunu da üstlenmiştir. Kulüp, kurulduğu yıl 2016'da Ardahan amatör liginde şampiyon olarak büyük bir başarıya imza atmış, 2017 yılında ise Ardahan'ı Bölgesel Amatör Lig'de temsil eden tek spor kulübü olmuştur.

Hoçvan Spor, sadece bir spor kulübü olmaktan öte, Hoçvan'ın gururu, bir ilin umudu haline gelmiştir. Kulübün başarısı, gençlere örnek olmakta ve bölgeye canlılık katmıştır.

Mehmet Ali Arslan tarafından kurulan tanıtım siteleri ve bloglar sayesinde Hoçvanlılar, teknolojiyle erken tanışma fırsatı buldu. Kısıtlı imkanlara rağmen, sosyal medyanın henüz hayatımıza girmediği yıllarda bile Hoçvanlılar, kendi köyleriyle ilgili forum, blog  ICQ - Mirc Kanalı ve Gruplarında  sonrasında ise internet siteleri aracılığıyla dış dünyayla bağlantı kurmuş ve bilgiye ulaşmıştır.

Mehmet Ali Arslan
ICQ ve İrc, Mirc'de Ardahan, Kars ve Iğdır ile ilgili birçok grup ve sohbet kanalı kurmuş. Sonraki yıllarda ise Ardahan, Kars ve Iğdır'ın ilk internet siteleri (blog ve forumları) kurmuştu.
Mehmet Ali Arslan Ardahan Kars ve Iğdırlıları İnternete ilk alemde tek sloganı ile ilk kez mirc ve IQO'da bir araya getirmiştir,

Notlar - kaynaklar.
Mehmet Ali Arslan Yayınları tarafından yayımlanan bu önemli eserin bir bölümü, Hoçvan binbaşar köyünden Oruç Sural tarafından Kürtçeye çevrilmiştir, eser, birçok kitap, dergi ve internet sitesinde yer bulmuştur.
Eserin özgünlüğünü korumak adına değiştirilmeden kullanılması önemlidir. Bu nedenle, çalışmalarınızda bu eseri kullanırken kaynak olarak Mehmet Ali Arslan Yayınları'nı belirtmeniz etik bir davranış olacaktır.



Mehmet Ali Arslan, Haber Blog

Hoçvan Dernekler Federasyonu Hoçfed logosu





Mehmet Ali Arslan, Haber Blog

Hoçder hoçvan logosu




Mehmet Ali Arslan Tarafından Kurulan Hoçvan Platformu Hoçder logosu



Mehmet Ali Arslan, Haber Blog

Ardahan Hoçvan Markaköy Kora Bayramoğlu Köyü ilk logosu




Ardahan Hoçvan Markaköy Kora Bayramoğlu Köyü ilk logosu

Mehmet Ali Arslan, Haber Blog

Çay kaşıkları - Hikayesi



~ÇAY KAŞIKLARI~

Ali bey tüm bedeninde ağrılarla kalktı yatağından. Ve temiz havayla kendine gelmek için balkona çıkmıştı...Apartmanın bahçesinde komşusuyla sohbet eden eşini duyunca, kendisini göstermeyecek şekilde geri çekildi ve dinlemeye başladı eşinin sitem dolu sözlerini...
-"Erkekte neymiş komşu.Bütün iş kadında bitiyor... Bak bizim herife. Sümsüğün teki.Köyden o müdüriyetteki işi yüzünden buraya göç ettiğimizden beri bir adım ilerleme yok.Hoş o işe başlamasa peşin peşin evlenmeyeğimi söylemiştimde, zar zor anca o müdiyette çalışmaya başladı. Dünya umurunda değil adamın. Ne zaman biri sorsa" çok iyiyim"der. Birkere üzüldüğünü, birşeye moralini bozduğunu görmedim...Gece yarılarına kadar kahvehanelerde sürtecek kadar tembel.Karısına okadar sene istememe rağmen köşedeki çiçekçide satılan mimoza çiçeği getiremeyecek kadar cimridir.Her ay çiçekli bir fistan alır gelir en ucuzundan...Birde sakarmı sakar...Bir insan nasıl dosyaları iğnelerken, parmaklarına batırıp yara eder kuzum? Bizimki varsa yoksa sabah kahvaltısında herkesi sofrada toplasın... Birde çay kaşıklarına bir düşkün sorma... Şimdi bağırır camdan. Hadi Nalan kahvaltıyı hazırlada, herkes eksiksiz masada olsun diye-"demişti komşusuna.

Ali bey'in biran yüzü düştü ama, yinede hiç duymamış gibi davrandı bu sözleri...Fazlasıyla kırıldığını belli etmedi. Ve, balkona yeni çıkmış, o anda eşini görmüş gibi yaparak bağırmıştı aşağıya
-" Hadi Nalan kahvaltıyı hazırla.Herkes eksiksiz masada olsun"demiş ve düşünceli bir halde inmişti mutfağa... Duyduklarını düşünüyor ve biryandan,
-"Caaaannn...Ceydaaa...Hadi kahvaltıya gelin çocuklar.-"dediğinde oflayarak gelmişti çocukları masaya... Nalan hanım komşusuna anlattıklarıyla yetinmemiş gibi bir sinirle girdi içeriye. Ve,
-" Boşanda semerini ye emi. Heralde yakında yüz kilo olursun. Takım elbisenin içinde robot gibi kalmışsın-"demişti binbir surat yaparak... O an çaylar koyulmuş. Kahvaltı tabakları masayı doldurmuştu... Ev halkı çaylarına şeker atıp, çay kaşıklarıyla karıştırmaya başladığında,çıkan o şıkırtı sesini dinledi biran gözlerini kapatıp... O anki huzurunu oğlu Can'ın sözleri bozmuştu.
-"Sen sabah kahvaltısı kuralını diretme peşindesinde, hoca takım için krampon, dizlik, ve forması olmayanlar takıma alınmayacak dedi... Eğer bu defada almazsan yemin ederim seninle konuşmam baba-" dediğinde biraz gülümseyip başıyla onaylanmıştı oğlunun sözlerini... O an lisedeki kızı heyecanla babasına yüklendi...
-" Mezuniyet gecesi elbisemi unuttun herhalde.O elbise benim için çok önemli.Olmazsa olmaz baba. Söz vermiştin. Eğer o albiseyi almazsan, sana olan güvenim sarsılır... -" demişti o da... Ali bey,
-"Tamam bakarız kızım-" deyip çay kaşıklarına daha bir dikkat kesilmişti o an...

Düşüncelerini bu kezde eşi Nalan hanım'ın sözleri bozmuştu yine...
-"İş arkadaşın Rıfat'ı işten atmışlar.İş bulamamışta çöpçülük yapıyormuş.Karısı Sıdıka anlattı... Iyy ne pis iş.Benim eşim çöpçü olacak, bir dakika durmam dönerim annemin evine-" demişti tiksinmiş gibi bir haraket yaparak. O an Ali bey,
-"Canım bırak şu insanları küçümsemeyi.Bak kocanın kapı gibi işi var.Sen boşyere yorma bu düşüncelerle kendini-" demişti kasvetli ortamı yumuşatmaya çalışarak...

Kahvaltıdan sonra Nalan hanım eşini yolcu edreken ise, Ali bey kapının önünden geçen esnafla selamlaşmış,
-" Nasılsın Ali kardeşim? - "sorusuna gülümseyerek,
-" İyiyim Bekir. Hemde çok iyi-"cevabını verince, Nalan hanım arkasından söylenmeye başlamıştı...
-" Çocuklara istediğini alma, eşine bir çiçek getirme... Gamsız adam sende. Dert nedir bilirmisin? Sen iyi olmayacaksında benmi iyi olacağım? -"demişti Ali beyin duyacağı şekilde. Herzamanki gülümsemesiyle el salladı hanımına... Ve sakin adımlarla yürümeye başladı Ali bey sokakta...

Ertesi sabah Cumartesiydi. Ve Can oltaları hazırlamıştı sabah erkenden.Babasıyla birlikte balığa çıkmak için okadar heyecanlıydıki... Babası kahvaltıdan sonra işinin olduğunu söyleyip evden çıkıp gidince yatım saat kadar ağladı kapıda.Nalan hanımda sinirle,
-"Ağlama be... Arkadaşları kahvede dördüncüyü bekliyordur. Oğlu umurunda mı? -" diye susturmuştu oğlunu... Can nefretle bakmıştı babasının ardından... Akşam eve sevinçle geldiğinde ise, bir krampon ve forma vardı elinde... Az önce eve gelen babasına göstererek,
-"Takım hocası sona kalan bir çift kramponla formayı vermese takıma giremiyordum... Sen ne oğlunun istediğini al... Ne de bana zaman ayırıp balığa çık. İşin gücün kahvehane...-"deyip kapıyı sinirle vurarak odasına gitmişti...

Ertesi sabah ise birtek Ceyda konuşuyordu kahvaltı masasında...
-" Umarım benim elbisemide almamazlık etmezsin baba. Tüm ailemide baloda görmek istiyorum. Mezuniyet için gösteri yapacağız arkadaşlarla... - "deyince,
-" Olur kızım-" dedi Ali bey gülümseyerek. Oğlu Can ve Nalan hanım'ın küçümser gibi baktığını hissetmişti belkide...

Sessizce kahvaltıdan kalktı... Ve ceketini giyip, kapıdan çıktı. Akşamına Ceyda'nın istediği elbiseyle eve geldiğinde sevinçle boynuna sarılmıştı kızı... Bir prenses gibi olmuştu elbisesinin içinde.

O günden sonra her akşam eve gece on ikide gelmeye başlamıştı Ali bey. Ve her akşam işten sonra kahveye takıldığı için eşinden bir yığın azar işitti. Nalan hanıma göre beceriksizin tekiydi.Ama elinden bu kadar geldiğini düşündü her gece yatağına girdiğinde uykuya dalana kadar..

Pazar akşamı gelip çattığında sekize kadar Ceyda babasını bekledi. Gelmeyince,
-"Hadi anne... Babam bugünde bizi yalnız bırakacak anlaşılan. Onun tek aile bağı sabah kahvaltılarına eksiksizsiz katılmak. Ve meşhur çay kaşıkları-" deyip büyük bir kırgınlık ve gözyaşlarıyla çıkmıştı evden,annesi ve kardeşiyle birlikte... O akşam babasının, veda gecesinde yaptığı gösteriyi izlememesi, ve kahvehane arkadaşlarını kendisine tercih etmesi yüreğini sızlatmıştı Ceyda'nın... Gösterideki rolünü moral bozukluğuyla yaptıktan sonra, gözyaşlarıyla indi sahneden... Eve geldiklerinde kahvehaneden yeni  gelen babasına nefret eder bir bakış fırlatıp,
-"En mutlu günümde yanımda olmadın. Nefret ediyorum senden baba... -" demişti gözyaşlarıyla odasına koşarken...Oğlu Can'ın küskün bakışları ve eşi Nalan hanım'ın bitmek bilmez şikayetlerini oturduğu koltukta uyuyarak bitirebilmişti istemsizce...

Ertesi akşam ise her ay başı yaptığı gibi, birazda eşiyle arasındaki soğukluğu bitirebilmek için üzerinde çiçek desenleri olan bir fistan getirmişti... O an Nalan hanım daha fazla dayanamadı ve eşinin elindeki fistanı alıp sinirle mutfaktaki çöp kutusuna attı...Sonra artık kilosundan üzerine olmayan takım elbisesine baktı eşinin.
-"Sen yemene içmene bak Ali efendi... Boğazından sakın kısma.Bak takım elbisen daracık kalmış üzerinde. Ama karına bir çiçek bile getirme...-"dediğinde kendini sokağa attı istemsizce. Eşi Nalan hanım pencereden arkasından bakarken, mahalleden bir komşusu Ali bey'e" nasılsın"diye sormuş, Nalan hanımda pencereb söze karışıp,
-"İyidir o komşu... Hep iyidir merak etme sen-" demişti sinirli bir tavırla...

Mahalledeki boş alana doğru gelmiş ve bir banka oturmuştu Ali bey... O an birdenbire şiddetli bir sarsıntı olmaya başlamış. Banktan yere yuvarlanmıştı. Deprem oluyordu... Ve dehşetle mahalledeki bazı evlerin teker teker gözünün önünde yıkıldığına şahit oldu... Otuz saniye kadar süren depremin şaşkınlığını biran üstünden attığında ailesi aklına gelmiş, deli gibi evine koşmaya başlamıştı sonra....

Bir dakika sonra apartmana vardığında, zemin katın  bir kat aşağıya gömüldüğü ve binanın tamamen yan yattığını gördüğünde korkudan küçük dilini yutacaktı neredeyse...

Binanın yer yer yıkılmış merdivenlerinden çıkıp,dairesine girmiş, dehşetle korkudan sürekli bağıran ve evde bir köşeye sinmiş ailesinin yanına varabilmişti. Artçı sarsıntılar kesilmiyordu o anlarda.Ve çocukları korkudan kendini kaybetmiş gibiydiler o an... Dışardıdan bağırışlar gelince pencereye yöneldi, zorlukla... Bina yan yattığı için pencereye kadar bile ilerlemesi epey güç olmuştu... Mahalledekiler battaniye açmışlar, binadaki herkesin atlamasını istiyordu... Ali bey önce oğlunu kucaklayıp boşluğa, gerdirilen battaniye hizasına bıraktı...Sonrada kızı Ceyda'yı... Daha sonra eşini kucağına aldığında,
-"Kolun kanıyor bey-" demişti Nalan hanım gözyaşlarıyla.
-"Ben iyiiyim.. -" dedi Ali bey. Ve eşinide aşağıda komşularının gerdirdiği battaniyenin üzreine doğru boşluğa bıraktı... Eşi sağ sağlim kurtarıldığı anda bir sarsıntı daha olmuş ve yan yatan bina, çökmeye başlamıştı...Ve saniyeler içşnde yerle bir oldu. Herkes bir tarafa kaçışırken, çocuklar dehşetle,
-"Babaaaaa.... Babaaaa -" diye çığlıklar atarken, Nalan hanım dizleri üzerine çöküp kalmıştı...

Olay yerine gelen kurtarma ekipleri tam on kişi çıkarmışlardı enkazın altından. En ağır olanları ise Ali beydi...

Nalan hanım çocuklarıyla birlikte eşinin konulduğu ambulansın arkasından giderken hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Kendi canını hiçe sayıp ailesini kurtaran adama söylediği onca şey bir hançer gibi batıyordu yüreğine...

Saatler süren ameliyattan sonra şuuru kapalı halde yoğun bakıma alınmıştı Ali bey ...

Ne zaman kendine geleceği bile belli değilken, Nalan hanım hastane kantininden dört çay bardağı getirdi babalarını bekledikleri masaya.
-"Babanız hep birlikte kahvaltı masasında olmamızı isterdi. Ve ne çok önemserdi çay kaşıklarını hatırlayın. Şimdi hep birlikte tıpkı onun istediği gibi babanız bekleyeceğiz-" demişti. En güçlü şekilde karıştırdılar çaylarını yoğun bakımın hemen önünde. Çay kaşıklarının şıkırtısı bekleme salonunda yankılanırken, yoğun bakıma kadar ulaşıyordu belkide...

Can antemana, Ceyda ise okula gitti o gün annelerinin zorlamasıyla... Karne gününde ise sınıf arkaşından öğrendikleriyle ağlayarak gelmişti hastahaneye Ceyda...
-"Anne babam ordaymış.. İzlemiş gösterimi. Yalnız bırakmamış beni... Elbisemi alabilmek için işten sonra inşaatta çalışıyormuş... Okulun hemen yanındaki inşaattan gözyaşlarıyla beni izlemiş meğer. Sınıf arkadaşıma aynı inşaatta çalışann   babası anlatmış bunları. O da bana söyledi.Ne iyi yürekli bir baban varmış senin dedi.. Babam yalnız bırakmamış beni anne... Bırakmamış-"diye ağlarken, Can da ağlayarak gelmişti bekleme salonuna... Annesi oğlunada ne olduğunu sorunca...
-"Babam yalvar yakar kulüpte ellerinde kalab o kramponları ve formayı bana vermesini rica etmiş takım hocamdan. Yeni krampon ve forma alacak parası olmadığını söylemiş.Oda bir gün boyunca kulübün işlerini görecek biri lazım. Yaparsan oğluna bedelsiz veririm bu forma ve kramponu deyip anlaşmışlar. Bu yüzden takım hocam bedava vermiş o forma ve kramponu. O gün babamın benimle balığa gelememesinin sebebi buymuş. Kahvehaneye gitmemiş meğerse. Takım hocam babamın yoğun bakımda olduğunu öğrenince, babanla gurur duymalısın. O sen mutlu olasın diye, bir forma ve krampon için öylesine ter döktü ki-"demişti....

Hepsi çok pişman olmuştu gerçekten... Üzüntüleri tam  bir ay sonra babalarının gözlerini ilk defa o gün açmasıyla mutluluğa dönüşmüş, on beş gün sonra ise taburcu olmuştu Ali bey... Mahalleli başlarını sokacak bir ev kiralamıştı komşularına...Ali bey ve ailesi o eve yerleştiği akşam, evlerinin kapısı çalınmış, Nalan hanım kapıyı açtığında mahalle terzisi Halim beyi görmüştü karşısında...Halim bey bir poşet uzattı Nalan hanıma.Poşeti açtığında mimoza çiçeği desenli bir entari görmüştü.Halim beye neden bu entariyi kendisine verdiğini sorunca,
-"İşine son verilip belediyeye çöpçü olarak girdiğinden beri evi bile zor geçindirdiğini söyledi bir gün bana.Kendisine ikinci bir takım elbşse alacak parası olmadığından dert yanardı Iskartaya ayırdığım çiçek desenli kumaşlardan elbise yapmayı öğrenmeyi istediğini söyledi. Kabul ettim. Koskoca adam çıraklık yaptı bana Nalan hanım.Ellerine iğne bata bata yara olmuştu öğrenene kadar.Sana çiçek alamadığı için çiçek desenli entari dikmesi öyle duygulandırmıştı ki beni.Dükkanda kalan sizin için diktiği bu entari yi ben getirryim dedim bu yüzden-"dediğinde gözyaşlarına boğulmuştu Nalan hanımda...

Eşi sıhhat bulduğu ilk  gün güzelce kahvaltıyı hazırladı Nalan hanım. Ve çocuklarıyla birlikte kahvaltı masasında bekledi eşi Ali beyi. Hemde öylesine yüzü gülüyordu ki hepsinin... Çaylarına şeker atıp karıştırırlarken derin bir oh çekmişti Ali bey.
Ve,
-"Bir ailenin birlikteliği, şu çay kaşıklarının şıkırtıyla ne kadarda belli oluyor değilmi? -" demişti.... Sonrada hepbirlikte mutlu bir kahvaltı yaptılar... Yemeken sonra takım elbisesini giydi Ali bey. Nalan hanım ilk defa söylenmemişti elbisesinin dar geldiği ve aldığı kilolardan dolayı...

Ali bey aceleyle çıktı o sabah evden... Aylar sonra ilk iş gününe geç kalmak istemiyordu...İş yerine geldiğinde soyunma kabinine girdi. Ve aceleyle eline aldığı süpürgeyle parktaki dev ekranın olduğu bölümü süpürmeye başladı kalabalığın arasında... O an ekranda bir anda ailesinin sesi duyulmaya başladı...Ali bey başımı kaldırıp şaşkınlıkla ekrana bakınca bir videonun ilerlediğini gördü...Nalan hanım yanında çocukları olduğu halde konuşmaya başlamıştı gülümseyerek.
-"Alilesi mutlu olsun diye hertürlü fedakarlığı yapan belediye çöp personeli eşime siz değerli halkımız karşısında teşekkür ederim. Sana binlerce kez teşekkür ederim Ali bey. Doğum günün kutlu olsun -" dediğinde gözyaşlarına boğulmuşu Ali bey. Hıçkıra hıçkıra ağladığı o an omzuna bir el dokundu ve arkasını döndüğünde eşi ve çocuklarını ellerinde üzerinde mumlar olan  bir doğum günü pastası ve yeni bir çay kaşığı setiyle  gördüğünde öyle mutlu olmuştu ki....

Ertesi sabah Ali bey erkenden uyanmış balkona çıktığında eşiyle komşusunun sohbetini duymuş,biraz geri çekilerek görünmemek için,eşinin sözlerini dinlemeye başlamıştı sonrada.Şmyle diyordu Nalan hanım:
-'Erkek onca derdi olsada iyiyim diyen, ne olursa olsun ailesinin mutluluğunu isteyen, gece gündüz çalışsada tek şikayet etmeyendir.. Bizim bey ise bitanedir komşum... Ben senelerdir neler düşünmüşüm.Adam o pahalı çiçeği alamıyor diye entari dikmek için çırak olmuş terzinin yanına...Parmakları iğne darbeleriyle hep yara olurmuş meğer...Kendisine ikinci takım elbise alamazken bana dünyaları bağışlamış meğer. Çöpçüymüş babane... Adam gibi adam benim eşim.. Ne şanslıyım komşum... İyiki Ali bey gibi eşim var... Ben çok şanslı bir kadınım-"dediğinde Ali bey gözyaşlarıyla seslenmişti eşine...
-" Hadi Nalan kahvaltıyı hazırla. Herkes eksiksiz masada olsun-"dediğinde gülümseyerek içeriye koşmultu Nalan hanım... Tüm aile fertleri gülümseyerek çaylarını karıştırıken. Çay kaşıklarının şıkırtılarını dinleyen Ali beyin içi huzurla dolarken yüzünde ise güller açıyordu.
Suat Özge



Mehmet Ali Arslan, Haber Blog

11 Ocak 2025 Cumartesi

Ardahan Kars Iğdır tren



Yoğunluktan dolayı bu aralar pek Kars, Iğdır ve Ardahan ile ilgili haber giremiyorum, ama takip ediyorum. Genele baktığımda bu aralar genelde dernek haberleri var. Bu hafta 50'ye yakın etkinlik var; kaz geceleri, buluşma geceleri falan İşte, Neyse asıl konuya geleyim

Kars-Iğdır-Aralık-Dilucu Yüksek Standartlı Demiryolu Hattı Projesi'nin belirlenen sürede tamamlanması için, Kars-Dilucu Sınır Kapısı'na kadar belirlenen güzergahta Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı tarafından acele kamulaştırılma yapılmasına karar verildi. Projeye baktığımda trenin Ardahan'a değil İran'a doğru yol aldığını görüyorum,  Geçtiğimiz haftalarda siyasetçilerimiz Ardahan'a tren gelecek demişlerdi ama bana biraz tuhaf geldi.  Galiba tren'den önce siyasetçiler Ardahan'a daha çok gelip giderler.
Mehmet Ali Arslan


Mehmet Ali Arslan, Haber Blog

Karga ceviz hikayesi




Ağzında ceviz taşıyan karganın biri havada uçup giderken ağzındaki cevizi sulak bir alana düşürüyor.
Düştüğü yere yağmur yağıyor, kar yağıyor ceviz bir ileri bir geri hareket ederken üzeri toprakla kapanıyor.

Mevsim sonbahardan kışa, kıştan ilkbahara dönerken bizim ceviz karı, kışı, yağmuru atlatıyor ve filizlenip gün yüzüne çıkıyor. Önce filiz, sonra fidan, sonra da meyve veren muhteşem bir ağaç.

Ağaç büyüdükçe serpiliyor, serpildikçe kollarını dallarını etrafa salarak her tarafa sahip çıkıyor adeta. Tabi her büyüyüp serpildiğinde de verdiği meyveler artıyor çoğalıyor...

Ağaç meyve vermeye başlar da meyvesini toplayan olmaz mı? İlk meyve vermeye başladığında çocuklar keşfediyor ağacı. Bu yıl üç, sonraki yıl beş, on, yüz... Derken çocuğun ailesi geliyor cevizi toplamaya.
Ama ağacın olduğu yere yakın tarlası olan köylü de takip ediyor ceviz ağacını ve ağacın aslında kendisine ait olması gerektiğini düşünüyor.

Bu köylü bir sonraki yıl cevizler yetişince erken davranıp cevizleri kendisi toplamaya başlıyor. Bu sırada ağacın meyvesini önceden beri toplayan köylü geliyor ve aralarında tartışma başlıyor. Ağaç senindi, benimdi, kendi yetişti, benim tarlama yakındı, sana uzaktı vs..
Tartışma kavgaya dönüyor. Çoluk, çocuk, emmi dayı, iki taraftan da kavgaya katılanlar artıyor. Ortalık kan gölü. Sonuç? Beş ölü onlarca sakat ve yaralı....

Şimdi burada suçlu kim?

Ağzındaki cevizi sulak yere düşüren karga mı?????
Yoksa ağzındaki cevizi düşüren aptal bir karga kadar olamayan, senelerce boş duran o yere ceviz fidanı dikmekten aciz olan, karganın diktiği ceviz için. birbirini öldüren köylüler mi.?

Mehmet Ali Arslan, Haber Blog