13 Ocak 2025 Pazartesi

Hoçvan Dernekler Federasyonu Hoçfed logosu





Mehmet Ali Arslan, Haber Blog

Hoçder hoçvan logosu




Mehmet Ali Arslan Tarafından Kurulan Hoçvan Platformu Hoçder logosu



Mehmet Ali Arslan, Haber Blog

Ardahan Hoçvan Markaköy Kora Bayramoğlu Köyü ilk logosu




Ardahan Hoçvan Markaköy Kora Bayramoğlu Köyü ilk logosu

Mehmet Ali Arslan, Haber Blog

Çay kaşıkları - Hikayesi



~ÇAY KAŞIKLARI~

Ali bey tüm bedeninde ağrılarla kalktı yatağından. Ve temiz havayla kendine gelmek için balkona çıkmıştı...Apartmanın bahçesinde komşusuyla sohbet eden eşini duyunca, kendisini göstermeyecek şekilde geri çekildi ve dinlemeye başladı eşinin sitem dolu sözlerini...
-"Erkekte neymiş komşu.Bütün iş kadında bitiyor... Bak bizim herife. Sümsüğün teki.Köyden o müdüriyetteki işi yüzünden buraya göç ettiğimizden beri bir adım ilerleme yok.Hoş o işe başlamasa peşin peşin evlenmeyeğimi söylemiştimde, zar zor anca o müdiyette çalışmaya başladı. Dünya umurunda değil adamın. Ne zaman biri sorsa" çok iyiyim"der. Birkere üzüldüğünü, birşeye moralini bozduğunu görmedim...Gece yarılarına kadar kahvehanelerde sürtecek kadar tembel.Karısına okadar sene istememe rağmen köşedeki çiçekçide satılan mimoza çiçeği getiremeyecek kadar cimridir.Her ay çiçekli bir fistan alır gelir en ucuzundan...Birde sakarmı sakar...Bir insan nasıl dosyaları iğnelerken, parmaklarına batırıp yara eder kuzum? Bizimki varsa yoksa sabah kahvaltısında herkesi sofrada toplasın... Birde çay kaşıklarına bir düşkün sorma... Şimdi bağırır camdan. Hadi Nalan kahvaltıyı hazırlada, herkes eksiksiz masada olsun diye-"demişti komşusuna.

Ali bey'in biran yüzü düştü ama, yinede hiç duymamış gibi davrandı bu sözleri...Fazlasıyla kırıldığını belli etmedi. Ve, balkona yeni çıkmış, o anda eşini görmüş gibi yaparak bağırmıştı aşağıya
-" Hadi Nalan kahvaltıyı hazırla.Herkes eksiksiz masada olsun"demiş ve düşünceli bir halde inmişti mutfağa... Duyduklarını düşünüyor ve biryandan,
-"Caaaannn...Ceydaaa...Hadi kahvaltıya gelin çocuklar.-"dediğinde oflayarak gelmişti çocukları masaya... Nalan hanım komşusuna anlattıklarıyla yetinmemiş gibi bir sinirle girdi içeriye. Ve,
-" Boşanda semerini ye emi. Heralde yakında yüz kilo olursun. Takım elbisenin içinde robot gibi kalmışsın-"demişti binbir surat yaparak... O an çaylar koyulmuş. Kahvaltı tabakları masayı doldurmuştu... Ev halkı çaylarına şeker atıp, çay kaşıklarıyla karıştırmaya başladığında,çıkan o şıkırtı sesini dinledi biran gözlerini kapatıp... O anki huzurunu oğlu Can'ın sözleri bozmuştu.
-"Sen sabah kahvaltısı kuralını diretme peşindesinde, hoca takım için krampon, dizlik, ve forması olmayanlar takıma alınmayacak dedi... Eğer bu defada almazsan yemin ederim seninle konuşmam baba-" dediğinde biraz gülümseyip başıyla onaylanmıştı oğlunun sözlerini... O an lisedeki kızı heyecanla babasına yüklendi...
-" Mezuniyet gecesi elbisemi unuttun herhalde.O elbise benim için çok önemli.Olmazsa olmaz baba. Söz vermiştin. Eğer o albiseyi almazsan, sana olan güvenim sarsılır... -" demişti o da... Ali bey,
-"Tamam bakarız kızım-" deyip çay kaşıklarına daha bir dikkat kesilmişti o an...

Düşüncelerini bu kezde eşi Nalan hanım'ın sözleri bozmuştu yine...
-"İş arkadaşın Rıfat'ı işten atmışlar.İş bulamamışta çöpçülük yapıyormuş.Karısı Sıdıka anlattı... Iyy ne pis iş.Benim eşim çöpçü olacak, bir dakika durmam dönerim annemin evine-" demişti tiksinmiş gibi bir haraket yaparak. O an Ali bey,
-"Canım bırak şu insanları küçümsemeyi.Bak kocanın kapı gibi işi var.Sen boşyere yorma bu düşüncelerle kendini-" demişti kasvetli ortamı yumuşatmaya çalışarak...

Kahvaltıdan sonra Nalan hanım eşini yolcu edreken ise, Ali bey kapının önünden geçen esnafla selamlaşmış,
-" Nasılsın Ali kardeşim? - "sorusuna gülümseyerek,
-" İyiyim Bekir. Hemde çok iyi-"cevabını verince, Nalan hanım arkasından söylenmeye başlamıştı...
-" Çocuklara istediğini alma, eşine bir çiçek getirme... Gamsız adam sende. Dert nedir bilirmisin? Sen iyi olmayacaksında benmi iyi olacağım? -"demişti Ali beyin duyacağı şekilde. Herzamanki gülümsemesiyle el salladı hanımına... Ve sakin adımlarla yürümeye başladı Ali bey sokakta...

Ertesi sabah Cumartesiydi. Ve Can oltaları hazırlamıştı sabah erkenden.Babasıyla birlikte balığa çıkmak için okadar heyecanlıydıki... Babası kahvaltıdan sonra işinin olduğunu söyleyip evden çıkıp gidince yatım saat kadar ağladı kapıda.Nalan hanımda sinirle,
-"Ağlama be... Arkadaşları kahvede dördüncüyü bekliyordur. Oğlu umurunda mı? -" diye susturmuştu oğlunu... Can nefretle bakmıştı babasının ardından... Akşam eve sevinçle geldiğinde ise, bir krampon ve forma vardı elinde... Az önce eve gelen babasına göstererek,
-"Takım hocası sona kalan bir çift kramponla formayı vermese takıma giremiyordum... Sen ne oğlunun istediğini al... Ne de bana zaman ayırıp balığa çık. İşin gücün kahvehane...-"deyip kapıyı sinirle vurarak odasına gitmişti...

Ertesi sabah ise birtek Ceyda konuşuyordu kahvaltı masasında...
-" Umarım benim elbisemide almamazlık etmezsin baba. Tüm ailemide baloda görmek istiyorum. Mezuniyet için gösteri yapacağız arkadaşlarla... - "deyince,
-" Olur kızım-" dedi Ali bey gülümseyerek. Oğlu Can ve Nalan hanım'ın küçümser gibi baktığını hissetmişti belkide...

Sessizce kahvaltıdan kalktı... Ve ceketini giyip, kapıdan çıktı. Akşamına Ceyda'nın istediği elbiseyle eve geldiğinde sevinçle boynuna sarılmıştı kızı... Bir prenses gibi olmuştu elbisesinin içinde.

O günden sonra her akşam eve gece on ikide gelmeye başlamıştı Ali bey. Ve her akşam işten sonra kahveye takıldığı için eşinden bir yığın azar işitti. Nalan hanıma göre beceriksizin tekiydi.Ama elinden bu kadar geldiğini düşündü her gece yatağına girdiğinde uykuya dalana kadar..

Pazar akşamı gelip çattığında sekize kadar Ceyda babasını bekledi. Gelmeyince,
-"Hadi anne... Babam bugünde bizi yalnız bırakacak anlaşılan. Onun tek aile bağı sabah kahvaltılarına eksiksizsiz katılmak. Ve meşhur çay kaşıkları-" deyip büyük bir kırgınlık ve gözyaşlarıyla çıkmıştı evden,annesi ve kardeşiyle birlikte... O akşam babasının, veda gecesinde yaptığı gösteriyi izlememesi, ve kahvehane arkadaşlarını kendisine tercih etmesi yüreğini sızlatmıştı Ceyda'nın... Gösterideki rolünü moral bozukluğuyla yaptıktan sonra, gözyaşlarıyla indi sahneden... Eve geldiklerinde kahvehaneden yeni  gelen babasına nefret eder bir bakış fırlatıp,
-"En mutlu günümde yanımda olmadın. Nefret ediyorum senden baba... -" demişti gözyaşlarıyla odasına koşarken...Oğlu Can'ın küskün bakışları ve eşi Nalan hanım'ın bitmek bilmez şikayetlerini oturduğu koltukta uyuyarak bitirebilmişti istemsizce...

Ertesi akşam ise her ay başı yaptığı gibi, birazda eşiyle arasındaki soğukluğu bitirebilmek için üzerinde çiçek desenleri olan bir fistan getirmişti... O an Nalan hanım daha fazla dayanamadı ve eşinin elindeki fistanı alıp sinirle mutfaktaki çöp kutusuna attı...Sonra artık kilosundan üzerine olmayan takım elbisesine baktı eşinin.
-"Sen yemene içmene bak Ali efendi... Boğazından sakın kısma.Bak takım elbisen daracık kalmış üzerinde. Ama karına bir çiçek bile getirme...-"dediğinde kendini sokağa attı istemsizce. Eşi Nalan hanım pencereden arkasından bakarken, mahalleden bir komşusu Ali bey'e" nasılsın"diye sormuş, Nalan hanımda pencereb söze karışıp,
-"İyidir o komşu... Hep iyidir merak etme sen-" demişti sinirli bir tavırla...

Mahalledeki boş alana doğru gelmiş ve bir banka oturmuştu Ali bey... O an birdenbire şiddetli bir sarsıntı olmaya başlamış. Banktan yere yuvarlanmıştı. Deprem oluyordu... Ve dehşetle mahalledeki bazı evlerin teker teker gözünün önünde yıkıldığına şahit oldu... Otuz saniye kadar süren depremin şaşkınlığını biran üstünden attığında ailesi aklına gelmiş, deli gibi evine koşmaya başlamıştı sonra....

Bir dakika sonra apartmana vardığında, zemin katın  bir kat aşağıya gömüldüğü ve binanın tamamen yan yattığını gördüğünde korkudan küçük dilini yutacaktı neredeyse...

Binanın yer yer yıkılmış merdivenlerinden çıkıp,dairesine girmiş, dehşetle korkudan sürekli bağıran ve evde bir köşeye sinmiş ailesinin yanına varabilmişti. Artçı sarsıntılar kesilmiyordu o anlarda.Ve çocukları korkudan kendini kaybetmiş gibiydiler o an... Dışardıdan bağırışlar gelince pencereye yöneldi, zorlukla... Bina yan yattığı için pencereye kadar bile ilerlemesi epey güç olmuştu... Mahalledekiler battaniye açmışlar, binadaki herkesin atlamasını istiyordu... Ali bey önce oğlunu kucaklayıp boşluğa, gerdirilen battaniye hizasına bıraktı...Sonrada kızı Ceyda'yı... Daha sonra eşini kucağına aldığında,
-"Kolun kanıyor bey-" demişti Nalan hanım gözyaşlarıyla.
-"Ben iyiiyim.. -" dedi Ali bey. Ve eşinide aşağıda komşularının gerdirdiği battaniyenin üzreine doğru boşluğa bıraktı... Eşi sağ sağlim kurtarıldığı anda bir sarsıntı daha olmuş ve yan yatan bina, çökmeye başlamıştı...Ve saniyeler içşnde yerle bir oldu. Herkes bir tarafa kaçışırken, çocuklar dehşetle,
-"Babaaaaa.... Babaaaa -" diye çığlıklar atarken, Nalan hanım dizleri üzerine çöküp kalmıştı...

Olay yerine gelen kurtarma ekipleri tam on kişi çıkarmışlardı enkazın altından. En ağır olanları ise Ali beydi...

Nalan hanım çocuklarıyla birlikte eşinin konulduğu ambulansın arkasından giderken hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Kendi canını hiçe sayıp ailesini kurtaran adama söylediği onca şey bir hançer gibi batıyordu yüreğine...

Saatler süren ameliyattan sonra şuuru kapalı halde yoğun bakıma alınmıştı Ali bey ...

Ne zaman kendine geleceği bile belli değilken, Nalan hanım hastane kantininden dört çay bardağı getirdi babalarını bekledikleri masaya.
-"Babanız hep birlikte kahvaltı masasında olmamızı isterdi. Ve ne çok önemserdi çay kaşıklarını hatırlayın. Şimdi hep birlikte tıpkı onun istediği gibi babanız bekleyeceğiz-" demişti. En güçlü şekilde karıştırdılar çaylarını yoğun bakımın hemen önünde. Çay kaşıklarının şıkırtısı bekleme salonunda yankılanırken, yoğun bakıma kadar ulaşıyordu belkide...

Can antemana, Ceyda ise okula gitti o gün annelerinin zorlamasıyla... Karne gününde ise sınıf arkaşından öğrendikleriyle ağlayarak gelmişti hastahaneye Ceyda...
-"Anne babam ordaymış.. İzlemiş gösterimi. Yalnız bırakmamış beni... Elbisemi alabilmek için işten sonra inşaatta çalışıyormuş... Okulun hemen yanındaki inşaattan gözyaşlarıyla beni izlemiş meğer. Sınıf arkadaşıma aynı inşaatta çalışann   babası anlatmış bunları. O da bana söyledi.Ne iyi yürekli bir baban varmış senin dedi.. Babam yalnız bırakmamış beni anne... Bırakmamış-"diye ağlarken, Can da ağlayarak gelmişti bekleme salonuna... Annesi oğlunada ne olduğunu sorunca...
-"Babam yalvar yakar kulüpte ellerinde kalab o kramponları ve formayı bana vermesini rica etmiş takım hocamdan. Yeni krampon ve forma alacak parası olmadığını söylemiş.Oda bir gün boyunca kulübün işlerini görecek biri lazım. Yaparsan oğluna bedelsiz veririm bu forma ve kramponu deyip anlaşmışlar. Bu yüzden takım hocam bedava vermiş o forma ve kramponu. O gün babamın benimle balığa gelememesinin sebebi buymuş. Kahvehaneye gitmemiş meğerse. Takım hocam babamın yoğun bakımda olduğunu öğrenince, babanla gurur duymalısın. O sen mutlu olasın diye, bir forma ve krampon için öylesine ter döktü ki-"demişti....

Hepsi çok pişman olmuştu gerçekten... Üzüntüleri tam  bir ay sonra babalarının gözlerini ilk defa o gün açmasıyla mutluluğa dönüşmüş, on beş gün sonra ise taburcu olmuştu Ali bey... Mahalleli başlarını sokacak bir ev kiralamıştı komşularına...Ali bey ve ailesi o eve yerleştiği akşam, evlerinin kapısı çalınmış, Nalan hanım kapıyı açtığında mahalle terzisi Halim beyi görmüştü karşısında...Halim bey bir poşet uzattı Nalan hanıma.Poşeti açtığında mimoza çiçeği desenli bir entari görmüştü.Halim beye neden bu entariyi kendisine verdiğini sorunca,
-"İşine son verilip belediyeye çöpçü olarak girdiğinden beri evi bile zor geçindirdiğini söyledi bir gün bana.Kendisine ikinci bir takım elbşse alacak parası olmadığından dert yanardı Iskartaya ayırdığım çiçek desenli kumaşlardan elbise yapmayı öğrenmeyi istediğini söyledi. Kabul ettim. Koskoca adam çıraklık yaptı bana Nalan hanım.Ellerine iğne bata bata yara olmuştu öğrenene kadar.Sana çiçek alamadığı için çiçek desenli entari dikmesi öyle duygulandırmıştı ki beni.Dükkanda kalan sizin için diktiği bu entari yi ben getirryim dedim bu yüzden-"dediğinde gözyaşlarına boğulmuştu Nalan hanımda...

Eşi sıhhat bulduğu ilk  gün güzelce kahvaltıyı hazırladı Nalan hanım. Ve çocuklarıyla birlikte kahvaltı masasında bekledi eşi Ali beyi. Hemde öylesine yüzü gülüyordu ki hepsinin... Çaylarına şeker atıp karıştırırlarken derin bir oh çekmişti Ali bey.
Ve,
-"Bir ailenin birlikteliği, şu çay kaşıklarının şıkırtıyla ne kadarda belli oluyor değilmi? -" demişti.... Sonrada hepbirlikte mutlu bir kahvaltı yaptılar... Yemeken sonra takım elbisesini giydi Ali bey. Nalan hanım ilk defa söylenmemişti elbisesinin dar geldiği ve aldığı kilolardan dolayı...

Ali bey aceleyle çıktı o sabah evden... Aylar sonra ilk iş gününe geç kalmak istemiyordu...İş yerine geldiğinde soyunma kabinine girdi. Ve aceleyle eline aldığı süpürgeyle parktaki dev ekranın olduğu bölümü süpürmeye başladı kalabalığın arasında... O an ekranda bir anda ailesinin sesi duyulmaya başladı...Ali bey başımı kaldırıp şaşkınlıkla ekrana bakınca bir videonun ilerlediğini gördü...Nalan hanım yanında çocukları olduğu halde konuşmaya başlamıştı gülümseyerek.
-"Alilesi mutlu olsun diye hertürlü fedakarlığı yapan belediye çöp personeli eşime siz değerli halkımız karşısında teşekkür ederim. Sana binlerce kez teşekkür ederim Ali bey. Doğum günün kutlu olsun -" dediğinde gözyaşlarına boğulmuşu Ali bey. Hıçkıra hıçkıra ağladığı o an omzuna bir el dokundu ve arkasını döndüğünde eşi ve çocuklarını ellerinde üzerinde mumlar olan  bir doğum günü pastası ve yeni bir çay kaşığı setiyle  gördüğünde öyle mutlu olmuştu ki....

Ertesi sabah Ali bey erkenden uyanmış balkona çıktığında eşiyle komşusunun sohbetini duymuş,biraz geri çekilerek görünmemek için,eşinin sözlerini dinlemeye başlamıştı sonrada.Şmyle diyordu Nalan hanım:
-'Erkek onca derdi olsada iyiyim diyen, ne olursa olsun ailesinin mutluluğunu isteyen, gece gündüz çalışsada tek şikayet etmeyendir.. Bizim bey ise bitanedir komşum... Ben senelerdir neler düşünmüşüm.Adam o pahalı çiçeği alamıyor diye entari dikmek için çırak olmuş terzinin yanına...Parmakları iğne darbeleriyle hep yara olurmuş meğer...Kendisine ikinci takım elbise alamazken bana dünyaları bağışlamış meğer. Çöpçüymüş babane... Adam gibi adam benim eşim.. Ne şanslıyım komşum... İyiki Ali bey gibi eşim var... Ben çok şanslı bir kadınım-"dediğinde Ali bey gözyaşlarıyla seslenmişti eşine...
-" Hadi Nalan kahvaltıyı hazırla. Herkes eksiksiz masada olsun-"dediğinde gülümseyerek içeriye koşmultu Nalan hanım... Tüm aile fertleri gülümseyerek çaylarını karıştırıken. Çay kaşıklarının şıkırtılarını dinleyen Ali beyin içi huzurla dolarken yüzünde ise güller açıyordu.
Suat Özge



Mehmet Ali Arslan, Haber Blog

11 Ocak 2025 Cumartesi

Ardahan Kars Iğdır tren



Yoğunluktan dolayı bu aralar pek Kars, Iğdır ve Ardahan ile ilgili haber giremiyorum, ama takip ediyorum. Genele baktığımda bu aralar genelde dernek haberleri var. Bu hafta 50'ye yakın etkinlik var; kaz geceleri, buluşma geceleri falan İşte, Neyse asıl konuya geleyim

Kars-Iğdır-Aralık-Dilucu Yüksek Standartlı Demiryolu Hattı Projesi'nin belirlenen sürede tamamlanması için, Kars-Dilucu Sınır Kapısı'na kadar belirlenen güzergahta Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı tarafından acele kamulaştırılma yapılmasına karar verildi. Projeye baktığımda trenin Ardahan'a değil İran'a doğru yol aldığını görüyorum,  Geçtiğimiz haftalarda siyasetçilerimiz Ardahan'a tren gelecek demişlerdi ama bana biraz tuhaf geldi.  Galiba tren'den önce siyasetçiler Ardahan'a daha çok gelip giderler.
Mehmet Ali Arslan


Mehmet Ali Arslan, Haber Blog

Karga ceviz hikayesi




Ağzında ceviz taşıyan karganın biri havada uçup giderken ağzındaki cevizi sulak bir alana düşürüyor.
Düştüğü yere yağmur yağıyor, kar yağıyor ceviz bir ileri bir geri hareket ederken üzeri toprakla kapanıyor.

Mevsim sonbahardan kışa, kıştan ilkbahara dönerken bizim ceviz karı, kışı, yağmuru atlatıyor ve filizlenip gün yüzüne çıkıyor. Önce filiz, sonra fidan, sonra da meyve veren muhteşem bir ağaç.

Ağaç büyüdükçe serpiliyor, serpildikçe kollarını dallarını etrafa salarak her tarafa sahip çıkıyor adeta. Tabi her büyüyüp serpildiğinde de verdiği meyveler artıyor çoğalıyor...

Ağaç meyve vermeye başlar da meyvesini toplayan olmaz mı? İlk meyve vermeye başladığında çocuklar keşfediyor ağacı. Bu yıl üç, sonraki yıl beş, on, yüz... Derken çocuğun ailesi geliyor cevizi toplamaya.
Ama ağacın olduğu yere yakın tarlası olan köylü de takip ediyor ceviz ağacını ve ağacın aslında kendisine ait olması gerektiğini düşünüyor.

Bu köylü bir sonraki yıl cevizler yetişince erken davranıp cevizleri kendisi toplamaya başlıyor. Bu sırada ağacın meyvesini önceden beri toplayan köylü geliyor ve aralarında tartışma başlıyor. Ağaç senindi, benimdi, kendi yetişti, benim tarlama yakındı, sana uzaktı vs..
Tartışma kavgaya dönüyor. Çoluk, çocuk, emmi dayı, iki taraftan da kavgaya katılanlar artıyor. Ortalık kan gölü. Sonuç? Beş ölü onlarca sakat ve yaralı....

Şimdi burada suçlu kim?

Ağzındaki cevizi sulak yere düşüren karga mı?????
Yoksa ağzındaki cevizi düşüren aptal bir karga kadar olamayan, senelerce boş duran o yere ceviz fidanı dikmekten aciz olan, karganın diktiği ceviz için. birbirini öldüren köylüler mi.?

Mehmet Ali Arslan, Haber Blog

9 Ocak 2025 Perşembe

Gazetecilik Okulu ve Gazeteciler Kütüphanesi kuruldu



MEHMET ALİ ARSLAN GAZETECİLER İÇİN İNTERNETE GAZETECİLİK OKULU VE GAZETECİLER KÜTÜPHANESİ KURDU.


Ardahanlı gazeteci, yazar ve girişimci Mehmet Ali Arslan, gazeteciliğe yeni bir soluk getiren online bir eğitim platformu kurdu. Uzman gazeteci ve yazarların gazetecilikle ilgili yazıları ve deneyimleri bu platformda paylaşılıyor.


Bağımsız ve doğru haberciliğe önem veren Mehmet Ali Arslan, kurduğu online okuluyla gazetecilik eğitimine yeni bir boyut kazandırdı. Bu okulda gazeteciler ve gazeteci adayları, kendilerini geliştirme imkanı buluyor.

Gazeteciler Okulu, doğru haber ve bağımsız gazetecilik konusuna ilgi duyan herkesin, Mehmet Ali Arslan ve uzman gazetecilerin deneyim ve birikimlerinden yararlanmasını sağlamak amacıyla hazırlandı.

Tamamen ücretsiz ve her yerden erişilebilen bu sitede, gazetecilikle ilgili beceriler, değerler, yasal konular ve dil bilgisi gibi birçok bölüm bulunuyor. Gazetecilik Okulu, gazeteci olmak isteyenlere kapsamlı bir bilgi kaynağı sunuyor. Gazeteciliğin temel ilkeleri, tarafsız ve dengeli habercilik, doğru dil kullanımı gibi konular ve deneyimli gazetecilerin haber yazma, sunuculuk, yapımcılık gibi alanlardaki tecrübeleri, Gazetecilik Okulu web sitesinde paylaşılıyor. 

Gazetecilik mesleğine ilgi duyanlar için önemli bir kaynak olan online Gazetecilik Okulu, kapılarını tüm gazetecilere ve gazeteci adaylarına açarak, gazetecilik hayallerini gerçekleştirmelerine yardımcı oluyor.

Gazetecilik Okulu ve Gazeteciler Kütüphanesi
Web sitesi: www.mehmetaliarslan.name.tr
Kütüphaneye sitede bulunan linkler sekmesinden ulaşabilirsiniz.


Mehmet Ali Arslan, Haber Blog

7 Ocak 2025 Salı

UEFA: Avrupa Futbolunun Kalbi



UEFA: Avrupa Futbolunun Kalbi

Avrupa futbolunun nabzını tutan UEFA, yani Avrupa Futbol Federasyonları Birliği, kıtadaki futbolseverler için oldukça önemli bir kurum. Sadece Avrupa Birliği üyesi ülkeleri değil, aynı zamanda Kıbrıs, İsrail, Rusya gibi birçok ülkenin futbol federasyonunu bünyesinde barındıran UEFA, futbolun yanı sıra futsal ve plaj futbolunun da Avrupa'daki yönetici ve denetleyicisi konumunda.

15 Haziran 1954'te kurulan UEFA, Avrupa futbolunu daha da geliştirmek, uluslararası turnuvalar düzenlemek ve üye federasyonlar arasında işbirliğini sağlamak gibi önemli amaçlara hizmet ediyor. Merkezi İsviçre'nin Nyon kentinde bulunan UEFA, İngilizce, Almanca ve Fransızca olmak üzere üç resmi dile sahip.

UEFA, Şampiyonlar Ligi, Avrupa Ligi, Avrupa Konferans Ligi gibi dünyaca ünlü kulüp turnuvalarının yanı sıra Avrupa Şampiyonası gibi uluslararası turnuvaları da düzenliyor. Bu turnuvalar, futbolcuların ve takımların yeteneklerini sergilemelerine ve dünya çapında tanınmalarına olanak tanıyor

UEFA, sadece turnuvalar düzenlemekle kalmıyor, aynı zamanda futbolun adil ve şeffaf bir şekilde oynanmasını sağlamak için de önemli çalışmalar yürütüyor. Doping kontrolü, finansal fair-play gibi konularda sıkı kurallar uygulayan UEFA, futbolun geleceği için de önemli adımlar atıyor.

UEFA, Avrupa futbolunun gelişiminde önemli bir rol oynayan, köklü bir kurum. Kıtadaki milyonlarca futbolseverin tutkuyla takip ettiği turnuvaları düzenleyen UEFA, aynı zamanda futbolun daha da büyümesi ve gelişmesi için çalışmaya devam ediyor.

Gazeteci Yazar: Mehmet Ali Arslan
www.mehmetaliarslan.name.tr



Mehmet Ali Arslan, Haber Blog
Spor

Eyfel Kulesi: Fransa Paris'in Simgesi, İlginç Gerçekler


Eyfel Kulesi: Fransa, Paris'in Simgesi, İlginç Gerçekleri

Paris'in sembolü haline gelen Eyfel Kulesi, sadece görkemli bir yapı değil, aynı zamanda ilginç bir geçmişe ve günümüzde de sürprizlerle dolu bir yapı. İnşaatından itibaren tartışmalara neden olan kule, zamanla dünyanın en sevilen ve ziyaret edilen yapılarından biri oldu. İşte Eyfel Kulesi hakkında bilmeniz gereken bazı ilginç gerçekler

İnşaat Süreci:
3.000 işçinin 26 ay boyunca büyük bir titizlikle çalışması sonucu ortaya çıkan Eyfel Kulesi'nin inşaatının hiçbir ölüm vakası olmadan tamamlanması o dönem için büyük bir başarıydı

Paris Halkının Tepkisi:
Başlangıçta Paris halkı tarafından beğenilmeyen kule, zamanla şehrin sembolü haline geldi

Boyama İşlemi:
7 yılda bir boyanan kulenin boyanması büyük bir operasyon gerektiriyor.

İntihar Olayları:
  Maalesef Eyfel Kulesi'nde birçok intihar olayı yaşandı. Bu durum, güvenlik önlemlerinin artırılmasına neden oldu.

Yangın Tehlikesi:
2003 yılında kulenin zirvesinde çıkan yangın, kısa sürede söndürülse de, kulenin korunması için alınan önlemlerin ne kadar önemli olduğunu gösterdi.

Eyfel Kulesi, sadece bir mühendislik harikası değil, aynı zamanda insanlık tarihinin önemli bir parçası. Paris'e gelen her turist için mutlaka görülmesi gereken bu yapının, gelecek nesillere de miras bırakılacak önemli bir değer olduğu söylenebilir

Mehmet Ali Arslan




Mehmet Ali Arslan, Haber Blog

Diyarbakır: Tarihin Kalbinde Bir Şehir



Diyarbakır: Tarihin Kalbinde Bir Şehir

Diyarbakır, binlerce yıllık tarihiyle Güneydoğu Anadolu Bölgesinin incisi olarak öne çıkıyor. Mezopotamya ile Anadolu'nun kesiştiği noktada yer alan şehir, doğal bir geçiş yolu olması nedeniyle tarih boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapmış. Bu zengin geçmiş, Diyarbakır'ı kültürel bir mozaik haline getirmiş ve dünyanın en önemli tarihi kentlerinden biri yapmıştır.

12.000 yıllık bir geçmişe sahip olan Diyarbakır, son arkeolojik çalışmalarla bu tarihi daha da geriye taşıyor. Şehir merkezinde Hurrilerden kalma izler bulunurken, Mitaniler, Abbasiler, Selçuklular ve Osmanlılar gibi birçok medeniyetin de izlerini taşıyor. Bu zengin kültürel miras, Diyarbakır'ı adeta bir açık hava müzesine dönüştürüyor

UNESCO Dünya Kültür Mirası listesinde yer alan Diyarbakır Surları, şehrin en önemli simgelerinden biri. Yaklaşık 5 bin yıldır ayakta duran bu surlar, 82 burcuyla şehrin boynuna bir gerdanlık gibi dolanıyor. Surların üzerindeki kitabe ve figürler, şehrin uzun ve çalkantılı tarihine ışık tutuyor.

Diyarbakır, sadece tarihiyle değil, aynı zamanda kültürel zenginliğiyle de dikkat çekiyor. Farklı din ve kültürlerin bir arada yaşadığı şehirde, geleneksel el sanatları, yöresel mutfak ve renkli festivaller yer alıyor. Diyarbakır, ziyaretçilerine hem tarihi bir yolculuk hem de kültürel bir şölen sunuyor
Diyarbakır, tarihi ve kültürel zenginlikleriyle ziyaretçilerini büyülemeye devam ediyor. Eğer siz de tarihin derinliklerinde bir yolculuk yapmak istiyorsanız, Diyarbakır'ı mutlaka görmelisiniz.

Mehmet Ali Arslan


  












Mehmet Ali Arslan, Haber Blog