22 Aralık 2024 Pazar

BALIKESİRLİ EBRAR MİLYARDERLER LİSTESİNDE




Dünyanın en zengin kadın voleybolcuları listesi açıklandı!  Zehra Güneş ve Ebrar Karakurt da listede.

Ulusal gururumuz Türk Milli Kadın Voleybol Takımımızın yıldızlarından Zehra Güneş ve Ebrar Karakurt, dünyanın en zengin kadın voleybolcular listesinde yer aldı.

Dünya genelinde sporun hemen tüm alanlarında cinsiyet eşitsizliği erkekler lehine sürse de voleybolda kadınların başarısı onları üst sıralara taşıdı. 

Bu durumda kadın oyuncuların ücretleri erkeklerden daha yüksek. Rich Verse, dünyanın en zengin kadın voleybolcular listesini yayımladı.

Dünya genelinde sporun hemen tüm alanlarında cinsiyet eşitsizliği erkekler lehine sürse de voleybolda kadınların başarısı onları üst sıralara taşıdı. 

Sheilla Castro (Brezilya) - 12 milyon dolar

Jaqueline Carvalho (Brezilya) - 9,1 milyon dolar

Gabriela Guimarães (Brezilya) - 8,8 milyon dolar

Thaisa Daher (Brezilya) - 7,7 milyon dolar

Paola Egonu (İtalya) - 7,3 milyon dolar

Yuliya Gerasyimova (Ukrayna) - 7 milyon dolar

Fabí Claúdio (Brezilya) - 6,9 milyon dolar

Kim Yeon-Koung (Güney Kore) - 6,7 milyon dolar

Brenda Castillo (Dominik Cumhuriyeti) - 6 milyon dolar

Samantha Bricio (Meksika) - 4,7 milyon dolar

Sabina Altynbekova (Kazakistan) - 4,7 milyon dolar

Nataliya Goncharova (Rusya) - 4,4 milyon dolar

Ebrar Karakurt (Türkiye) - 4,2 milyon dolar

Zehra Güneş (Türkiye) - 4 milyon dolar

Jordan Larson (Amerika Birleşik Devletleri) - 3,7 milyon dolar.

#fileninsultanları #ebrarkarakurt #zehragüneş #voleybol #kadınlarvoleyboltakımı

Mehmet Ali Arslan, Haber Blog

Kars Sarıkamış şiir





KAR GÜLLERİ SARIKAMIŞ 

Ruslarin niyeti yurdu isgaldi
Canımızdan candı, can Sarıkamış 
Doğuda Ardahan, Kars'ı da aldı 
Kötü kaderinden dön Sarıkamış 
*
Kocaman kolordu düştü yollara
Mevsim karakıştı, çöktü karlara
Enver Paşa nolur, bir çare ara?
Kınalı kuzuyla don Sarıkamış 
*
Neferler saplandı, kar ile buza
Canlar mı dayanır gece ayaza?
Top, tüfek çalışmaz, döndü enkaza
Eksi otuzlarda yan Sarıkamış 
*
Aşmalı, Alahuekber dağını
Çantada tüketmiş, varın yoğunu
Acından kemirir çarık bağını
Askerler çaresiz, yön Sarıkamış 
*
Kar, tipi, borana verdi canını
Temizlik yok, bitler emdi kanını
Dizanteri, tifo aldı aklını
Kaskatı olmuştu ten Sarıkamış 
*
Hazırlıksız düştü, böyle tufana
Göz gözü görmüyor, kimler dayana?
Tipi aman vermez sabahlar ola
Ne zaman doğacak gün Sarıkamış 
*
Güneş, ay ve yıldız, her şey donmuştu
Feryatlar, titremek arşı almıştı
Doksanbin şehidi tarih yazmıştı
Maalesef acıklı son Sarıkamış 
*
Her taraf beyazdı, yazı karaydı 
Sarıçam, aralık soğuk bir aydı
Onları öldüren zalim doğaydı 
Damarlarda donan kan Sarıkamış

Turgut Sarıçam


Mehmet Ali Arslan, Haber Blog

Eşeği Saldım Çayıra Hikayesi ve Şiiri




Eşeği Saldım Çayıra Hikayesi ve Şiiri
▪︎ Bir zamanlar, bir köyün zalim bir ağası varmış. 
▪︎ Köylüye yapmadığı eziyet kalmamış. 
▪︎ Bir gün yaptıklarını fark eden ağa, tüm köylüleri meydana toplamış ve demiş ki; "ben size yıllardır eziyet ettim, yapmadığım şey kalmadı. 
▪︎ Ben her türlü cezaya hak ettim. 
▪︎ O yüzden ben öldükten sonra cesedimi köyün girişindeki ağaca asın, 3 gün orada dursun ibret-i âlem için" demiş.
▪︎ Gün gelmiş ağa ölmüş, köy halkı vasiyetidir diye ağayı ağaca asmışlar. 
▪︎ Sonra köye jandarma gelmiş. "Siz köy halkı birleşip ağayı asıp, öldürdünüz" demiş. ▪︎ Köy halkı ne derse desin inandıramamışlar jandarmayı ve tüm köy halkı dayaktan geçmiş. Velhasıl ağa yine yapacağını yapmış. 
▪︎Bunun üzerine Kazak Abdal da bir köşede bu şiiri-küfürü söylemiş...

▪︎ Eşeği saldım çayıra
Otlaya karnın doyura
Gördüğü düşü hayıra
Yoranın da anasını

▪︎ Münkir münâfıkın soyu
Yıktı harap etti köyü
Mezarına bir tas suyu
Dökenin de anasını

▪︎ Müfsidin bir de gammazın
Malı vardır da yemezin
İkisin meyyit namazım
Kılanın da anasını

▪︎ Derince kazın kuyusun
İnim inim inilesin
Kefen dikmeye iğnesin
Verenin de anasını

Dağdan tahta getirenin
Mezarına götürenin
Talkınını bitirenin
İmâmın da anasını

▪︎ Kazak Abdal söz söyledi
Cümle halkı dahleyledi
Sorarlarsa kim söyledi
Soranında anasına

Mehmet Ali Arslan, Haber Blog

AKI PLATFORMU ARDAHAN KARS IĞDIR




AKI PLATFORMU

ARDAHAN KARS IĞDIR PLATFORMU

Platform 2002 yılında Gazeteci Yazar Girişimci Mehmet Ali Arslan tarafından kurulmuştur. Kuruluş amacı, bölgenin internet medyasında tanıtımını sağlamaktır. Platform üyeleri ağırlıklı olarak Ardahan, Kars ve Iğdır'dan oluşmaktadır. AKI PLATFORMU Siyasi partiler, STK ve dernekler üstüdür.

AKI Ardahan Kars Iğdır Tanıtım Platformu bünyesinde, bu üç ile bağlı Posof, Hanak, Damal, Çıldır, Göle, Hoçvan, Sarıkamış, Selim, Susuz, Kağızman, Arpaçay, Akyaka, Digor, Tuzluca, Aralık ve Karakoyunlu platformları da kurulmuş, ancak sonraki yıllarda tek platformda birleştirilmiştir. AKI Platformu, bir dernek değildir. Platformun kurucusu Mehmet Ali Arslan, AKI platformunu siyasi partiler ve derneklerin üstünde bir yapı olarak tanımlıyor. AKI Platformu, her ne kadar bir tanıtım platformu olarak başlamış olsa da zamanla format değiştirerek bölge ile ilgili birçok alanda hizmet vermeye başlamıştır.Mehmet Ali Arslan'ın Bölge ile ilgili yaptığı etkinlikler de AKI  Platformu üyeleri tarafından desteklenmektedir.

Daha fazla bilgi için, Mehmet Ali Arslan'ın Resmi internet sitesini ziyaret edebilirsiniz.

www.mehmetaliarslan.com.tr





Mehmet Ali Arslan, Haber Blog

AKI PLATFORMU ARDAHAN KARS IĞDIR PLATFORMU SARIKAMIŞ MESAJI




AKI PLATFORMU ARDAHAN KARS IĞDIR PLATFORMU SARIKAMIŞ MESAJI

#Sarıkamış, kahraman ecdadımızın vatanları için canlarını feda ettiği bir destanın adıdır.
110 yıl önce Sarıkamış’ta, vatan ve bağımsızlık aşkıyla her türlü zorlu koşula göğüs geren tüm şehitlerimizi rahmet, minnet ve saygıyla anıyoruz.

ARDAHAN KARS IĞDIR AKİ PLATFORMU

#akı #akıplatformu #mehmetaliarslan  #Ardahan #kars #Iğdır #Sarıkamış #Sarıkamışharekatı #Sarıkamışşehitleri #karsardahanığdır #ardahankarsığdır #ardafed #karsfed #ardahanderneği #karsderneği #ığdırderneği #karsplatformu #ığdırplatformu #ArdahanPlatformu



Mehmet Ali Arslan, Haber Blog

Kars Gazetesi






Kars Gazetesi
Gazeteci Yazar Girişimci Mehmet Ali Arslan tarafından kurulmuş bir gazetedir Gazete genelde internette Blog sitelerinde yayınlanıyor Kars Gazetesi Mehmet Ali Arslan medyasına bağlıdır. Gazetenin yayın hayatına başladığı ilk dönemde Mehmet Ali Arslan medyası şu şekilde duyurmuştur.

Kars'ta Basın Dünyasında Yeni Bir Dönem! Bölgeye yeni bir soluk getireceği düşünülen Kars Gazetesi, resmi olarak yayın hayatına başladı. Gazeteci yazar ve girişimci Mehmet Ali Arslan'ın kurucusu olduğu gazete, Mehmet Ali Arslan medyası bünyesinde okurlarına ulaşacak. Kars Gazetesi, bölgesel ve yerel haberlerin yanı sıra köşe yazıları, röportajlar ve analizlerle de okuyucularına geniş bir içerik sunmayı hedefliyor.

@karsgazetesi

21 Aralık 2024 Cumartesi

Gözümden yaş geldi: Karşınızda Oğuz Aral ve muhteşem yazısı



Gözümden yaş geldi: Karşınızda Oğuz Aral ve muhteşem yazısı;😂😁🤣🤣
''Kendi Kıçını Isırabilen İlk İnsan...''
Ağzımda tek bir tane bile diş yok... 2 sene önce bir haftada 15 diş birden çektirmek zorunda kalmıştım...
2 ay içinde yaptırdığım takma dişleri de maalesef 15 dakika takmış sonra çekmeceye atmıştım....
Geçenlerde dişçim;
- Artık, inadı bırakmak zorundasınız Oğuz Bey. Size bir protez yapmamız gerekiyor dedi.
- Nee!.. Ben yüzük ve kol saati bile takamam. Gömleğimin yakası enseme değince sinirlenirim… O tenekeyi ağzıma nasıl sokarım?
diye gürledim…
Aslında gürlemek istedim de ağzımdan:
“Pfotef… Ben yümüfüf müfkof!..” gibisinden Avni’ce sesler çıkardım. Çünkü son yıllarda beni terk etmeye başlayan saçlarıma ve dişlerime yeni iki diş daha eklenmişti. Zalim dişçi, son olarak önden iki dişimi daha benden çalmıştı… Dişlerimin arasında oluşan boşluklardan hava kaçırıyor ve konuşurken pofuf, lofuf gibisinden Türkçe’de olmayan sesler çıkarıyordum.
- Ben, bunları dama atayım, yenisi çıkar!” filan dedimse de dişçim bilimsel bir ukalalıkla:
- Beslenme bozukluğu başlayacak dedi.
- Zaten bir şey çiğnediğim yok. Son yıllarda alkolle besleniyorum.
- Ama güzel bir kıza gülümsemeniz gerekince, ne yapacaksınız?
Bu doktor bir haindi… Bir zalimdi… Belki de gizli bir Rus casusuydu. Bir hafta sonra, yarım ay şeklindeki bir tenekeye iliştirmiş üç dört kazma dişi burnuma dayayıp: “Nasıl buldunuz?” diye sordu.
Protez, kıçlarına sopayla vurduğum zaman Bekir’in itlerinin bana hırlayışlarını anımsatıyordu. Ben de yeni protezime “Hırrf” diye hırladım.
Tenekeyi ağzıma sokar sokmaz, midemin ne hale geldiğini ve neler olduğunu anlatmayacağım.
Yalnız “Beygir kompleksim” uzun sürdü. Evde, durup dururken eşinip kişniyordum… Hatta ruhumun derinliklerinden şaha kalkma arzuları yükseliyordu. Çünkü, o teneke ağzımdayken kendimi ağzına gem vurulmuş beygir gibi hissediyordum.
İlk protez kazasını pencereden denizi seyrederken geçirdim. Günde içtiğim üç paket sigaranın yardımıyla öksürürken, protez fırlayıp gitti ve camı kırdı. Allah’ın ayazında, bir camcı bulup camı taktırana kadar dondum. Böylece, protezin nezle yaptığını da öğrenmiş oldum.
Daha ilk günlerde protezimle geçinemeyeceğimiz belli oldu. Alçak, ağzının orasını burasını yeni bir pabuç gibi vuruyor, bazen fırlayıp gidiyor, öteberiyi kırıyordu. Ben de onu evde takmamaya karar verdim. Ancak, dışarı çıkınca ya da eve biri gelince, “adamlık ağzımı giyinirim” dedim.
Yalnız, çıkarınca nereye koyacaktım? Yıllardan beri protez mahkûmu olan bir arkadaşım takmadığım zamanlar onu su dolu bir bardağa koymamı salık verdi.
Ama bir bardağın içinde sırıtarak bana bakan dişleri görürsem ben, ömür boyu herhangi bir bardaktan bir daha su içemem. Su o kadar önemli değil, içki de içemem. Bu yaştan sonra şişeden içecek değilim ya!..
Sonunda protezimi, dergi ve kitapların arasına koymaya başladım. Ama hangi dergiydi, hangi kitaptı ara ki bulasın. Evde binlerce dergi ve kitap var.
Zaten, çocukluğumdan beri dalgın ve unutkan biriyim!
“Şeytan aldı götürdüüü…Satamadan getirdii… Lan alçak, neredeysen ses ver!” diye evde bütün gün dört döndüğüm oluyordu.
Bazen evin kapısı çalınıyor. Pencereden bakıyorum,bir konuk gelmiş… “Bif dakkaf!” diye ünüleyip yıldırım gibi başlıyorum protezimi aranmaya… Oradan oraya deliler gibi koşuşturup namerdin saklandığı yeri bulmaya çalışıyorum.
Tabii, kapıdaki bir süre sonra sıkılıp gidiyor ve muhtemelen eve kadın filan attığımı düşünüyor. Kitap, dergi gibi entelektüel metodlar sökmeyince, protezimi yanımda taşımaya karar verdim.
Artık, deli danalar gibi oradan oraya saldırarak kendime bayramlık bir ağız aramaktan vazgeçmiştim.
Dişli tenekeyi, mendilime sarıp cebime sokuşturuyordum. Gerektiği anda, hızlı silah çeken bir kovboy fiyakasıyla çekip yerine yerleştiriyordum.
Vee, yeni dişlerimle en dayanılmaz olduğuna inandığım gülücüklerimle gülümsüyordum.
Geçen akşam evde yalnızdım. Keyifle limonlu votkamı hazırladım. Steyvırt Grencır’la Mel Ferır’ın oynadığı ve benim için bütün zamanların en güzel filmi olan Skaramuş‘u izlemek üzere televizyonun karşısındaki koltuğuma çöktüm.
Ama çökmemle “Yandım Allah!” diye havaya zıplamam bir oldu. Birisi, fena halde kıçımı ısırmıştı. Birisi değil, ben kendi kıçımı ısırmıştım. Mendilden sıyrılan protez, cebim delik olduğu için pantolonun ağ kısmına yuvarlanmış, üstüne oturunca da alçak dişli teneke beni dişlemişti.
Böylece, kendi kıçını ısırabilen ilk insan olarak insanlık tarihine geçmiş bulunuyorum.
İhtiyarlayınca Cumhurbaşkanı, Başbakan filan olunuyor diye aldanmayın…
Beş paralık aklınız varsa, sakın ihtiyarlamayın!"
- Oğuz Aral

Mehmet Ali Arslan, Haber Blog

Morel Mantarı




Morel Mantarı
Aslında halk arasında “kuzu göbeği” olarak bilinir. Doğada yaygın bulunur, fakat toplanma süresi kısa olduğu için çok kıymetlidir. Daha çok dondurulmuş veya kurutulmuş şekliyle yurt dışına ihraç ediliyor. Fiyatı diğer mantar türlerine göre daha yüksektir. Morchella türü olduğu için kültür olarak yetiştirilmez. En başta İzmir-Bergama-Kozak yaylasında daha sonra Muğla, Fethiye ve Denizli taraflarında yetiştir. Kurutularak ipe dizilebilir. Fransız mutfağında da çok değerlidir.
🇬🇧
Morel Mushroom
Morchella, the true morels, is a genus of edible mushrooms closely related to anatomically simpler cup fungi. These distinctive mushrooms appear honeycomb-like in that the upper portion is composed of a network of ridges with pits between them. The ascocarps are prized by gourmet cooks, particularly for French cuisine. Commercial value aside, morels are hunted by thousands of people every year simply for their taste and the joy of the hunt.


Mehmet Ali Arslan, Haber Blog

20 Aralık 2024 Cuma

Kadir Savun-Sanatçı Savun




Kadir Savun-Sanatçı Savun, 1926'da Erzincan'ın İliç ilçesi Doruksaray köyünde doğdu. Emniyet mensubu olan babasının tayini nedeniyle küçük yaşta İstanbul'a gelen Savun, ilk ve orta öğrenimini Nişantaşı'nda tamamladı.

Sinemaya ilk adımını 8 yaşında atan sanatçı, Muhsin Ertuğrul'un yazıp yönettiği "Bir Millet Uyanıyor" filminde çocuk oyuncu olarak rol aldı. Usta oyuncu, sinemadan kopmayarak 1938'de İpek Film stüdyosunun "çamaşırhane" diye anılan film yıkama kısmında işe başladı.

Kabataş Lisesinde eğitime başlayan sanatçı, okulu yarıda bıraktı. Hem okuyup hem çalışırken setlerde kamera asistanlığının yanı sıra ışık ve dekor gibi farklı alanlarda görev aldı.

Faruk Kenç'in yönetmenliğini üstlendiği, 1949 yapımı "Üvey Baba" filminde canlandırdığı jandarma astsubay rolü, sanatçının oyunculuk kariyerinin gerçek başlangıcı oldu.

Kadir Savun, oynadığı başarılı rollerle zamanla önemli karakter oyuncularından biri haline geldi. Sanatçı, canlandırdığı rollerle merhamet, sadakat ve vefa gibi duyguları izleyenlere aktardı.

Oynadığı filmlerde bazen esas oğlanın sadık dostu, bazen mahallenin açık sözlü ağabeyi, bazen mert bir esnaf olan sanatçı, hiçbir filmde başrol oynamazken, "İkimize Bir Dünya" ile "Gecelerin Ötesi" filmlerindeki rolleriyle "En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu" ödülünün sahibi oldu.

Usta sanatçı, kendisi gibi oyuncu olan Suphi Kaner'le Azim Film'i kurarak yapımcılığa da yöneldi.

Bir dönem boksla uğraşan ve futbol oynayan Savun, fanatik taraftarı olduğu Fenerbahçe'nin yenildiğini görmemek için maçları radyodan takip etti.

Kadir Savun, Nermin Hanım ile evliliğinden doğan kızına "Yılanların Öcü" eserinden etkilenerek Iraz ismini verdi.

"Fakir ama gururlu" rolleriyle Yeşilçam izleyicisinin kalbini kazanan, bir röportajında "İnsanoğlu çok şey ister. Bizim sinema doyumsuzdur, daha çok şeyler yapmak isteriz." diyen sanatçı, 10 Ekim 1995'te İstanbul'da vefat etti.

Savun'un cenazesi Feriköy Mezarlığı'ndaki aile kabristanında toprağa verildi.

Kadir Savun (10 Ekim 1995

Mehmet Ali Arslan, Haber Blog