12 Kasım 2024 Salı

YAR GURBETTE BEN SILADA AĞLADIK @- şiir





YAR GURBETTE BEN SILADA AĞLADIK

Yıllar önce felek vurdu darbeyi,
Yar gurbette ben sılada ağladık.
Acılara göğüs germek zor deyi,
Yar gurbette ben sılada ağladık.

Görür görmez hep kendimle eşledim,
Gündüz hayal ettim gece düşledim,
Bu sevdayı nakış nakış işledim,
Yar gurbette ben sılada ağladık.

Gözüm gördü gönül sevdi yar oldu,
Bir gülüşü yüreğimde kor oldu,
Bir sözüyle benim dünyam dar oldu,
Yar gurbette ben sılada ağladık.

Ağaçlara sular yürür yürümez,
Dallarını çiçek bürür bürümez,
Yüreğinde buzlar erir erimez,
Yar gurbette ben sılada ağladık.

Yar dedikçe ağırlaştı taş gibi,
Ümitlerim uçup gitti kuş gibi,
Mevsimlerde gelip geçti kış gibi,
Yar gurbette ben sılada ağladık.

09.11.2014
Avni Temiz

Foto: @muratgungut


Mehmet Ali Arslan, My Blog

SABAHATTİN ALİ





Leylim ley,  Benim meskenim dağlardır dağlar. Özledim Sabahattin Ali.
Saygılarımla.
Evinde elektrik olmadığı için sokak lambasının altında kitap okuyan çocuk kimdir? derlerse

“O” deyin türkiye’de öğretmenlikten atılıp, dergisi kapatılıp, borç harç içinde yaşamış ve kamyonla nakliye işi yapmış bir devrimci var mıdır? derlerse

“O” deyin türk edebiyatı dünyasına, dünya edebiyatını ilk
getiren kimdir? derlerse

“O” deyin “benim meskenim dağlardır” dedikten sonra, dağlarda kalan kimdir? derlerse

“O” deyin türkiye’de hapisten çıkması için, şiir yazılması istenen bir şair var mıdır? derlerse

“O” deyin öldürüldüğü sırada dahi kitap okuyan ve öldürüldükten sonra kitapları 15 yıl boyunca
yasaklanan tek şair ve yazar kimdir? derlerse

“O” deyin türkiye’de, cumhuriyet tarihinin faili belli ama mezarı olmayan ilk gazeteci kimdir? derlerse

“O” deyin

“O” SABAHATTİN ALİ deyin...


Mehmet Ali Arslan, My Blog

ESMERAY - UNUTAMA BENİ




UNUTAMA BENİ
 
Boğazında düğümlenen hıçkırık olayım
Unutma beni, unutama beni
Gözünden damlayamayan göz yaşın olayım
Unutma beni, unutama beni
Gölgen gibi adım adım
Her solukta benim adım
Ben nasıl ki unutmadım
Sende unutma beni, unutama beni
Bitmek bilmez kapkaranlık geceler boyunca
Unutma beni, unutamam beni
Ayrılığın acısını kalbinde duyunca
Unutma beni, unutama beni
Sevişirken, öpüşürken
Yapayalnız dolaşırken
Unutmaya çalışırken
Unutama beni, unutama beni
 
Söz-Müzik: Şemi Diriker(Eşi)

     Bazen bir şarkı sözü alır bizi gider.
Kalabalığın ortasında, işin gücün arasında, derdin tasanın içinde demez. 
Tüm seslere sağır olur insan o şarkıyı dinler.
Unutama Beni de o şarkılardan biri. 
     
     Aşkın henüz başında olan insan ister ki aşk yaşasın. İster ki sevgili hep beni düşünsün. 
Bunu açık açık  isteyemese de diline dolar bu şarkıyı "unutma beni", "Unutama beni" der.
     
     Bazen de biten aşkın peşinden söyler insan bu şarkıyı. 
Mecburdur ayrılığa. Gidecektir çünkü gitmesi gerekiyordur. Belki de gitmesi gerekene yol verme zamanıdır. 
Tamam der ayrılığa ama bir arzusu vardır. Unutulmamak. "Unutma beni" diyemez  çünkü unutmak gerekiyordur, unutulmak gerekiyordur. 

"Unutama beni" diye şarkı söyler o da, Esmeray'la beraber. 

Çok sevdiğim bu şarkının sözlerini paylaşmak isterken gördüm ki söz yazarının adını hiç duymamışım. Bu şarkının söz yazarlığını da bestesini de Şemi Kaan Diriker yapmış eşi Esmeray için ve Esmeray'dan dört yıl sonra ölmüş. 
Bir dönem dilimize çok dolanan ve hala severek dinlediğimiz Gel Teskere gel ve Yeşim'in söylediği Olmaz Böyle Şey şarkısı da dahil  olmak üzere söz ve müziğini yaptığını
 on bir şarkısı varmış.
Şemi bey bestelerini yaparken Erol Tanır ismini kullanmış. 


Çok sevdiğim bu şarkıyı bizlere armağan eden Esmeray ve eşini rahmetle anıyoruz


Mehmet Ali Arslan, My Blog

ultrAslan duyuru KirliTrio

ultrAslan duyuru KirliTrio


#KirliTrio

Geçtiğimiz hafta oynanan Trabzonspor - Fenerbahçe maçının devre arasında yayıncı kuruluş beIN Sports yorumcularından Tolga Zengin’in yaptığı bir hakem yorumuyla ilgili yayın esnasında uyarılması ve Tolga Zengin’in yayını terketmesiyle son bulan hadiseyle birlikte dün bu olayın arkasındaki “KİRLİ ve AHLAKSIZ YAPI” deyim yerindeyse İFŞA olmuştur. 

Sezon başında yayıncı kuruluşun pozisyonların tartışıldığı TRIO programındaki hakemlerin telefonla “bunu söyleyin” diyerek talimat aldıklarının su yüzüne çıkmasının ardından dünde suyun karşı yakasının KEDİCİĞİNİN maç sonunda heyecanla yaptığı “Bugün Trio’ya bakarsınız mesela ne diyecek” demeciyle “KİRLİ YAPI” adeta gün yüzüne çıkmış, henüz çekilmemiş programı önceden tahmin ederek şaibeli televizyonculuğunu konuşturmuştur. 

Canlarının istediği pozisyonları, kendilerinden istendiği şekilde yorumlayan; benzer pozisyonlarda sürekli kendi eski yorumları ile çelişen bu rezalet üçlüye hiçbir Galatasaraylı ve hiçbir futbolsever tepkisiz kalmamalıdır!

10 senedir beceriksiz yönetimleri ile kupa alamayıp her yere saldıran ve bütün ülke kendilerini mutlu etmek zorundaymış gibi davranan bu ahlaksızlardan korkarak yönetilen Federasyon da, Kurullar da, yayıncı kuruluş da yok hükmündedir!

Bu rezil yapılanmaya kulübümüz de en keskin şekilde tepki göstermelidir!

#ultrAslan

Mehmet Ali Arslan, My Blog

Arslan Karsın plakası 3 6 da Karslılar la buluşacak

Arslan Karsın plakası 3 6 da Karslılar la buluşacak


Gazeteci yazar Mehmet Ali Arslan, Karslı hemşehrileriyle bağlarını güçlendirmek için yeni bir projeye imza attı. Arslan, her ayın 3 ve 6'sı arasında farklı şehirlerde Karslılarla bir araya gelerek sohbet edecek, deneyimlerini paylaşacak. Bu buluşmalarla hemşehriler arasında dayanışmayı artırmayı hedefleyen Arslan, ilk buluşmanın heyecanını yaşıyor.


Karslı hemşehrileriyle sık sık bir araya gelen gazeteci yazar Mehmet Ali Arslan, bu buluşmaları daha düzenli hale getirerek önemli bir adım attı. Her ayın 3 ve 6'sı arasında Kars plakasını çağrıştıran bu özel günlerde, farklı şehirlerde Karslılarla bir araya gelerek sohbet edecek. Arslan, kişisel blog sitesinde yaptığı açıklamada, buluşmalarda Karslı siyasetçiler, sivil toplum kuruluşu temsilcileri ve diğer hemşehrilerle bir araya gelerek görüş alışverişinde bulunacağını belirtti Bu inisiyatifle hemşehriler arasında köprüler kurmayı hedefleyen Arslan, Kars'ın birlik ve beraberliğini güçlendirmeye katkı sağlamayı amaçlıyor.

Gazeteci yazar Mehmet Ali Arslan'ın her ayın 3 ve 6'sı arasında Karslılarla bir araya gelme kararı büyük beğeni topladı. Karslı hemşehriler, bu buluşmalar sayesinde hemşehrileriyle daha sık görüşme fırsatı bulduklarını ve memnuniyetlerini dile getirdi. Özellikle farklı şehirlerde yaşayan Karslılar için bu buluşmalar, özledikleri topraklara ve insanlara daha yakın hissetmelerini sağlıyor.   Ocak


Şubat 


Mart


Nisan


Mayıs


Haziran


Temmuz


Ağustos


Eylül


Ekim


Kasım


Aralık




Mehmet Ali Arslan, My Blog

11 Kasım 2024 Pazartesi

Bülent Kayabaş- 25 Ağustos 1945 tarihinde Eskişehir'de dünyaya geldi



Bülent Kayabaş- 25 Ağustos 1945 tarihinde Eskişehir'de dünyaya geldi. İki kardeşi vardır.

İlkokul, ortaokul ve liseyi bitirip, İstanbul Ticari ve İktisadi İlimler Akademisi son sınıfta okurken oyuncu olmak arzusuyla eğitimini yarıda bıraktı. Bir süre kendisi gibi tiyatro heveslisi arkadaşlarıyla amatör tiyatro oyunlarında yer aldı. 1961 yılında Eskişehir Belediye Tiyatrosu'nda profesyonel oyunculuk hayatına başladı.

Bülent Kayabaş, bir süre Ankara Devlet Tiyatrosu'nda çalıştıktan sonra 1967 yılında Şarkıcı Kız adlı oyun için İstanbul'a geldi ve sanat hayatını burada sürdürdü. 50 yılı aşkın tiyatro kariyerinde Üç Maymun Kabare, Ayfer Feray, Nisa Serezli, Ferhan Şensoy ve Ali Poyrazoğlu Tiyatroları ile sayısız oyunda yer aldı.

İlk sinema filmi deneyimini 1970 yılında Kara Leke oyuncu kadrosunda yer alarak yaşadı.

Bülent Kayabaş kariyerinde yüzlerce tiyatro oyununda oynadı, televizyon dizileri ve sinema filmlerinde rol aldı, seslendirmeler yaptı. Çizgi film karakteri Winnie The Pooh'u 14 yıl boyunca seslendirdi.

Günfer Feray ve Nur Sürer ile yaşadığı evliliklerden sonra hayatının son 24 senesini eşi Selma Kayabaş ile geçirdi. İkinci evliliğinden Ümit Kayabaş adında bir oğlu vardır.

BÜLENT KAYABAŞ NE ZAMAN ÖLDÜ?
Yaşamının son 8 senesinde kanser tedavisi gören Bülent Kayabaş, kalın bağırsak kanseri hastalığı sonucu gelişen çoklu organ yetmezliği nedeniyle 19 Nisan 2017 tarihinde tedavi gördüğü Gayrettepe Florence Nightingale Hastanesi'nde 71 yaşında vefat etti.

21 Nisan 2017 tarihinde Harbiye Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu'nda düzenlenen törenin ardından naaşı Teşvikiye Camii'ne getirilerek öğle namazını müteakip kılınan cenaze namazının ardından İstanbul Feriköy Mezarlığı'na defnedildi.


Mehmet Ali Arslan, My Blog

YEŞİLÇAM EMAKTARIMIZ



YEŞİLÇAM EMAKTARIMIZ

Umudumuz Şaban'ın rinkosu!

Adnan Karabacak ismini duyanların belki çoğu bu ismin kime ait olduğunu ve kim olduğunu bilmiyordur.

Fakat Adnan Karabacak, Yeşilçam'ın unutulmaz karakterlerinden biridir. Doğum tarihi 15 Nisan 1963, doğum yeri Kemaliye/Erzincan'dır. Eğitimini ortaokulda tamamlamıştır.

1979 yılında Orhan Aksoy'un yönetmenliğini yaptığı, Kadir İnanır ve Semra Türel'in başrolünde olduğu İstanbul 79 filmiyle sinemaya merhaba der.

Ancak asıl çıkışını Kemal Sunal'ın filmleriyle yakalar. Bekçiler Kralı, Umudumuz Şaban, Gerzek Şaban, Katma Değer Şaban filmlerinde çeşitli karakterlerde görürüz onu.

Bu filmlerde zaman zaman rinko, uyanık ve kurnaz; bazen serseri ruhlu, bazen de "racon kessen bitiririm" karakterini canlandırarak izleyicilerin gönlünde taht kurar.

Adnan Karabacak

Aşkı Ben mi Yarattım
Bekçiler Kralı
İstanbul 79
Umudumuz Şaban
Yusuf ile Kenan
Gerzek Şaban
Huzurum Kalmadı
Ah Güzel İstanbul
Kara Gurbet
Katma Değer Şaban
Körebe
Bir Ana Bir Oğul

50'ye yakın filmde rol almıştır.

İstanbul'un ağırlığından kurtulmak isteyen Karabacak, yeni bir hayata, yeni bir umuda yelken açmak adına sevdiği Aydın şehrine göç eder. Sinema ve televizyon defteri artık kapanmıştır onun için. Şimdilerde 61 yaşında olan kıymetli usta oyuncumuza hayırlı ömürler diliyoruz.




Mehmet Ali Arslan, My Blog

BABAM “BUNLARI ALIŞTIRMA” DEMİŞTİ



BABAM “BUNLARI ALIŞTIRMA” DEMİŞTİ!..
Ne zaman havalar soğusa rahmetli babamla yaşadığım o hatıram akla geliyor... Şimdi o insanlar da gitti o komşuluklar da kalmadı…
Soğuk karlı bir kış günüydü… Babam o yıllarda odun kömür satan bir tüccardı. Kömürcü Fahri derlerdi. Çevrede herkes bilirdi…
Ben de babamın yanında hafta sonları ve tatillerde takılırdım. Yine bir soğuk kış günüydü… Kar yağmıştı ama sabahleyin de yağmur çiseliyor ayaz insanın iliklerine işliyordu…
Bir kadın geldi kapıdan… Sıcak yazıhaneden içeri de girmeye çekiniyordu. Kırklı yaşlarda bir teyzeydi… Kararsızlığı üzerine ben seslendim:
-Buyur abla, ne istediniz.
Abla konuşmaya çekiniyor gibiydi. Belli ki hâli vakti yerinde değildi. Hiç üstelemeden sordum:
- Odun kömür mü lazım?
- Yalnız param yok. Kocam işsiz. Çocuklarım çok üşüdü de, bilmem bir torba kömür verebilir misiniz?
O ablanın ezik hâli yaktı kavurdu beni. Yerimden fırladım:
- Ne demek abla, ne zaman istersen gel. Kömür al. Bir çuval da odun vereyim.
- Allah sizden razı olsun...
Kadıncağız dualar ederek, gözlerinde süzülen sevinç yaşlarını silerek odun ve kömür torbasını alıp giderken ardından seslendim:
-Abla samimi söylüyorum, ne zaman ihtiyaç olursa gel çekinme… Komşuyuz biz…
Abla ihtiyacını alıp gitti. Akşama doğru babam geldiğinde kendisine ne kadar satış yaptığımızı bildirirken bu durumu da anlattım.
- Bir torba kömür ile bir çuval odun verdim, dedim.
- Parası, dedi babam.
- Ya kadın kocası çalışmıyormuş. İşsizmiş. Çocukları evde üşümüş.
- Oğlum ben ne yapayım? Her param yok diyene kömür verirsek kapatıp gideriz bu dükkânı. Yanlış yapmışsın!
- Ya baba bir torba kömürden ne çıkacak? Sevap ya…
- Ah oğlum sen bunları bilmezsin. Alıştırdığın zaman başını alamazsın...
Babamın öyle demesi çok şaşırttı beni. Gerçekten dediği doğru muydu? Doğru olamazdı. Çünkü alıştırırsan demek yanlıştı. O zaten mağdur olduğu için geliyordu. Sen izin verdiğin için de sürekli gelecekti. O zaman alıştırmış mı oluyordun?
Babama bir şey demedim ama o gece bayağı canım sıkıldı. Babam ki ibadetini de yapan bir kimseydi, dürüst bir adamdı. Ama ticaret mantığı ile olaylara bakıyordu...
Ertesi sabah kalktım muhtara gittim. "Mahallemizde kocası işsiz üç çocuklu bir hanım var. Adresini biliyor musun?" dedim. 
Kömür yardımı yaptığım kadıncağızla ilgili hatıramı anlatmaya bugün de devam ediyorum...
Muhtarla birlikte kadıncağızın evine gittik… Evde doğru dürüst hiçbir şey yoktu… Dışarı çıktığımda muhtara dedim ki:
-Abi siz burayı bildiğiniz hâlde niçin devletin yetkili kurumlarına gitmiyorsunuz. Bu aileyi devlete haber vermezsen kim haber verecek? Sen bu konuda önayak ol. Kaymakamlığa mı gidiyorsun belediye ye mi bilemiyorum. Bu çocuklar ne yiyip içecek? Nasıl okuyacak?
Muhtar önce “keşke ama ne yapabiliriz ki?” filan dedi. Sonra bendeki gayreti görünce “tamam ben de üzerime düşeni yapacağım” dedi.
Dükkâna geldim. Babama dedim ki:
“Baba sen normal bakıyorsun bu işlere ama bu işler senin bildiğin gibi değil… 'Allah rızası' diye bir şey var. Ve bu 'razı'ya talibiz hepimiz. Kadın iki sokak ötede komşumuz sayılır. Biz evde öyle rahat yaşarken o, çaresiz anneye ve çocuklarına nasıl yardım etmeyiz? Bu insanlık mı baba? Hiç kusura bakmayacaksın. Kocasını çağırıp iş bulma konusunda da yardımcı olalım. Ama önce o evi ev gibi donatmak lazım. O aileye yardımcı olmak lazım..."
Buna benzer sözler söyledim… Babamın yüreği yufkadır. “Tamam, ben bir bakayım” deyip çıkıp gitti… Ertesi gün de bir adres verdi;
“Seni bekliyorlar. Birlikte gidersiniz” dedi.
Vardım ki bir toptancı gıda şirketi… Güzel bir erzak ayarlamışlar. Mercimektir, peynirdir, salçadır, deterjandır aklınıza ne gelirse… O zamanın parasıyla şirket sahibi Ahmet Amca bir yıllık kira bedelini de üstlenmiş. Nasıl sevindim. Erzakı aldık gittik… Bir sonraki gün de babam bir mobilyacı dostuna söylemiş. Mobilyacılar da evi kendi aralarında anlaşmışlar. Kimi sandalye vermiş kimi çekyat derken evi donattı adamlar. Hatırı sayılır bir esnaftı babam. Onun sözü öteki esnaflar için de geçerli olmuştu...
Bir imece oldu… İki hafta içinde ablanın kocasına da bir iş ayarlandı… Çok şükür bir aile böyle kurtulmuştu… Aradan yıllar geçti… O ailenin çocukları okudu meslek sahibi oldular… Babaları rahmetli oldu ama anneleri emekli maaşıyla geçiniyor. Çocukları da annelerini yalnız bırakmıyorlar...
Diyeceğim o ki, hani "ahilik" dedikleri gelenek babam ve babamın esnaf arkadaşları ile birlikte vücut bulmuştu… Şimdi ne öyle komşular kaldı ne öyle komşuluklar...✍️
Alıntı


Mehmet Ali Arslan, My Blog

Roma Lejyonlarının Üstün Yürüyüş Disiplini




Tarihsel kayıtlara dayanarak, özellikle MS 4. yüzyılın sonlarında yaşamış bir Romalı askeri yazar olan Vegetius'un eserlerinde, Roma askerlerinin eğitimlerinin bir parçası olarak belirli bir mesafeyi belirlenmiş bir sürede kat etmeleri gerektiği bildirilmektedir. Standart bir yürüyüş, lejyonerlerin dakikada yaklaşık 109 adım yürümelerini gerektirirken, hızlı bir yürüyüş dakikada yaklaşık 120 adım gerektiriyordu.Vegetius, yaz aylarında askerlerin yaklaşık 5 saat içinde 20 Roma mili (yaklaşık 30 kilometre) kat etmeleri için eğitildiklerini belirtmiştir. Bu mesafe, lejyonların günlük yürüyüş mesafesi olarak kabul ediliyordu. Önemli bir nokta ise şu ki, Roma ordusunun bir yürüyüşte, on binlerce asker,
hayvan ve arabalarla taşınan yüklerle adeta hareket eden bir şehir gibi olmasıydı. Tüm yürüyüş kolu geniş bir alana yayılabilir, bazen 20 kilometreye kadar uzayabilirdi, özellikle de birden fazla lejyonun bir seferde yer aldığı durumlarda.Bu kadar büyük bir grubu verimli bir şekilde hareket ettirme, kamp kurma ve aynı zamanda düzen ve disiplini koruma konusundaki bu lojistik başarı, Roma ordusunun etkinliğine önemli katkı sağlamıştır

Mehmet Ali Arslan, My Blog

İnkaya Tarihi Çınar Ağacı Bursa




İnkaya Tarihi Çınar Ağacı
Bursa
Ulu Çınar; 13 ana kola sahip; Çapı 3 metre, yüksekliği 37 metre ve    615 yaşında olduğu tahmin ediliyor. Hiçbir tarafının çürümemiş olması yönüyle ön plana çıkıyor. Bunun en büyük sebebi ise Uludağ’ın yamaçlarında olması ve kaynak sularla asırlardır besleniyor olması. Uzmanlara göre bir çınar uygun ortamını bulursa bin yıl civarı yaşayabiliyor.


Mehmet Ali Arslan, My Blog