16 Ağustos 2024 Cuma

MANAV & KADIN {Müthiş Bir Hikaye



MANAV & KADIN {Müthiş Bir Hikaye 
 
Orta yaşlı bir kadın mahallede bir manava giderek kocasının çok hasta olduğunu, çalışamaz duruma düştüğünü ve yedi çocuğu ile birlikte aç kaldıklarını ve yiyeceğe ihtiyaçları olduğunu söyler.
 Manav ona ters bir şekilde bakarak derhal dükkânını terk etmesini ister. Kadın ailesinin ihtiyaçlarını düşünerek:
 - 'Lütfen efendim' der. 'paramız olur olmaz getirip borcumu ödeyeceğim.'
 Manav kendisine bir kredi açamayacağını çünkü onun eski müşterisi olmadığını, kendisinde bir hesabının bulunmadığını söyler.
 O sırada dükkânın dışında bekleyen bir müşteri ikisinin arasında devam eden bu konuşmayı dinlemektedir. İçeriye girerek manava yaklaşır ve: 'ben o kadının almak istediklerine kefilim' der. 'ailesinin ihtiyacı olan şeyleri ona ver.'
 Bunun üzerine manav çok isteksiz bir şekilde kadına döner ve 'bir alışveriş listen var mıydı? Diye sorar. Kadın 'evet efendim' der. 'tamam' der manav. 'şimdi onu terazinin şu kefesine koy, onun ağırlığınca diğer kefeye istediklerinden koyacağım'
 Kadın bir an duraklar, sonra başını önüne eğer ve çantasını açarak üzerine bir şeyler karalanmış bir kâğıt parçasını çıkartır ve manavın kendisine gösterdiği kefeye özenle bırakırken başı hala öne eğiktir.
 Manavın ve diğer müşterinin gözleri terazinin kefesine dikilirken hayretle büyümüştür. Manav müşteriye dönerek, kısık bir sesle 'inanamıyorum' der. İnanılacak gibi değildir.
 Müşteri manava gülerken manav çoktan diğer kefeye eline geçeni doldurmaya başlamıştır ama nafile, diğer kefeyi yerinden bile kıpırdatamamıştır.
 Terazinin kefesini artık üzerindekileri alamayacak kadar doldurduğunda çaresiz hepsini bir torbaya doldurar ak kadına verir. Şaşkınlıkla üzerinde bir şeyler çiziktirilmiş kâğıdı eline alır ve okur. Bir de bakar ki or da bir alışveriş listesi yoktur. Sadece bir DUA yazılıdır.
 
ALLAH'IM
 
'Neye ihtiyacım olduğunu ancak sen bilirsin
 Kendimi senin ellerine teslim ediyorum.'
 
Başkalarının okumasınada vesile olmak için paylaş


Mehmet Ali Arslan - imparator Gazetesi + Name Gazetesi ortak yayın

istanbulda bir kız öğrenci yurdu önü




istanbulda bir kız öğrenci yurdu önü!
Baba kızını yurda bırakıyor,
kız babasına: “baba bari 10 TL versen diyor”
Baba: “kızım vallahi yok” diyor.
Kız boynu bükük yurda girerken konuşmayı duyan bir esnaf babaya 100 TL uzatıyor ve çabuk diyor kızı geri çağır
Arka cebimde kalmış, al bu parayı de diyor.
Adamın gözleri dolu dolu önce yok diyor ama sonra alıyor parayı ve kızını çağırıp veriyor parayı;
Kız mutlu yurda giriyor.
Olaya şahit olan başka bir esnaf (lokantacı) yurdun danışmasına girip yurda son giren kızı çağırın diyor
Kız geliyor.
Kıza “kızım ne zaman acıkırsan gel yemeğin benden, ne zaman harçlıksız kalırsan gel harçlığın bende” diyor. Kız peki amca sağol diyip gidiyor.
Hemen akabinde, esnaf yolda gördüğü başka bir arkadaşına ortak tanıdıkları yakındaki bir yardım kuruluşunun yetkilisinine nasıl ulaşabiliriz diye soruyor, ve olayı anlatıyor.
Bu sefer o kızı çağırtıyor.
Kıza diyor ki şu şu evrakları çıkart, sana 10 ay boyunca ayda 500 TL, o sırada gözleri kızın ayakkabılarına takılıyor.
Eski, yıpranmış. Diyor ki şimdi şu 500 TL yi al ihtiyaçların vardır senin.
Siz diyor kız hangi vakıfsınız.
Kızım diyor arkadaş, biz kimseye bağlı değiliz,
Allah rızası İçin bütün bunlar. Ama diyor tek bir şartım var mezun olup maaş almaya başladığın zaman sende köyünden bir ihtiyaç sahibine aldığın burs kadar burs vereceksin. Kız diyor ki
+Bunu nasıl kontrol edeceksiniz?
Onu senin vicdanın kontrol edecek diyor!
Ve ayrılıyor.
Diyor ki yarım saat sonra kızı caddede gördüm, elinde bir ayakkabı poşeti, yüzünde koskocaman bir gülümseme; o mutlu ben mutlu!
İyi ki bu ülkenin güzel ve merhametli insanları var. Zaten Allah bu milletin, mazlum ve ihtiyaç sahiplerine gösterdiği merhamete karşılık bir sürü belayı başımızdan def etmedi mi?
Allah iyilik yapan veya iyiliğe kapı aralayan kullarından eylesin; iyilerle karşılaştırsın.
Amin!
Konuya hikaye, masal diyen arkadaşları üzülerek takip etmekle beraber, kızamıyorum da.
O kadar çok manipüle edildi ki sosyal medya.
İster gerçekliğine inanın ister inanmayın ama
Asla iyilik yapmaktan vazgeçmeyin

(Alıntıdır)

Mehmet Ali Arslan - imparator Gazetesi + Name Gazetesi ortak yayın

izler bizden neler çektik

izler bizden neler çektik

Bizler bizden neler çektik.!!!
---------------------------------------
Hikaye malum.Birde ben anlatayim.Kurt, hayata yeni başlayan yavrusuna dünyayı tanıtmaktadır. Çıktıkları dağın zirvesinden ovada yayılan koyun sürüsünü gören yavru, babasına sorar:
 -Bunlar nedir?
 Babası anlatır.
-O gördüğün etrafa dağılmış yaratıklar, koyundur. Etleri çok lezzetlidir. Fırsatını bulursan hemen birini yakala. Onlar senin nasibindir.
 Yavru bu defa çobanı göstererek sorar:
-Sırtında keçe, elinde değnek olan ve ayakta duran kimdir?
 Baba bu defa çobanı anlatır.
-Sürünün koruyucusudur. Sakın ona yaklaşma. Gördüğün zaman kaç ve saklan.
 Yavru, sürünün etrafında dolaşan köpeği merak eder.
 -Orada bize benzeyen biri var. O kimdir?
 Baba iç çekerek cevap verir:
-Ah balam. Asıl ocağımızı söndüren o bize benzeyip'de bizden olmayandır. Sürünün iti'dir. 
 Ondan uzak dur...!
Kıssadan hisse...Hüdaverdi Altun.
---Kurt totemi"Türkleri" temsil eder

   Kimsenin gücü yetmez'di.
   Bizler biz'den neler çekti.
   Nimetler bizde bitmez'di
   Bizler biz'den neler çekti.

Anlamadım neydi bunlar
Boşa aktı masum kanlar
Bunları yaşayan anlar.
Bizler biz'den neler çekti.

Dertler insanı söyledir
Yıllar yılı hep böyledir.
Haklıyı  yolda  eyledir.
Bizler biz'den neler çekti.

Düşmana gidip kandılar.
Bunu doğru yol sandılar 
Her  sözüne  inandılar.
Bizler biz'den neler çekti

Fitne düştü peşimize.
Kanlar kattı aşımıza.
Haram girdi işimize.
Bizler biz'den neler çekti.

Maddiyat girdi araya.
Tuzlar basıldı yaraya.
Dertler geçti tüm sıraya.
Bizler biz'den neler çekti.

Kardeş arasın açtılar
Nifak tohumu saçtılar
Daralınca  tez  kaçtılar
Bizler biz'den neler çekti.

Türlü pilan türlü oyun.
Millet sanki oldu koyun.
Hele soyun babam soyun
Bizler biz'den neler çekti.

Vatan bayrak ant içinde
Doğru tek onu seçimde.
Pulu  parayı  geçinde.
Bizler biz'den neler çekti.

Suçlu aramayın boşa.
Yalanlar gidiyor hoşa
Gidiyoruz düşe koşa.
Bizler biz'den neler çekti. 

Hüdaverdi yıllar yılı.
Susmadı hainin dili.
Değişmedi hiç bir yolu
Bizler biz'den neler çekti.
...... HÜDAVERDİ ALTUN.

Mehmet Ali Arslan - imparator Gazetesi + Name Gazetesi ortak yayın

Okunası güzel bir hikaye

 Okunası güzel bir hikaye

Okunası güzel bir hikaye...

Tolstoy’un "İnsan Ne ile Yaşar" adlı kitabında, çiftçi Pahom’un hazin ve ibretlik öyküsü yer alır.

Sıradan kendi halinde bir çiftçi olan Pahom, daha zengin bir hayatın hayalini kurmaktadır. Uzak bir yerlerde, cömert bir reisin karşılıksız toprak verdiğini duyunca, daha çok toprak elde etmek için reise gidip talebini iletir. Gerçekten de Reis herkese istediği kadar toprak veren cömert biridir. Pahom’a “Sabah güneşin doğuşundan batışına kadar katettiğin bütün yerler senin fakat güneş batmadan yeniden başladığın yere dönmen lazım.” der. “Yoksa bütün hakkını kaybedersin.”

Pahom güneşin doğuşuyla beraber başlar yürümeye. Tarlalar, bağlar, bahçeler geçer. Tam geri dönecekken gördüğü sulak bir araziyi es geçemez. Şu bağ, bu bahçe derken bakar ki güneşin batmasına az kalmış. Koşar, koşar, ama kesilir takâti. Halsiz adımlarla yürümeye devam ederken, Pahom’un burnundan kanlar damlamaya başlar. Tam başladığı noktaya yaklaşmışken, bir an yığılır yere ve bir daha kalkamaz…

Reis olanları izlemektedir. Çok kereler şahit olduğu olay yeniden vuku bulmuştur. Adamlarına bir mezar kazdırır. Pahom’u bu mezara gömerler. Reis Pahom’un mezarının başında durur şöyle der: “Bir insana işte bu kadar toprak yeter!”

Mütemadiyen biriktirmek istiyoruz. Yiyemeyeceğimiz kadar erzak, giyemeyeceğimiz kadar kıyafet, kullanamayacağımız kadar eşya, oturamayacağımız kadar ev… Gözlerimiz midelerimizden, arzularımız ihtiyaçlarımızdan daha büyük…

Ve insan yaşlandıkça besler, gençleştirir arzularını. Biriktirdikçe hayata olan bağlarını artırır. Öyle bağlanır ki hayata, bir gün bu diyardan göçüp gideceği fikri zamanla yitip gider aklından…

Tüketmeye de çok meraklıdır insan. Biriktirdiği paranın, eşyanın, malın-mülkün yanında zaman tüketir, söz tüketir… Benlik biriktirirken, benliğini tüketir…

Gören bir gözü, tutan bir eli, yürüyen bir ayağı satın alamayacak ve kaybedince tekrar sahip olamayacak kadar aslında fakiriz hepimiz.

Mehmet Ali Arslan - imparator Gazetesi + Name Gazetesi ortak yayın

ARAPLAR KÖYÚNDE BABA DOSTU HASAN AMCAYI ZIYARET HIKÂYESI

 ARAPLAR KÖYÚNDE BABA DOSTU HASAN AMCAYI ZIYARET HIKÂYESI

ARAPLAR KÖYÚNDE BABA DOSTU HASAN AMCAYI ZIYARET HIKÂYESI.

Dün fizik tedavi sonrası babamlara gittim. Babama sordum: "Babacığım, seni gezdirmek istiyorum. İstediğin bir yer var mı?" Bir aydır evden çıkmamıştı; nedeni ise annem gece düşmüş ve babam da onu kaldırmak isterken kayıp düşmüş, belini incitmişti. Şükürler olsun toparlandı ama eskisi gibi çok sevdiği kahveye artık tek başına gidemiyordu. Eve hapsolmuş gibiydi ve biraz da denge kaybı vardı. 

Babam, "Kızım, benim 40 yıllık dostum var Araplar köyünde. Beni ona götür," dedi. Hemen aradık ve müsait olduklarını öğrendik. Yarın görüşmek üzere sözleştik. Bugün yola koyulduk ve Araplar köyüne gittik. Babamın yüzündeki mutluluğu görmek her şeye değerdi. O dostuyla buluşmak ona yıllar öncesine gitmiş gibi hissettirdi. 

Araplar köyünde babamın dostuyla geçirdiğimiz vakit, sanki zamanı durdurmuş gibiydi. Eski dostlar arasında geçen samimi sohbetler, paylaşılan hatıralar ve içten gülüşler babamın yüzünde yılların yorgunluğunu hafifletti. Dostu Hasan Amcanın bahçesindeki asırlık ağaçların gölgesinde otururken, babamın gözlerindeki parıltı her şeye değerdi. O anlarda, babam gençliğine geri döndüğünü hissettim. Arkadaşı Hasan amcayla konuşurken ne kadar rahatladığını, huzur bulduğunu görmek bana da büyük mutluluk verdi.

Kahvelerimizi yudumlayıp, eski günlerden bahsettikçe, babamın eskisi gibi neşeli olduğunu görmek beni de derinden etkiledi. Dostluklarının ne kadar kıymetli olduğunu bir kez daha anladım. O anlarda, zamanın ve mekanın ötesinde, sadece dostluk ve sevginin kaldığını fark ettim. Bu buluşma, babam için bir moral kaynağı oldu, onun bu kadar mutlu olduğunu görmek bana da güç verdi.

Günü sonlandırmadan önce, babam ve dostuyla birlikte eski hatıraların yer aldığı köy sokaklarında kısa bir gezinti yaptık. Yıllar önce yaşanmış olayları anarken, babamın yüzündeki tebessüm ve dostunun gözlerindeki minnet, bu ziyaretin ne kadar önemli olduğunu gösterdi.

Sonrasında, kardeşim Necip  Otogaza götürmek üzere yola çıktık. Kardeşimin iş yerinde de  keyif dolu vakitler geçirdik. Kardeşimle hasret giderdik, birlikte çay içip sohbet ettik. Babamın mutluluğunu paylaşmak ve kardeşimle birlikte olmak, bana büyük bir iç huzuru getirdi.

Bütün bu anılar, içimde derin izler bıraktı. Babamın mutluluğu ve huzuru, benim için her şeyden önemliydi. O gün yaşadıklarımız, hayatımın en değerli anıları arasında yerini aldı. Bu güzel günü unutulmaz kılmak, babamın ve annemin yüzündeki gülümsemeyi görmek, her şeye değerdi. 06 Ağustos 2024

Hikaye yazarı 

FATMA ÖZTUTAN


Mehmet Ali Arslan - imparator Gazetesi + Name Gazetesi ortak yayın

Eşek bir kör kuyuya düştü

Eşek bir kör kuyuya düştü

Eşek bir kör kuyuya düştü...
Kuyunun başına toplananlar “Nasıl düştün böyle?” diye seslendiler...
Eşek yanıtladı:
“Eşekliğimden...”
“Nasıl yaptın eşekliği?..”
“Bakmadık, görmedik, anlamadık yani...”
“Seninki de tam eşeklik ama... Biraz bakmaz mı adam nereye gidiyorum diye?.. Baktın önünde karanlık var, düşmeyeceksin...”
*
Eşeği kurtarmaya karar verdiler...
Ama düşmek kolaydır da çıkmak zordur kör kuyulardan...
Herkes bir şey söyledi:
Kimisi “Eğitim...” dedi...
Kimisi “Müstahak, çıkartırsak yine düşer, bırakın aklı başına gelsin” diye ekledi...
Kimisi “Çıkmayacağına göre, ona yardım gıda paketi verelim, otursun oturduğu yerde, sesini kessin” önerisinde bulundu...
Kimisi farklı teklif getirdi:
“Ona aslında iyi bir noktada olduğunu söyleyelim... Önündeki kör kuyuyu göremeyip düştüğüne göre, ne halde olduğunu da anlamaz eşek...”
*
Sonunda....
Sonunda kuyunun başındakiler eşeği kurtarmanın zor olduğunu düşündüler... Eşekten vazgeçip üzerine toprak atarak kuyuyu doldurmaya karar verdiler...
Kararlarını eşeğe bildirdiler...
Eşek sordu:
“Hani bizi kurtaracak çılgın projesi yok mu?..”
*
Kimse onu dinlemedi...
Küreklerle kuyuyu doldurmaya başladılar...
Eşek, üzerine gelen her toprağı silkeledi, ayaklarının altına düşen toprağın üzerine çıktı, böylece yavaş yavaş yükseldi...
Ve kuyu dolduğunda...
Eşek kuyudan çıkmıştı...
*
Üzerine gelen felaketi silkeleyip atamayan, razı olan, katlanan ve tepki göstermeyen eşekler içindir bu hikâye aslında...
Eğer eşek üzerine gelen felakete tepkisiz, sessiz kalıp katlansaydı...
Gitmişti...
*
Hikâyenin tam burasında size “kıssadan hisse” demem gerekiyor ya...
Bunun doğrusu “eşekten hisse”dir...

  BEKİR COŞKUN

Mehmet Ali Arslan - imparator Gazetesi + Name Gazetesi ortak yayın

Alışmak zaman alıyor, zamansa herşeyi

Alışmak zaman alıyor, zamansa herşeyi

Alışmak zaman alıyor, zamansa herşeyi.

Yılların aldıklarını izliyorsun geriden.
Bazen hüzün, bazen küçük bir tebessüm beliriyor yüzünde.
Yaşananların karşısındaki sabır ve niyet!
Olgunlaşmak bu olsa gerek.
Zamanla kabullenmeyi öğreniyorsun.
Değişmeyen tek şey karakterim.
Ben olmaktan vazgeçmeyişim.

Yaşanmışlıklara karşı mücadelemden,
iyi niyetimden ve merhametimden asla vazgeçmedim.

Varsın bildiği gibi gelsin hayat...
Bende değişen tek şey yüzümdeki çizgiler, saçımdaki aklar olur.

Yaşanmışlıklarıma dair...
  Alıntı

Mehmet Ali Arslan - imparator Gazetesi + Name Gazetesi ortak yayın

Ne kadar hatıram varsa

Ne kadar hatıram varsa

.
Ne kadar hatıram varsa,
Tuttum bir torbaya koydum.
Ağzını sıkıca bağladım.
Eskiciye verdim almadı
Çöpçüye verdim almadı.
Tam umutlarımı kaybediyordum ki,
Kapımı yaşlı bir adam çaldı.
Dedi ki; “Ben eski hatıraları toplarım.
Sesini kaybeden şairlere veririm.”
Dedim; al bunu, karşılığında bir şiir getir bana.
İçinde umut olsun,
Sevgi olsun,
Ayrılık olmasın.
Yaşlı adam gülümsedi. 
Dedi ki; şiir bu. İçinde her şey var.
Acı da var, umut da var.
Sen içinden neyi istiyorsun onu al.

(Erol Kasırga)


Mehmet Ali Arslan - imparator Gazetesi + Name Gazetesi ortak yayın