26 Aralık 2024 Perşembe

Ümmiye Koçak, oyuncu, yazar, çiftçi ve yönetmen



Ümmiye Koçak, oyuncu, yazar, çiftçi ve yönetmen... İlk okuduğu kitap Maksim Gorki'nin "Ana" adlı eseri. Çektiği ilk uzun metraj filmiyle New York'ta ödül aldı. "Bu ödülü Amerika'da festival salonunda almak isterdik. Ancak maddi olanaksızlıklar nedeniyle oraya gidemedik," diyor..

Evlendikten sonra Mersin'in Arslanköy adlı köyüne taşınan Ümmiye Koçak, köy kadınlarının yaşadıklarını tüm dünyaya göstermek için, 2001 yılında "Arslanköy Kadınlar Tiyatro Topluluğu"nu kurmuş. Burada halen eğitmen anne olarak canla başla çalışıyor... Ümmiye Koçak, "Hasret Çiçekleri" adlı oyunuyla 2006 yılında Sabancı Uluslararası Adana Tiyatro Festivali'nde sahne almış, bu kadarla da kalmamış, "kadının kadına olan şiddeti"ni anlatan uzun metraj bir filmle inanılmaz başarılara imza atmış. Kadının kadına olan şiddeti konusunda farkındalık yaratmayı amaçlayan "Yün Bebek" adlı uzun metraj filmi hem yazmış hem yönetmiş. Ancak bu filmi çekebilmek için çok büyük zorluklarla karşılaşmış.

Tarlada çalışarak biriktirdiği paraları, son kuruşuna kadar "Yün Bebek" için kullanmış. 49. Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde galası yapılmış.Tüm bu çabaları ona New York'tan "Sinemada en iyi Avrasyalı Kadın Sanatçı" ödülünü getirmiş 

Arslanköylü Yörük kadınlar olarak, Türkiye'deki kadınların sorunlarına dikkat çekmeye çalıştıklarını belirten Koçak, çabalarının ödülle sonuçlanmasını "Demek ki doğru yoldaymışız" diyerek açıklıyor.

34 yıllık evli ve 2 çocuk annesi olan 58 yaşındaki Ümmiye Koçak, bugüne kadar 11 tiyatro oyunu yazdı, kurduğu tiyatro topluluğu ile 500'ü aşkın kez sahneye çıktı ve oyunlarını Türkiye'nin dört bir yanından 30 bini aşkın insan izledi. Aldığı ödüller ve kurduğu topluluktaki tüm kadınların başarıları onun azminin ve taşıdığı o eşsiz ruhun bir kanıtı


Mehmet Ali Arslan, Haber Blog

SAKALLI CELAL




SAKALLI CELAL...
Deniz Bakanı bir paşanın oğlu olarak İstanbul'da dünyaya gelir. Yaşıtları oyuncaklarla oynarken o kendi kendine harfleri öğrenerek ev halkını şaşkına çevirir. İlkokul çağında konaktaki odasından çıkmaz, durmadan deniz lisesine giden ağabeylerinin kitaplarını okur. Babasının “henüz yaşın küçük” demesine rağmen, Fransızca dersleri alır ve kısa sürede mükemmel Fransızca öğrenir. Dönemin en iyi eğitim veren okuluna, Galatasaray Lisesi’ne, 1896 yılında başlar. Fransızcası çok iyi olduğundan hazırlık okumaz. Derslerinde olağanüstü başarılar elde eder. Burada geçirdiği 11 yıl; özgür, bağımsız, aydınlanmacı kişiliğinde çok etkili olur. Okulunu bitirdiğinde, muhteşem bir Fransızcası ve elinde her kapıyı açan Galatasaray diploması vardır. Basit memurluklarda gözü yoktur. Tevfik Fikret Galatasaray Lisesine müdür olunca bu dahi adamı elinden kaçırmaz ve okulda öğretmenlik yapmasını sağlar. 
Nazım Hikmet gibi birçok gence ders verir. Öğrencilerine, "Koridorda asılı olan ceket benimdir. Cebinde param var. İhtiyacınız kadarını alabilirsiniz" demektedir. Bir süre sonra Devlet, Fransızcası kuvvetli 35 genci sınavla Fransa ve İsviçre’ye yüksek öğrenim için gönderir. Bunlardan biri de Celal’dir; Sorbonne’da Siyaset Bilimi okumaya başlar. Ailesine mektup yazarak devlet büyüklerinden Makine Mühendisliğine geçmesini sağlamalarını, kabul edilmezse kendi paraları ile okutmalarını rica eder ama aile bunu reddeder. “Devlet neyi uygun görmüşse onu tahsil et’’ cevabını alır. Bir daha asla kesmemek üzere o gün sakalını uzatmaya başlar.
Fransa’nın en büyük yazar, şair ve düşünürleriyle fikir alışverişinde bulunur. Hür beyni daha da aydınlanır. “Devletin parasını yediğimiz yeter’’ deyip diploma almadan ülkesine döner. Üsküp’e Fransızca öğretmeni olarak gönderilir. Burada öğrenciler ve halk kendine hayran kalır. Kendi parasıyla okulun önüne futbol sahası yaptırır. Fransa’dan toplar getirtir. Öğrencilere don ve fanila diktirir. Futbolu öğretir. Fakat bölgedeki yobazlar onu şikâyet ederek okuldan attırır. Sebebi; futbol günahmış! Çünkü Yezit’ler Hz. Hüseyin’in başını keserek yerde top gibi oynamışlar, futbol onu temsil ediyormuş.
İstanbul’a döner. Trablusgarp’ta Mustafa Kemal ve askerlerinin zor durumda olduğunu öğrenir. Bir tekneye mühimmat doldurup yola çıkar. Fakat yolda İngiliz devriye teknesi yollarını kesince arkadaşlarının “silahımız var vuruşalım’’ fikrine karşı çıkar; “silahları değil aklımızı kullanacağız.’’ Muhteşem dili ve siyasi bilgisi ile İngiliz komutanına bu silahları Fransızlara direnen Tunuslu mücahitlere götürdüklerine inandırır ve Mustafa Kemal’e ulaştırır. Silâh altına alınmak ister ama “ülkeye öğretmen lazım’’ denilerek Kastamonu Lisesi’ne Fransızca öğretmeni olarak gönderilir. Fakirlik, hastalık ve cehaletin olduğu bir dönemdir. Şehirde frengi vardır, bununla mücadele eder. Öğrencilere yabancı dilin yanı sıra tarih ve hayat bilgisi dersleri verir. Yobaz zihniyet onu bir kez daha hedef alır. “Dini bütün yerde başı açık geziyor, çocuklara Fransız devrimini anlatıyor, ayaktopu oynatıyor günahtır” diye İstanbul'a şikayet ederler. Görevden alınır, İzmit Lisesi’ne gönderilir. Burada büyük şair Yusuf Ziya Ortaç ile tanışır. Ölümünden sonra Ortaç; “Celal beyin cenazesine gitmedim. İnsan kendi tabutunun arkasından yürüyebilir mi?” diyerek dostluklarının büyüklüğünü gösterecektir.
Sakallı Celal buradan Ankara Lisesi’ne müdür yardımcısı olarak atanır. Burada da öğrencilerine sürekli aydınlanmayı, akıllarını kullanmayı ve hurafelerden uzak durmaları gerektiğini öğütler. "Çocuklar evlerinde ve camide din öğrenebilir ama Fransızca öğrenemez’’ diyerek din dersi saatini azaltarak Fransızca derslerini arttırır. Okulun lağımı taşar, kimse ilgilenmeyince kendisi açar. Koskoca müdür yardımcısı bu işi yapar mı diye ona işten el çektirirler. Sakallı Celal tepki olarak diğer gün bir boyacı sandığı bulur ve okulun önünde öğrencilerinin ayakkabısını boyar. Mevzuatı delerek Türkiye’de ilk kez İstanbul’dan bir bayan öğretmen getirtir ve atamasını yaptırır. Çok büyük tepki alır. Bakanlıktan bir yazı gelir. Yazıda “Yükseköğrenimde öğrenci boşluğu olduğundan son ve bir önceki sınıfların durumlarına bakılmaksızın mezun edilmesi gerektiği’’ yazmaktadır. Hiç beklemeden burası “boyacı küpü’’ değil diyerek bir daha dönmemek üzere öğretmenlikten istifa eder...
Aydın’a incir fabrikasına işçi olarak gider. Fabrika yönetimine ve üreticilere incir ve üzüm tarımının geliştirilmesini, taşınmasını, kurutulmasını ve paketlenmesini modern tekniklerle öğretir. Fransızca bilen, muhteşem silah kullanan ve fabrikanın karmaşık makinelerini tamir edebilen bu adam aranan biri haline gelir ve “ustabaşı’’ olur. İşçilere okuma yazma ve Fransızca öğretir. Fabrika sahibine modern teknikleri, çiftçilere ise kooperatifleşmeyi öğretir. Hasta bir işçi ve fakir bir köylüye maaşını verdiği için Komünist diye şikayet edilir. Polis evini basar, evde Komünizme ait belgeleri bulamayınca yerini sorar. Sakallı Celal kafasının içini göstererek “İşte burada’’ diye cevap verir. Duvardaki Marks portresi içinse "dedemdir" der. Fabrikada sağ işaret parmağı makineye sıkışır ve ucu kopar. Soranlara “O zaten komünist parmağımdı bir şey olmaz’’ cevabını verir. Birgun hakkındaki iftiralardan bunalır ve evindeki bütün eşyaları işçilere dağıtıp bir çuval kitapla Ankara’ya döner. Oradan da İstanbul’a…
İstanbul’da onu tanıyan dönemin en büyük şair, yazar, avukat ve kalburüstü aileleri evlerine sohbetini dinlemek için davet ederler. Çünkü muhteşem bilgisi ve konuşma yeteneği vardır. Çöpçülerin aldığı maaşı düşük bulur. Bunu protesto etmek için Vali konağının önünü süpürmeye başlar. O sırada oradan Rasih Nuri İleri ile hocası Prof. Kerim Erim geçmektedir. O günü İleri şöyle anlatır; “Hocam, Profesör Kerim Erim bir anda fırlayıp yerleri süpüren sakallı bir çöpçünün elini öpmeye başladı...’’
Sakallı Celal Maddi sıkıntı çekse de hayatı boyunca kimseden para yardımı kabul etmez. Elinde büyüyen Mehmet İsvan çok zengin bir iş adamı olur. Hocasına hesap açar fakat öldükten sonra tek bir kuruşuna dokunmadığını görür. Hayatı boyunca hiç sigara ve alkol kullanmaz. "Türkiye, doğuya yol alan bir geminin güvertesinde batıya koşan insanların ülkesidir" ve "Bu ülkede ilgililer bilgisiz, bilgililer ilgisizdir." sözleri ona aittir. 
1962 yılında hayata gözlerini yummadan önce vasiyetinde; “Mustafa Kemal’i seviyorum. Ona olan güçlü özlemimle ölüyorum. Onu öpmek, koklamak isterdim" der. Kaynak olarak kullandığım “Sakallı Celal’’ isimli eserin yazarı Orhan Karaveli şöyle diyor; "Tek isteği vardı Sakallı Celal Beyin, Türkiye’nin Atatürk’ün yolundan giderek aydınlık günlere ulaşması…"
-Tarık Barbaros Plevneli
(Fevzi Özdemir)


Mehmet Ali Arslan, Haber Blog

24 Aralık 2024 Salı

BAZI SEVDALAR BETİMSİZDİR



BAZI SEVDALAR BETİMSİZDİR...

Babası bir İtalyan berberdi..
Annesi Fransız asıllı Rus bir danscı..
Yoksuldular..
New York'ta zor geçiniyorlardı..
Onun doğumunda annesi sorunlu bir hamilelik süreci yaşamıştı..
Bu nedenle sol gözünde, kulağında ve üst dudağında kalıcı hasar oluşmuştu..
Kısmi felç..
Ağzı yana kayıyordu.
Dudakları orantısız duruyordu.
Üstelik sol gözü sağ gözüne oranla daha aşağıdaydı..
O yüzden insan içine çıkamıyor, okulu gidemiyor, arkadaş edinemiyordu..
Tek arkadaşı köpeği, Butkus'tu..
Bir buldog..
Butkus onun herşeyiydi..
New York sokaklarını köpeğiyle aşındırıyordu..
İkinci sınıf spor salonlarına gidiyordu..
Ne iş bulsa yapıyordu..
Amele işler..
Sokaklarda yatıyor, yemeğini köpeğiyle paylaşıyordu..
Bazen günlerce aç kalıyorlardı..
Bir süre sonra Hollywood'u mekan etti..
Ancak yüzündeki hasar nedeniyle iş bulmakta zorlanıyordu..
Bazı filmlerde çok düşük ücretle yüzü görünmeden figuran roller alıyordu..
Genelde de porno filimlerde..
Ama kazandığı yetmiyordu..
Sonunda sıfırı tüketti..
Köpeğini besleyemediği için tanımadığı bir adama satmak zorunda kaldı..
Sadece 25 dolara..
Parayı alıp, Butkus'u verdiğinde hem kendisi, hem köpeği ağlıyordu..

*.  *.  *

Köpeğini sattıktan bir hafta sonra bir tesadüf Muhammed Ali Clay ile Chuck Wepner'in boks maçını izledi..
O an karar verdi..
Boksörlerin hayatını anlatan bir senaryo yazmalıydı..
Daha önce gittiği spor salonlarına döndü..
Bir kaç isimsiz boksörle konuştu..
Kafasında senaryo hazırdı..
Oturdu, 20 saatte yazdı..
Sıra senaryoyu satmaya gelmişti..
Ancak kimse ile anlaşamıyordu..
Çünkü başrolde kendi oynamak istiyordu..
Film yapımcıları senaryoyu çok beğenmelerine rağmen, ağzının yamukluğu nedeniyle ona rol vermek istemiyordu..
Hatta dalga geçiyorlardı.
'Senden olsa olsa komedyen olur, bize star lazım' diyenler oldu..
Senaryoya 350 bin dolar verdiler ama onun başrol oynamasını kabul etmediler..
Kapılar bir bir kapandı..
Sonunda bir film şirketi sadece 35 bin dolar karşılığında anlaşma sağladı..
Senaryoda başrol oynayacaktı..
350 bin doları geri çevirdi, 35 bin doları kabul etti..

*.   *.  *

Film hasılat rekorları kırdı..
Ödül üstüne ödül aldı..
En İyi Film, En İyi Yönetmen ve En İyi Kurgu dallarında 3 Oscar kazandı.. 
Bu dünya tarihinde bir ilkti..
Adı sanı duyulmamış bir oyuncu ve sıradan 
bir yönetmen muzice yaratmıştı..
Bir anda ünlendi..
Artık zengindi..
İstediğini alabilirdi..
Lüks villa, son model araba, ne isterse..
Ama onun ilk işi iki yıl önce sattığı köpeğini aramak oldu..

*.   *.   *

Hemen köpeğini tanımadığı adama verdiği sokağa gitti..
Sordu, soruşturdu..
Bilen yoktu..
Yılmadı..
Butkus'ı bulmalıydı..
Günlerce bekledi..
Sonunda adamı ve köpeğini buldu..
100 dolar teklif etti..
Adam kabul etmedi..
500 dolar teklif etti..
Adam yine kabul etmedi..
1000 dolar..
Yine red..
Uzun pazarlık sonunda nihayet anlaştı..
25 dolara sattığı köpeğini 1500 dolara geri aldı..
Sevgililer  birbirine kavuşmuştu..
O adam bugünün Hollywood starı Sylvester Stallone idi..
Meşhur olduğu film de Rocky..
Stallone köpeği Butkus'a daha sonra oynadığı filimlerde rol verdi..

*.   *.   *

Hayat böyle bir şey işte..
Bazen dibe vurursun..
Bazen zirveye çıkarsın..
Önemli olan vazgeçmemek..
Samuel Beckett şöyle der..
"Hep denedin, hep yenildin. Olsun. 
Gene dene, gene yenil. Daha iyi yenil."
Yenilmekten korkmayın..
Mücadele edenin kazanma şansı vardır..
Pes edenin asla..

Sedat KAYA


Mehmet Ali Arslan, Haber Blog

Neslihan acar




Neslihan Acar, 14 Şubat 1969 tarihinde İstanbul’da doğmuştur. Babası kuaför, annesi ev hanımıdır. 4 Yaşındayken reklam filmlerinde çocuk yıldız olarak rol aldı. Ortaokuldan mezun olduktan sonra tahsil hayatına devam etmedi.

1985 yılında senaryosu Orhan Kemal'in Murtaza adlı romanından uyarlanan, yönetmenliğini Ali Özgentürk’ün yaptığı “Bekçi” adlı sinema filminde Müjdat Gezen, İhsan Yüce, Halil Ergün, Menderes Samancılar, Güler Ökten, Macit Koper ile beraber rol aldı.
1988 yılında “Kıbrıs'ta Vuruşanlar” adlı dizide Bülent Bilgiç, Bahar Öztan, Neslihan Acar, Yaşar Alptekin, Osman Yağmurdereli, Mesut Çakarlı, Coşkun Gogen, Engin İnal, Salih Kırmızı, Esen Püsküllü ile beraber oynadı.

Neslihan Acar, 1995 yılında sinema oyuncusu Levent İnanır ile evlendi. Öykü Kardelen Arıca adında bir kız çocuğu vardır.

Neslihan Acar, Çasod üyesidir.

2016 yılında İlyas Salman, Orhan Aydın ve Neslihan Acar'ın başrollerini üstlendiği “Trendeki Yolcu” filminde başrolde oynadı.

2016 yılında senaristliğini ve Yönetmenliğini Vecihi Ener’in yaptığı “Girdap” adlı dizide Arzu Yanardağ, Engin Şenkan, Perihan Savaş, Güngör Bayrak, Mahmut Hekimoğlu, Murat Soydan, Açelya Akkoyun, Levent İnanır, Neslihan Acar birlikte rol aldı.

Filmleri ve Dizileri :
Oyuncu :
2019 - Bizim Semtin Çocukları (Sinema Filmi)
2018 - Kapan (Sinema Filmi)
2017 - Kayseri Aslanı: Çin İşi (Sinema Filmi)
2016 - Trendeki Yolcu (Sinema Filmi)
2016 - Girdap (TV Dizisi)
2015 - Masal (Ayten) (Sinema Filmi)
2015 - 5 Dakkada Değişir Bütün İşler (Konsomatris) (Sinema Filmi)
2014 - 2015 - O Hayat Benim (Süreyya) (TV Dizisi)
2013 - Mavi Dalga (Yasemin Hanım) (Sinema Filmi)
2010 - Hanımeli Sokağı (Gülistan 1) (TV Dizisi)
2008 - Sürgün Hayatlar (Nesrin) (TV Dizisi)
2005 - Davetsiz Misafir (Sevtap) (TV Dizisi)
2004 - Fırtına Hayatlar (Neriman) (TV Dizisi)
2004 - Dudaktan Kalbe (Mahmure) (TV Filmi)
2003 - Umutların Ötesi (TV Dizisi)
2003 - 2006 - Hayat Bilgisi (Körpenaz ) (TV Dizisi)
2001 - Dava / Doz (Zine) (Sinema Filmi)
1998 - Hain Geceler (Gül) (Sinema Filmi)
1997 - Acı Günler (Zeynep) (TV Dizisi)
1996 - Çıkmaz Yol (TV Filmi)
1993 - Öldüren Miras (Sinema Filmi)
1993 - Tetikçi Kemal (TV Dizisi)
1993 - Kış Düşleri (Sinema Filmi)
1993 - Bizim Mahalle (Sema) (TV Dizisi)
1992 - Mahallenin Muhtarları (Konuk Oyuncu) (TV Dizisi) (Bölüm)
1989 - İki Günlük Hürriyet (Sinema Filmi)
1988 - Yasak İlişki (Sinema Filmi)
1988 - Kıbrıs'ta Vuruşanlar (TV Dizisi)
1988 - Küçük Fahişe (Sinema Filmi)
1988 - Kumar (2) (Video)
1988 - Herşey Güzeldi (Sinema Filmi)
1988 - Canım Oğlum (Aygün) (Sinema Filmi)
1988 - Bebek Yüzlü (Sinema Filmi)
1988 - Babam Ve Ben (Sinema Filmi)
1987 - Sızı (Sinema Filmi)
1987 - Ne Fayda (Nesli) (Sinema Filmi)
1987 - Kızımın Kanı (Figen) (Sinema Filmi)
1987 - Düş Yakamdan Osman (Zeynep) (Sinema Filmi)
1987 - Benim İçin Ağlama (Sinema Filmi)
1987 - Benim Olsaydın (Serpil) (Sinema Filmi)
1987 - Allah Allah (İpek) (Sinema Filmi)
1986- Sultanoğlu (Tülin) (Sinema Filmi)
1986 - Sevgi Çıkmazı (Zerrin Acar) (Sinema Filmi)
1986 - Elmayı Kim Isırdı (Sinema Filmi)
1986 - Dayak Cennetten Çıkma (Video)
1986 - Biraz Neşe Biraz Keder (Sibel) (Sinema Filmi)
1986 - Bekçi (Küçük Kız) (Sinema Filmi)
1986 - Aşkın Kanunu Yoktur (Yonca) (Sinema Filmi)
1986 - Acı Lokma (Selcan) (Sinema Filmi)
1985 - Sevmek (Sinema Filmi)
1985 - Mavi Mavi (Sibel'in kız kardeşi) (Sinema Filmi)
1983 - Beyaz Ölüm (Suna) (Sinema Filmi)

Mehmet Ali Arslan, Haber Blog

Şehirlerin Trafik plakası kodları değişecek mi?




Son günlerde  bazı haber sitelerinde ve sosyal medyada dolaşan iddialara göre, Türkiye’nin il sayısının 81’den 100’e çıkarılmasıyla birlikte plaka kodlarında da kapsamlı bir değişiklik yapılacak. İddiaya göre, İstanbul 40, Ankara 07, Aksaray 05 Niğde 62 gibi yeni plaka kodları kullanılacak. Ancak, bu konuya ilişkin resmi bir açıklama henüz yapılmadı.

Türkiye'deki plaka kodları silbaştan değişiyor; 100 ille yeni dönem! İstanbul 40 Ankara 07 Ardahan 09 olacak 

Türkiye’de il sayısının 81’den 100’e çıkarılması planları, uzun zamandır gündemde olan bir yenilik olarak karşımıza çıkıyor. Bu değişiklikle birlikte, illerin plaka kodları da yenilenecek. Peki, 100 il sayısına ulaşan Türkiye'de yeni plaka kodları nasıl olacak?

İşte Türkiye’nin yeni plaka kodlarıyla birlikte illerinin sıralaması:

Adana – 01

Adıyaman – 02

Afyonkarahisar – 03

Ağrı – 04

Aksaray – 05

Amasya – 06

Ankara – 07

Antalya – 08

Ardahan – 09

Artvin – 10

Aydın – 11

Balıkesir – 12

Bartın – 13

Batman – 14

Bayburt – 15

Bilecik – 16

Bingöl – 17

Bitlis – 18

Bolu – 19

Burdur – 20

Bursa – 21

Çanakkale – 22

Çankırı – 23

Çorum – 24

Denizli – 25

Diyarbakır – 26

Düzce – 27

Edirne – 28

Elazığ – 29

Erzincan – 30

Erzurum – 31

Eskişehir – 32

Gaziantep – 33

Giresun – 34

Gümüşhane – 35

Hakkari – 36

Hatay – 37

Iğdır – 38

Isparta – 39

İstanbul – 40

İzmir – 41

Kahramanmaraş – 42

Karabük – 43

Karaman – 44

Kars – 45

Kastamonu – 46

Kayseri – 47

Kırıkkale – 48

Kırklareli – 49

Kırşehir – 50

Kilis – 51

Kocaeli – 52

Konya – 53

Kütahya – 54

Malatya – 55

Manisa – 56

Mardin – 57

Mersin – 58

Muğla – 59

Muş – 60

Nevşehir – 61

Niğde – 62

Ordu – 63

Osmaniye – 64

Rize – 65

Sakarya – 66

Samsun – 67

Siirt – 68

Sinop – 69

Sivas – 70

Şanlıurfa – 71

Şırnak – 72

Tekirdağ – 73

Tokat – 74

Trabzon – 75

Tunceli – 76

Uşak – 77

Van – 78

Yalova – 79

Yozgat – 80

Zonguldak – 81


Mehmet Ali Arslan, Haber Blog

ŞARKICI TÜDANYA




TÜDANYA

1961 yılında İzmir'in Bergama ilçesinde Roman[2] asıllı yoksul bir ailenin dokuz çocuğundan biri olarak doğdu. Asıl adı Hatice Döngü'dür.  İlkokul 3. sınıftan sonra eğitimini bıraktı. Küçük yaşta 10 yıl süren bir evlilik yaptı, 2 çocuğu oldu. Boşandıktan sonra şarkıcılığa başladı.

Cengiz Özşener'in Pırlanta Pavyon'unda çalışmaya başlayan ve ilk yıllarda Türk Sanat Müziği söyleyen Tüdanya, 1983'te 'Sıra Sıra Dağlar' albümünü çıkartmış ve 700.000 satmıştır. Ardından gelen 'Azap', daha başarısız olsa da 1986'da 3. Albümü olan 'Seni Sevmeyen Ölsün' ile korsanlar hariç 2.000.000 satmıştır. Daha sonra bu parçanın yüzlerce cover'ı yapılmış, onlarca Sanatçı tarafından söylenmiştir.

İzmir Fuar'da 11 yıl aralıksız çıkan tek şarkıcıdır.[4] Şarkılı filmler döneminde Münir Özkul, Salih Kırmızı ve Murat Soydan ile sinema filmlerinde de oynamıştır.

16 Ekim 2007 yılında Amasya'da verdiği konserin ardından, Tokat'ın Turhal ilçesinde düzenlenen bir başka konsere katılmak üzere giderken, Tüdanya yanında bulunan arkadaşları ile Aydınca mevkiinde trafik kazası geçirir. Geçirdiği kazada yaralanarak kalça kemiği kırılır ve Amasya Sabuncuoğlu Şerefeddin Devlet Hastanesi'ne kaldırılarak tedavi altına alınır.

2020 yılında kalp krizi geçiren ve 2021 yılında gırtlak kanserine yakalanan Tüdanya sesini kaybetmeden önce son konserini 2018 yılında İstanbul Cahide'de vermiştir. 37. İstanbul Film Festivali'nin Arabesk sinema filminin 30. Yılı dolayısıyla organize ettiği gecede Gülden Karaböcek, Ayta Sözeri ve Demet Evgar ile birlikte sahne alan Tüdanya 'Seni Sevmeyen Ölsün' ve 'Huzurum Kalmadı' adlı şarkıları seslendirdi. Gırtlak kanserine yakalandıktan sonra sıkıntılı günler yaşayan Tüdanya'nın yardımına Şubat 2022 de sanatçı Haluk Levent koştu. AHBAP Derneği kurucusu Levent; "Çok, çok zor durumda. Kanser bir yandan evsizlik bir yandan. Haydi biz başarırız arkadaşlar!" diyerek sanatçı için yardım kampanyası başlattı.


Mehmet Ali Arslan, Haber Blog

23 Aralık 2024 Pazartesi

Tayvan Hakkında Bilmeyebileceğiniz 15 İlginç Gerçek




Tayvan Hakkında Bilmeyebileceğiniz 15 İlginç Gerçek

1. Tayvan, Yehliu Jeopark'taki "Şamdan" adı verilen dünyanın en uzun doğal olarak oluşan deniz yığınına ev sahipliği yapıyor.
2. Bir zamanlar dünyanın en yüksek binası olan Taipei 101, yüksekliği yarım kilometreyi aşan ilk gökdelen oldu ve tayfunlara ve depremlere dayanacak şekilde tasarlandı.
3. 1980'lerde Tayvan'da meydana gelen küresel popüler bir içecek olan Bubble tea, ülke kültürüne derinden yerleşti.
4. Tayvan'ın eşsiz bir ayı türü var, ülkenin sembolü olarak kabul edilen Formosan siyah ayısı.
5. Taipei'deki Ulusal Saray Müzesi, Çin imparatorluk eserlerinin dünyadaki en büyük ve en değerli koleksiyonlarından birini barındırıyor.
6. Sun Moon Lake Tayvan'ın en büyük doğal gölü ve önemli bir kültürel ve turistik cazibe merkezidir.
7. Tayvan 400'den fazla kelebek türüne ev sahipliği yaptığı için "Kelebek Krallığı" olarak bilinir.
8. Shilin Gece Pazarı gibi Tayvan'ın geleneksel gece pazarları canlı atmosferi ve lezzetli sokak yemekleriyle ünlüdür.
9. Tayvan adası bir zamanlar Portekizli denizciler tarafından verilen "güzel ada" anlamına gelen "Formosa" olarak anıldı. "
10. Tayvan gelişen bir yarı iletken endüstrisine sahip ve dünyanın en büyük sözleşmeli çip üreticisi TSMC'ye ev sahipliği yapıyor.
11. Alişan Ulusal Manzara Alanı, nefes kesen gün doğumu ve eşsiz bir dağ demiryolu sistemi olan Alişan Orman Demiryolu ile ünlüdür.
12. Tayvan, kış yaşam alanlarına seyahat eden milyonlarca mor karga kelebeği ile yıllık bir kelebek göçü yaşıyor.
13. Ada, Pasifik Ateş Çemberi'nde yer alıyor, bu da onu depremlere ve volkanik aktiviteye yatkın hale getiriyor.
14. Tayvan kültürü geleneksel Çin, Japon ve yerli Avusturalya mirasından gelen etkilerini harmanlıyor.
15. Tayvan kaplıca için bir uğrak noktasıdır, Beitou Kaplıcaları büyük bir şehre yakın en ulaşılabilir jeotermal alanlardan biri.

Mehmet Ali Arslan, Haber Blog

CAHİT SITKI TARANCININ BU ŞİiRINI SİZLERE SUNUYORUM




CAHİT SITKI TARANCININ BU ŞİiRINI SİZLERE SUNUYORUM.

Öyle bir yıl olsun ki;

Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun. Kuşların, çiçeklerin diyarı olsun.

Öyle bir yıl olsun ki;

Ne başta dert, ne gönülde hasret olsun. Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.

Öyle bir yıl olsun ki;

Ne zengin fakir, ne sen ben farkı olsun. Kış günü herkesin evi barkı olsun.

Öyle bir yıl olsun ki;

Yaşamak sevmek gibi gönülden olsun. Olursa bir şikayet ölümden olsun.

O da gençlerden uzak olsun...



Mehmet Ali Arslan, Haber Blog

Cüneyt Gökçer, Türk sinema ve tiyatro oyuncusu.



Cüneyt Gökçer, Türk sinema ve tiyatro oyuncusu.

Lise yıllarında Ankara Halkevi Temsil Koluna üye oldu. 1936 yılında bir Türk yazarının piyesinde ilk başrolünü oynadı.

1937 yılında Ankara Devlet Konservatuarı Tiyatro Bölümüne girdi. Tatbikat Sahnesi ve Devlet Tiyatrolarında birçok eserde başrol oynadı, yurt içinde ve yurt dışında başarılar kazandı.

1942 yılında Devlet Konservatuvarı yüksek lisans bölümünden mezun olduğu yıl Tiyatro Bölümünde sahne ve mimik hocalığına atandı. 1 Ekim 1949’da Büyük Tiyatro, Ahmet Kutsi Tecer‘in Köroğlu Destanı ile resmen açılır. Gökçer’in bu oyundaki rolü Köroğlu’dur. Aynı sezonda, daha önce tatbikat sahnesinde Onikinci Gece’yi sahneye koyan Renato Mordo’nun yönettiği Faust’ta Mefhisto’yu oynar.

Rejisör ve aktör olarak sanatında olgunlaşması 1954 ile 1958 yılları arasında Muhsin Ertuğrul‘un ikinci Devlet Tiyatrosu müdürlüğüne rastlar. Muhsin Ertuğrul‘un Devlet Tiyatrosu müdürlüğünden istifası üzerine, yerine Cevat Memduh Altar getirilir. Altar zamanında Gökçer, bilgi ve deneyim için Avrupa’ya gönderilir. Almanya, Avusturya, İngiltere ve Fransa‘nın Oldwich, Commedia Française, Thalia Theater gibi önemli sanat merkezlerinde reji asistanı olarak çalışır. Ünlü yönetmenlerin ve sanatçıların provalarını izleme olanağını bulur.

25 Ağustos 1958 tarihinde 38 yaşındayken; Muhsin Ertuğrul‘dan yaş haddi nedeniyle boşalan Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğüne atandı.

Cüneyt Gökçer yöneticiliği süresince repertuar politikasının belirlenmesi ve uygulanmasında önemli bir aşama olarak, Batı Tiyatrosunun başyapıtlarının yanı sıra daha fazla Türk Tiyatro eserine yer verilmesini gerekliliğini savunur. Bu amaçla yerli oyun yazarlarını teşvik eder. Refik Erduran, Cahit Atay, Güngör Dilmen Kalyoncu, Yıldırım Keskin, Recep Bilginer, Necati Cumalı, Aziz Nesin, Oktay Arayıcı, Yaşar Kemal, Turan Oflazoğlu, Orhan Asena gibi oyun yazarlarımızın eserleri Gökçer döneminde seyirciyle buluşur.

Gökçer’in Devlet Tiyatrosu genel müdürlüğüne atandığı o yıllarda opera ve bale Devlet Tiyatrosu’na bağlıdır. 1959 yılında Opera-Bale Devlet Tiyatrosu’ndan ayrılsa da, 1960 yılında tekrar birleşir ve bu durum 1966 yılına kadar devam eder. Gökçer tiyatronun yanı sıra opera ve bale sanatlarının gelişmesi için de önemli çalışmalar yapar. Müzik konusunda İtalyan, koreografi konusunda ise İngiliz hocalardan, özellikle Dame Ninetto de Valois‘dan yararlanarak bu bölümlerde yeni gelişme imkanları sağlar.

1963 yılında Devlet Tiyatroları’nda ilk müzikalin sahnelenmesini sağladı.

1985 yılında aldığı profesörlük unvanı ile Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarı müdürlüğüne atandı.

1989 yılında Bilkent Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi Tiyatro Bölümü başkanlığı yaptı. 1996 yılında Türkiye’de ilk defa Tiyatro Rejisörlüğü lisans eğitimini başlatan Gökçer, gerek oyuncu gerek rejisör olarak çok sayıda ödül aldı.

1982 yılında Devlet Sanatçısı unvanını alan ilk tiyatro sanatçısı olarak sanat tarihine geçti.

Cüneyt Gökçer, 23 Aralık 2009 tarihinde Ankara’da 89 yaşında vefat etmiştir


Mehmet Ali Arslan, Haber Blog

Dilber Ay Kimdir?




Dilber Ay Kimdir?

Dilber Ay, 1 Ocak 1956, Kahramanmaraş'ta dünyaya geldi. Barak havaları ve 1981 yılında söylediği "Meyrik" türküsüyle Türkiye'de büyük bir kitlenin sevgisini kazandı; "Tavukları pişirmişem" olarak bilinen Adıyaman türküsü ile fenomen haline geldi. 2011-2015 yılları arasında tam teşekküllü bir hapishane simülasyonu içinde, demir parmaklıkların ardından arabesk şarkılar seslendirdiği "Kadere Mahkûmlar" adlı televizyon programını sundu. Türkücü, 2012 yılında ana akım televizyonlara konuk olmaya başladıktan sonra hızla popüler kültür ikonuna dönüştü. 

Erkeksi, güçlü, sert, özgüveni yüksek bir imaj yaratan Dilber Ay, seslendirdiği hüzünlü türküler ve arabesk formundaki şarkıların yanı sıra sinema filmlerinde aldığı roller, televizyonda yaptığı reytingi yüksek programlar, rol aldığı reklam filmleri ile hatırlanır. Hayat öyküsü 2021 yılında çekilen "Dilberay" adlı filme konu olmuştur.

1 Ocak 1956'da Kahramanmaraş ilinin Pazarcık ilçesinde doğdu. Kureyşan aşiretine mensup olan Ay'ın asıl soyadı Bağbuş'tur.  İlköğrenimine Kahramanmaraş'ta başladı; bu şehirde ilkokul üçüncü sınıfa kadar okudu, daha sonra eğitimine devam edemedi. Ailesi ile birlikte önce Ankara'ya, oradan da Bolu-Düzce taraflarına göç ederek yerleşti. Düzce'de "güzel ses" aramak üzere TRT Radyosu'nun 1969'da yaptığı çalışma sırasında "Gönül gel seninle muhabbet edelim, araya kimseyi alma sevdiğim" türküsünü seslendirmesiyle yeteneği fark edildi. Ancak yarışmaya katıldığı için babası Hüseyin Bağbuş'tan çok ağır işkenceler gördü.

13 yaşında iken 50 yaşında bir erkekle evlendirildi. Bu evlilikten Satı ve Filiz isminde iki kız çocuk sahibi oldu. İkinci evliliğini 16 yaşındayken yanına kaçtığı teyzesinin oğluyla yaptı,Ünal isminde bir erkek çocuk sahibi oldu. Üçüncü evliliğini, Almanya'da tanıştığı İbrahim Karakaş ile 1998 yılında yapmıştır.

Barak ağzı uzun havalarını icra etmeyi Halit Arapoğlu’ndan öğrendi. 1974'te TRT Radyosu'nda sınava girdi. Genç yaşta radyoda söylediği türkülerle tanındı. Ankara Konak Gazinosu'nda türkücülük yaptı. İbrahim Tatlıses,Bergen,Bedia Akartürk, İzzet Altınmeşe, Dursun Salkım gibi tanınmış isimlerle birlikte çalıştı. Adana'da birlikte sahne aldığı Bergen ile yakın bir dostluk kurdu. Müzik yaşamı boyunca çok sayıda albüm yaptı. Bilinen ilk 45’lik plağı “Yavrum Oy / Oy Bahçenize Giremedim Ben Gazelden” adını taşıyan 1974 tarihli plaktır.

Dilber Ay, 2006 yılından itibaren sinema filmlerinde rol aldı. Rol aldığı ilk film olan Beynelminel (2006)'de bir şarkıcıyı, Yol Arkadaşım (2017) filminde bir araba tamircisini canlandırdı. Beynelminel filmindeki rolü ile 14. Altın Koza Film Festivali'nde En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Ödülü'ne değer görüldü.Beynelmilel filminde bir pavyon sahnesinde söylediği Akşama Geleceğim (bilinen adıyla "Tavukları pişirmişem") adlı anonim Adıyaman tükrüsü fenomen haline geldi. Birçok eğlence ve kutlamalarda Dilber Ay’ın seslendirdiği bu türküye özel bir yer verildi. 2014 yılında Fenerbahçe Spor Kulübü’nün şampiyonluk kutlamasında futbolcuların sahada oyun ve alkışlarla "Tavukları Pişirmişem” türküsüne eşlik etmeleri, ulaştığı popülerliğini göstermiştir.

Dilber Ay, 2011-2015 arasında Flash TV' kanalında müzisyen Devran İskender ve Cihan Akboğa ile birlikte Kadere Mahkûmlar adlı arabesk müzik programını sundu.[13] Programda konuklarını demir parmaklıklarla çevrili stüdyoda ağırladı; mahkûmlardan gelen mektupları okuyup, istek türkü ve şarkılarını seslendirdi. Geniş. bir izleyici kitlesine ulaşan bu program sayesinde ana akım medya tarafından keşfedilen Dilber Ay, çeşitli reklam filmlerinde rol aldı ve ana akım medyadaki haber programlarında canlı yayına çıkarıldı. 2012'de CNN Türk televizyonunda konuk olarak katıldığı 5N1K programında, haberci Cüneyt Özdemir’in onu yanlış anlaması (Şarkı ismi olan "Zorunda mıyım" sözünü anlamayıp "Zorunda mıyım?" diye sorduğunu sanması) sosyal medyada büyük etki yarattı. Bu olay, bir mobil operatörün reklam kampanyasına esin kaynağı oldu ve Dilber Ay’ın, Türk kamuoyunun büyük bölümü tarafından tanınmasında etkili oldu.

Yaşamını Düzce'de bulunan ikametinde geçiren Dilber Ay, geçirdiği kalp krizi sonucu 29 Nisan 2019 tarihinde Ankara'daki bir hastanede 63 yaşında öldü. Cenazesi 30 Nisan 2019'da Düzce'ye getirilerek şehir mezarlığında defnedildi.


Mehmet Ali Arslan, Haber Blog