25 Şubat 2022 Cuma
24 Şubat 2022 Perşembe
Dünya Ardahanlılar Günü Bitti, Kurtuluş Günleri devam edecek
Mehmet Ali Arslan Haber Gazetesi www.mehmetaliarslan.name.tr
22 Şubat 2022 Salı
Ardahan Konfederasyonu (ARDAKON) Dayanışma Gecesi Düzenledi
| Ardahan Konfederasyonu ARDAKON |
Ardahan Konfederasyonu (ARDAKON) Dayanışma Gecesi Düzenledi
Ardahan Konfederasyonu Başkanı Sami Atıcı, Ardahan Konfederasyonu’nun Kurucu 30 Akademisyenin içerisinde yer alan üst çatı bir Sivil Toplum Kuruluşu olarak ilk etkinliğini yapmış oldular, geceye bir çok Ardahanlı siyasetçi iş insanı gazeteci yazar ve sanatçı katıldı,
21 Şubat 2022 Pazartesi
21 Şubat Dünya Anadili Günü Kutlu Olsun
Eğitim Sen, Dünya Anadili Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, "Anadilinde eğitim alabilen çocukların okuma, yazma, düşünme ve ifade becerilerinde olumlu gelişmeler kaydettiği bilinmektedir." dedi
Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) Genel Kurulu, 1999 yılında aldığı bir kararla 21 Şubat gününü, “Uluslararası Anadili Günü” olarak kabul etmiştir. “21 Şubat Dünya Anadili Günü” ilk kez 2000 yılında, dünya çapında çok dilli yaşamı ve kültürel çeşitliliği desteklemek amacıyla kutlanmaya başlamıştır.
UNESCO verilerine göre, dünyada yaklaşık 5 bini yerli dili olmak üzere 7 binden fazla dil konuşulmaktadır. Bu dillerin yüzde 40’ı yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır. UNESCO’ya göre, yüz yıl içinde bir dili konuşacak çocuk kalmayacak durumda ise o dil tehlikede, bir dili konuşan hiç çocuk kalmamışsa o dil ölü olarak kabul edilmektedir. UNESCO Dünya Tehlike Altındaki Diller Atlası’na göre Türkiye’de 18 dil yok olmuş veya yok olma tehlikesi altındadır.
Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 30’uncu maddesinde “Soya, dine ya da dile dayalı azınlıkların ya da yerli halkların var olduğu devletlerde, böyle bir azınlığa mensup olan ya da yerli halktan olan çocuk, ait olduğu azınlık topluluğunun diğer üyeleri ile birlikte kendi kültüründen yararlanma, kendi dinine inanma ve uygulama ve kendi dilini kullanma hakkından yoksun bırakılamaz” ifadeleri yer almaktadır.
Çocuklar açısından 0-6 yaş arası, zekâ gelişiminin büyük oranda tamamlandığı, çevresiyle ilişkilerini algılamaya ve tanımaya hatta yorumlamaya başladığı bir dönemdir. Zekâ gelişiminin başarıyı anlayan ya da geliştiren özellikleri katılımla ilgili olmasına rağmen, bunun gelişimi yaşanılan çevrenin ekonomik, sosyal ve kültürel yapısıyla ilgilidir. Bu aşamada çocuğun gelişiminde belirleyici olan aile yaşantısıdır. Okul öncesi dönemde çocuk konuşma dili olarak tek dil bilir. Bu dil çocuğun anadilidir. Anadilin çocuk üzerindeki etkisi ailesi ve çevresinden öğrendikleriyle doğru orantılıdır. Bu süreçte çocuk, ona verildiği gibi, öğretildiği gibi anadilini öğrenir. Bu aşamadan sonra çocukta toplumsal ve ulusal kültür oluşur ve bilinçaltına yerleşir.
Çocuğun ana dilinden farklı bir dille karşılaşması, zekâ gelişiminin ilk evresini tamamladığı ve gelişimini sürdürdüğü çevresiyle daha sağlıklı ilişkiler kurmaya başladığı dönem olan 2-6 yaşları arasında gerçekleşir. Bu dönemde çocuk radyo, televizyon gibi kültürel iletişim araçlarından etkilenir. Bu etkilenme ise genelde olumsuz olur. Çocuğun bu iletişim araçlarında kullanılan dili bilmemesi, ne anlatılmak istendiğini algılayamaması kendi kişiliğinde oluşacak çatışmanın ilk belirtisidir. Çünkü okul öncesi yıllar, çocuğun psikolojik ve sosyal dünyasının merkezidir. Doğal olarak daha bu dönemde anadili dışında bir dille karşılaşması çocuğun iç dünyasını doğrudan etkileyen bir olgudur.
Dünyanın pek çok ülkesinde uygulanan (Almanya, Fransa, İsviçre, İsveç, Hollanda, ABD, Kanada, Belçika, Hindistan, G. Afrika ) çift dilli eğitim programlarında iki dilin birbirini besleyebildiği ve iki yönlü zenginleştirici bir aktarım yaratabildiği gözlenmiştir. Anadilinde eğitim çocuğun ikinci dili öğrenmesini kolaylaştırmakta, ikinci dili öğrenmek de anadili geliştirmektedir. Anadilinde eğitim alabilen çocukların okuma, yazma, düşünme ve ifade becerilerinde olumlu gelişmeler kaydettiği bilinmektedir.
Anadilinde eğitim alamamak, bir yandan akademik becerileri ve başarıyı çocuğun yaşına ve gelişim dönemine uygun düzeyde yakalamasını güçleştirirken, özellikle ergenlik döneminde sadece dil ve ifade becerilerinde değil, duygusal ve sosyal gelişim süreçlerinde de olumsuz yansımalar yaratmaktadır. Eğitim bilimi açısından bakılacak olursa bir bireyin anadilini okul yaşamına katmamak, çocukların sağlıklı düşünmesinin ve yetişmesinin okul dışında bırakılması ve okul çağına kadar yaşadıkları, yaptıkları dilsel faaliyetin yok sayılması demektir. Kuşkusuz bu durumun birçok olumsuz sonucu vardır. Her şeyden önce anadili eğitiminin engellenmesi ve çocukların, onlar için çok yeni olan bir dilde eğitime zorlanması, çocukları çok gerilerde bıraktıkları bir yerden yeniden başlamaya mahkûm etmek anlamına gelmektedir.
Eğitim hakkının yaşama geçirilmesinin en temel koşullarından biri kamu tarafından yürütülmesi ise, en az onun kadar önemli bir diğer koşul da içeriğinin demokratik, bilimsel ve laik olması, farklı dil ve kültürlerin özgürce gelişmesini sağlamayı hedeflemesidir. Bu koşullar sağlanmadığında eğitimin, o anki mevcut siyasal yapıyı yeniden üreten, bu haliyle eğitimin bireyler için temel hak olmaktan çıkıp, yapılması zorunlu bir görev haline gelmesi kaçınılmazdır. Eğitim hakkı, gerçek anlamda diğer hakların da güçlü biçimde yaşam bulması sağlandığında gerçek anlamını kazanmaktadır. Dolayısıyla eğitim biliminin temel ilkeleri ve uluslararası sözleşmeler yok sayılarak bir taraftan anadilinde eğitim hakkına yasak getirip, diğer taraftan eğitim hakkının karşılandığını iddia etmek sadece gerçekleri çarpıtmak anlamına gelmektedir.
Bir ülke için önemli olan, ekonomik ve toplumsal başarı sağlamak, dilsel ve kültürel zenginliklerin nesilden nesile aktarılmasının olanaklarını yaratmaktır. Ancak bu başarıldığı zaman toplumsal gelişme ve ilerleme sağlanabilir. Egemenler, bu anlamda bir toplumsal değişim ve ilerlemeyi engelleyebilmek için dünyanın birçok yerinde eğitim olgusuna el atmış, kültürel zenginlikleri talan etmiş, ‘resmi dil’ dışında kalan anadillerde eğitim-öğretimi yasaklama yoluna gitmiştir.
21 Şubat Dünya Anadili Günü, ülkemizde özellikle anadili Türkçeden farklı olan Kürtçe, Arapça, Lazca, Hemşince, Çerkezce vb. gibi milyonlarca çocuğun kendi anadillerinden koparıldığı bir ortamda kutlanmaktadır. Anadilinin kullanımının engellenmesi toplumun bireylerini değişik boyutta etkilese de, tartışmasız en fazla çevresi ile iletişimini anadili ile sağlayan çocukları etkilemektedir. Gerek dil bilimi, gerekse eğitim bilimleri açısından anadilin önemi ve gerekliliğinin yanı sıra, anadilin pedagojik ve insanı boyutunun sürekli geri plana itilmesinin en acı sonuçlarını çocuklarımız yaşamakta, anadili resmi dilden farklı olan çocukların öğrenme becerilerinde iki yıl geri kaldığı görülmektedir.
Eğitim biliminin temel ilkesini oluşturan ‘anadilinde eğitim’ talepleri her dönem ırkçı-şoven duygu ve tepkilerle karşılanmakta, sık sık siyasal istismar konusu yapılmaktadır. Açıktır ki, resmi dil dışındaki anadillerinin varlığına, yaşamasına ve öğrenilmesine karşı çıkmak, bir yönüyle eğitim biliminin en temel ilkesine karşı çıkmak, bilime meydan okumak anlamına gelmektedir. Türkiye dünyada çocuklarına bayram armağan eden tek ülke olmakla övünürken, milyonlarca çocuğun kendi anadili ile eğitim görmesine ‘ülke bölünür’ paranoyası ile yaklaşılması ve ‘suç’ olarak nitelendirilmesi büyük bir çelişkidir.
21 Şubat Dünya Anadili Günü’nde milyonlarca çocuk kendi anadilini kullanamadığı, anadilinde eğitim göremediği için başta eğitim süreçleri olmak üzere, toplumsal yaşamın bütün alanlarında mağduriyet yaşamaktadır. Kamusal, bilimsel, demokratik, laik ve anadilinde eğitim anlayışının ayrılmaz bir parçası olan farklı anadilleri üzerindeki sınırlamalara son verilmeli, her bireyin kendi anadilini öğrenmesi ve bu dilde eğitim almasının önündeki bütün engeller kaldırılmalıdır.
Eğitim Sen olarak, tüm dünya ve Türkiye halklarının 21 Şubat Dünya Anadili Günü’nü kutluyor, farklı anadili ve kültürlerin özgürce yaşamasının ve gelişmesinin önündeki bütün yasal ve fiili engellerin kaldırılmasını talep ediyoruz.
Nestlé Damak basın açıklaması

Türkiye’nin en sevilen Antep fıstıklı çikolatası Nestlé Türkiye’nin en sevilen Antep fıstıklı çikolatası Nestlé Damak, Antep fıstığının en çok yakıştığı, geleneksel Türk tatlısı baklavadan aldığı ilhamla çikolata severleri keyif anlarının vazgeçilmezi olacak yeni Nestlé Damak Baklava ile tanıştırıyor.
Çikolata ile fıstığın efsanevi aşkıyla özdeşleşen Nestlé Damak; Nestlé’nin çikolata uzmanlığından doğan yumuşacık beyaz çikolatasını, yemyeşil ve yoğun lezzetli Antep fıstıkları ve çıtır baklava yufkalarıyla buluşturuyor. Ortaya çıkan bu eşsiz uyum, yepyeni bir Damak deneyimi sunuyor.
89 yıldır Antep fıstıklı enfes lezzetiyle her anının tadını çıkaranlara hitap eden Nestlé Damak ailesi, yeni üyesi Damak Baklava’nın çıtır çıtır baklava yufkaları, yoğun lezzetli fıstıklarıyla sunduğu eşsiz lezzetle keyif anınızın vazgeçilmezi olacak, Antep fıstığının en çok yakıştığı, geleneksel Türk tatlısı baklavadan aldığı ilhamla çikolata severleri keyif anlarının vazgeçilmezi olacak yeni Nestlé Damak Baklava ile tanıştırıyor.
Çikolata ile fıstığın efsanevi aşkıyla özdeşleşen Nestlé Damak; Nestlé’nin çikolata uzmanlığından doğan yumuşacık beyaz çikolatasını, yemyeşil ve yoğun lezzetli Antep fıstıkları ve çıtır baklava yufkalarıyla buluşturuyor. Ortaya çıkan bu eşsiz uyum, yepyeni bir Damak deneyimi sunuyor.
89 yıldır Antep fıstıklı enfes lezzetiyle her anının tadını çıkaranlara hitap eden Nestlé Damak ailesi, yeni üyesi Damak Baklava’nın çıtır çıtır baklava yufkaları, yoğun lezzetli fıstıklarıyla sunduğu eşsiz lezzetle keyif anınızın vazgeçilmezi olacak
20 Şubat 2022 Pazar
Tema vakfı Mega Endüstri Bölgeleri Türkiye’ye Ekonomik Faydadan Ziyade Ekolojik Yıkım Getirecek
| Tema vakfı basın açıklaması bültesi |
Türkiye için yeni bir iktisadi kalkınma hamlesi olacağı belirtilen “mega endüstri bölgeleri”nin yer seçim kararlarını inceleyen TEMA Vakfı, projelerin Türkiye’nin sahip olduğu eşsiz ekosistem alanlarını koruyacak bir kurgu içinde gözetilmeden, önemli doğa alanlarına telafi edilemeyecek zararlar verilmesine yol açılacak şekilde planlandığını belirtti. Anlık olarak alınan yatırım kararlarının Türkiye için geri dönüşü mümkün olmayan zararlar doğuracağını paylaşan Vakıf, ekolojik değerlerle çelişen, biyolojik çeşitlilik ve doğal varlıklar üzerinde tehdit oluşturan bir kalkınma hamlesinin sürdürülebilir olmadığını vurguladı.
Yerli ve yabancı yatırımların yer alacağı, yüksek ve orta yüksek teknolojili ürünlerin üretilmesinin planlandığı belirtilen “mega endüstri bölgeleri” ilk kez 2018 yılında kamuoyuna duyurulmuştu. Türkiye’nin 4 önemli bölgesinde yapımına başlanan endüstri bölgeleri; kamu arazilerinin tahsisi, çeşitli vergi/harç indirimleri ve muafiyetleri, altyapı desteği, hızlandırılmış ve kolaylaştırılmış izin, onay ve ruhsatlandırma süreçleriyle var olan ekolojik değerlere vereceği geri dönüşü mümkün olmayan zararlar dikkate alınmadan geliştirilmeye başlandı. Projelerin yer seçim kararlarını inceleyen TEMA Vakfı, söz konusu yatırım kararlarının Türkiye’ye ekonomik faydadan ziyade ekolojik yıkım getireceğini belirtti.
Projelendirme süreçleri devam eden, Zonguldak, Trabzon, Sakarya ve Adana illerinde bulunan mega endüstri bölgeleri Türkiye’nin 4 önemli kıyı bölgesindeki ekosistemi ve bağlantılı diğer önemli doğa alanlarını yok edecek şekilde geliştirildiğini ifade eden TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç; “Ülkemizde korunması kritik önemde olan doğa alanları üzerinde alınan tüm bu yatırım kararları Kalkınma Planı, Mekansal Strateji Planı, Bölge Planı, Bütünleşik Kıyı Alanları Planı, Çevre Düzeni Planı gibi bütüncül planlama yaklaşımlarından ayrı olarak alınmış kararlardır. Dolayısıyla yapılacakları bölgeye olumsuz etkileri hiçbir bütüncül planlama ve kümülatif çevresel değerlendirme süreçlerinden geçirilmemiştir. Sanayi yatırımının yapıldığı bu bölgeler yeterince planlama yapılmaksızın ve doğaya etkileri dikkate alınmaksızın kurgulanmış çekim merkezleri haline gelecektir” dedi.
Ülke genelinde alınan yatırım kararlarının coğrafi anlamda akılcı bir biçimde olması gerektiğini de vurgulayan Ataç; “Flora ve fauna bakımından bu kadar önemli olan kıyı bölgelerinde yapı yoğunluğu, kirlilik yükü ve afet riskleri engellenmelidir. Bugün yaşadığımız iklim krizi, iktisadi kriz ve sosyal adalet sorunlarının birlikte çözümü için ekonomik ihtiyaçlarla birlikte ekosistem üzerindeki geri dönüşü olmayan ve gelecekte çok daha ağır ekonomik ve sosyal sonuçlara sebebiyet verebilecek etkilerin hesaba katılması gereklidir. Bunun için daha fazla gecikmeden sürdürülebilir bir iktisadi gelişim politikasına ve bu politikanın bir sonucu olarak planlı ve doğaya saygılı bir mekansal planlamaya ihtiyaç vardır” dedi.
Ciddi boyutlarda kirletici özellikleri bulunan mega endüstri bölgeleri Türkiye’nin önemli kıyı ekosistem alanları üzerinde planlandı
Kara ve suyun kesişim bölgelerinde, farklı jeolojik yapılara, coğrafi katmanlara ve doğa olaylarına göre çeşitlilik gösteren kıyı ekosistemleri bulunmaktadır. Kıyı ekosistemlerinde bütünlüklü bir biçimde bir arada yer alan kumullar, kayalıklar, kıyı bataklıkları, sazlıklar, orman alanları, tarım alanları ve sair doğal varlıklar, zengin bir biyolojik çeşitliliğe ev sahipliği yapmaktadır. Aynı zamanda dünya nüfusunun üçte birinden fazlası, gezegenin toplam kara alanının %4' ünden biraz fazlasını oluşturan kıyı bölgelerinde yaşamaktadır. Dolayısıyla kıyı ekosistemi açısından önemli doğa alanları üzerindeki insan etkisi, diğer ekosistem alanlarına göre çok daha yoğun yaşanmaktadır. Tüm bu nedenlerle bu alanlarda koruma-faydalanma dengesi açısından çok özel bir çaba gerekmektedir.
Umut Yeşertiyoruz! TEMA Vakfı
18 Şubat 2022 Cuma
Ardahanlılar 23 şubat Dünya ardahanlılar günü ne hazırlanıyor
DÜNYA ARDAHANLILAR GÜNÜ VE ARDAHANIN KURTULUŞ GÜNLERİ HAZIRLIKLARI BAŞLADI
| Ardahanın kurtuluş günleri ve Dünya ardahanlılar günü haberi |
DÜNYA ARDAHANLILAR GÜNÜ NEDİR NASIL ORTAYA ÇIKTI?
15 Şubat 2022 Salı
Cemre nedir Bu yıl ilk cemre ne zaman düşecek?
