30 Kasım 2024 Cumartesi

BENDEYMİŞ MEĞER şiir




BENDEYMİŞ MEĞER
Yoruldum ya dünya denen bu handa
Çalıştım çırpındım gettiğim yanda
Aradım merhemi her bir diyarda
Merhemin  sahibi bendeymis meğer

Yaşarken dertlerim bir bir dizildi
Şu garip bağrımda  yürek ezildi
Gözlerim ağladı yaşım süzüldü
Mendilin sahibi bendeymiş meğer

İnsan çeşit çeşit kisfe içinde
İçi başka dışı başka biçimde
İsterse insanlık gelir elinde
İnsanlık sahibi bendeymiş meğer

Doğru durmak gerek yanlış köyünde
Hakka varmak gerek haksız yanında
Yolu bilmek gerek dostun yanında
Bilenin sahibi bendeymiş meğer

Dört kitap içinde yazılan mesaj
İnsan olamaz hiç kirpik ile kaş
Emeğinle çalış zorlukları aş
Emeğin sahibi bendeymiş meğer

Garip Mevki ara kendi içinde
Gönlünü temizle aşkın içinde
Yaratan seninle senin içinde
Yaratan Kâmile yar imiş meğer
                               28.11.20118
Ali Haydar KARATAŞ

Mehmet Ali Arslan, Haber Blog

SÖYLENSİN şiir



SÖYLENSİN 

Beyhude dolaşma, kalbini yokla
Türküler, şiirler, sazlar söylensin
Gülü koparmadan dalında kokla
Arkandan çok güzel sözler söylensin 
*
Bazen de kendini yorma boşuna
Geçmişten bir şeyler gider hoşuna 
Gittim ben köyüme çeşme başına
Suyunu dolduran kızlar söylensin 
*
Kainat kaç defa dolmuş boşalmış 
Onca asır geçmiş, dünya kocalmış
Daldım hayale, bir yokmuş bir varmış
Tarih yaz, tarihte izler söylensin 
*
Öyle bir sev ki, bu Kerem desinler 
Züleyha'dan korkup hemen versinler
Ferhat dağı delmiş, söyler nesiller
Leyla Mecnun'daki gözler söylensin 
*
Sarıçam durmak yok, daim ileri
Yolundan saparsan kalırsın geri
Bayrağı taşımış Türk'ün neferi
İlimde, bilimde bizler söylensin 

Turgut Sarıçam 
.
 #ArdaHan


Mehmet Ali Arslan, Haber Blog

Yalova sugoren köyünden kar manzarası 2024





Mehmet Ali Arslan, Haber Blog

Kırşehir'de Mevsimin İlk Karı. 2024




Kırşehir'de Mevsimin İlk Karı.
#Kırşehir

Mehmet Ali Arslan, Haber Blog

Ağrı dağı ığdır



 Iğdır'da bulunan ve farklı bir il ismiyle anılan Ağrı dağı, hikayesiyle ilginç olduğu kadar görünümüylede ülkemizin en Fotojenik dağlardan biridir...

Mehmet Ali Arslan, Haber Blog

Ahlat ağacı



Ahlat ağacı, Anadolu insanının karakterine benzetilerek sabır ve dayanıklılıkla özdeşleştirilir. Birçok Anadolu köylüsü yaşamlarında bir ahlat ağacıyla özdeşleşir ve göç yollarında ayrılırken bu ağacın hüznünü içlerinde taşırlar. 

Kesmeyiniz ahlat ağaçlarını, sayıları gittikçe azalıyor. Yok olmakla karşı karşıyalar. Ahlat, bizim tarlanın ortasında duran yıllara meydan okuyan simgemizdir.


Mehmet Ali Arslan, Haber Blog

26 Kasım 2024 Salı

GALATASARAY 1988-1989 poster kadro




GALATASARAY 1988-1989.

Galatasaray’ın3-0 kaybettiği ilk maçın rövanşında Neuchatel Xamax’ı 5-0 yenerek Şampiyon Kulüpler Kupası’nda çeyrek finale yükseldiği maçtaki kadrosu.Teknik direktör Mustafa Denizli yönetimindeki sarı-kırmızılılar, çeyrek finalde de Monaco’yu eleyerek Şampiyon Kulüpler Kupası’nda yarı finale yükselen ilk Türk takımı unvanını aldı.

Soldan sağa
Ayaktakiler: Zoran Simovic, İsmail Demiriz, Savaş Koç, Cüneyt Tanman, Erhan Önal, Semih Yuvakuran.

Oturanlar: Mirsad Kovacevic, Metin Yıldız, Tanju Çolak, Uğur Tütüneker, Cevat Prekazi.


Mehmet Ali Arslan, Haber Blog

24 Kasım 2024 Pazar

BİR ZAMANLAR BİZ DE ÖĞRENCİYDİK



BİR ZAMANLAR BİZ DE ÖĞRENCİYDİK...
70'li yıllarda biz öğrenciydik ve nasıldık bir bakın:
Saçlara jöle, tırnaklara oje, sürülemez,
spor ayakkabıyla okula girilemezdi.

Erkekler kravat, kızlar fiyonk takmadan, yaka ve tırnak kontrolü yapılmadan derse girilemezdi.
Sabahları bahçede sıra olunur, pazartesi sabah Cuma öğleden sonra müdür konuşma yapar, özel günlerden biriyse saygı duruşu yapılır ve gerçekten saygıyla durulur, İstiklal Marşı okunurken dik durulur, konuşulmaz, saygı duyulurdu.

Öğretmenlerle dalga geçilemez, veli toplantıları aileye korkarak bildirilir, okulda "konuştuğun" (sevgilin) varsa sadece bahçede yan yana yürünürdü.
Forma ile okula gidilir, eve gelene kadar forma çıkarılmazdı. Gömlekler pantolonların - eteklerin, içine sokulur, okul renkleri dışında bir renk giymek yürek isterdi.

Küpe, kolye, yüzük, bilezik hafta sonları takılır, saçlar erkeklerde tıraşsız, kızlarda 3 boğum örgüsüz ise disipline gidilirdi.

Cep telefonu yoktu, internet de yoktu ama yine de öğrenciler birbirleri ile haberleşirdi.
Biyoloji dersinde üreme konusu anlatılırken utanılır, aruz ölçüsü ezberlerken delirilir, milli güvenlik hocaları askeri disipline sokmaya çalışırdı.

Okul kitapları üzerinde sevilen sanatçı resimlerini olduğu klasörlerde taşınır, ders yılı başında mutlaka kap kâğıdıyla kaplanır, etiketler yapıştırılır, etikete adı-soyadı- sınıfı- hangi dersin kitabı olduğu yazılır, o derse ait defterler de kolaylık olsun diye aynı desen kap kâğıdıyla kaplanır, ders sırasında yanında kitabı olmayan azarlanırdı.

Sınıflar kalabalık olsa da çıt çıkmadan ders dinlenir, boş derslerde sınıftan çıkılmaz, ders saatlerinde okul sınırlarını ihlal etmek isteyenlere acınmazdı.
Ödevler mutlaka yapılır, dönem ödevleri için kütüphaneler, meydanloueres, ana ya da temel britanikalar taranır, ödevler elle ve mutlaka dolmakalemle yazılırdı.

Yat denince yatılır, sabah okula servis yerine otobüsle gidilir, bazen çanta yoklaması yapılır, okula yasak bir şey getirilemezdi.-okulun herhangi bir yerinde sakız çiğnenemez, derslerde bir şey yenemez, su içmeye gitmek için izin istenirdi.

Birine uyuz olduysak öğretmene şikâyet eder, asla kendimiz sopayla, bıçakla girişmez, çeteleşmez, okul dışında bile kavga etmezdik. 
Bilirdik ki kavga edersek evde ya da okulda bi posta daha dayak var.

Kızlarla erkekler birbirine mesafeli durur, el şakası yapmaz, küfürlü konuşmaz, efendilik bozulmazdı.
Yerli malı haftası sınıf pikniğine döner, her tür yiyecek bulunur ve biz bu yemekleri paylaşırdık.

Kitap okurduk örneğin, ödev bile olsa okurduk. Değiştirip kitapları öyle okur, kütüphaneden kimlik çıkartır kütüphanede okurduk.

Biz öğrenci gibi öğrenciydik. Saygılıydık, tertipliydik, edepliydik...

Biz çok güzel öğrencilerdik. Çok zor da olsa o dönemlerde hayat, şimdikiler gibi kayıp kuşak değildik. Hayatın bir anlamı vardı ve biz bunu bilmesek bile hissederdik...
İzmir Kız Lisesi 
10 Kasım töreni

Alıntı



Mehmet Ali Arslan, Haber Blog

Bir hikaye masal

Bir hikaye masal

iskoçya’da yoksul mu yoksul bir çift yaşardı. Fleming’di adı. 
Günlerden bir gün tarlada çalışırken bir çığlık duydu. Hemen sesin geldiği yere koştu. 
Bir de baktı ki beline kadar bataklığa batmış bir çocuk, kurtulmak için çırpınıp duruyor. Çocukcağız bir yandan da avazı çıktığı kadar bağırıyordu. 
Çiftçi çocuğu bataklıktan çıkardı ve acılı bir ölümden kurtardı.

Ertesi gün Fleming’in evinin önüne gelen gösterişli arabadan şık giyimli bir aristokrat indi. Çiftçinin kurtardığı çocuğun babası olarak tanıttı kendini. ‘‘Oğlumu kurtardınız, size bunun karşılığını vermek istiyorum’’ dedi. yoksul ve onurlu Fleming ‘‘Kabul edemem!’’ diyerek ödülü geri çevirdi.

Tam bu sırada kapıdan çiftçinin küçük oğlu göründü. ‘‘Bu senin oğlun mu?’’ diye sordu aristokrat.

Çiftçi gururla ‘‘Evet!’’ dedi. Aristokrat devam etti: ‘‘Gel seninle bir
anlaşma yapalım. Oğlunu bana ver iyi bir eğitim almasını sağlayayım. Eğer karakteri babasına benziyorsa ilerde gurur duyacağın bir kişi olur.
‘‘ Bu konuşmalar sonunda Fleming’in oğlu aristokratın desteğinde eğitim gördü.

Aradan yıllar geçti. Çiftçi Fleming’in oğlu Londra’daki St. Mari’s Hospital Tip Fakültesi’nden mezun oldu ve tüm dünyaya adini penisilini bulan Sir Alexander Fleming olarak duyurdu. Bir süre sonra aristokratin oğlu zatürreye yakalandı. Onu ne mi kurtardı?

Penisilin!

Aristokratin adı: Lord Randolp Churchill.
Oğlunun adi: Sir Winston Churchill.
Kurtaran doktor: Çiftçinin oglu Sir Alexander Fleming.


Mehmet Ali Arslan, Haber Blog

24 Kasım Öğretmenler Günü kutlu olsun

En iyi öğretmenler kitaptan değil, yürekten öğretir. Harika bir öğretmen olduğunuz için teşekkürler. Öğretmenler Gününüz kutlu olsun!


Mehmet Ali Arslan, Haber Blog