28 Ekim 2024 Pazartesi

Cumhuriyet Bayramınız kutlu olsun



Ülkemizin doğum gününü kutlamak, bu günü hakkınca yaşamak bize yakışandır, olması gerekendir
Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun
#mehmetaliarslan
www.mehmetaliarslan.com.tr
www.mehmetaliarslan.name.tr



Mehmet Ali Arslan, internete ilk alemde Tek - Yazıyorum Çünkü Herkes okuyor

AŞIK KEVSERİ _ BEN KİMİM ? ŞİİR





BEN KİMİM ?

Ben Allah'ın masum garip kuluyum 
Ömür sayacını sayar giderim 
Maddeden bomboşum manen doluyum 
Ahrete bedeni soyar giderim 

Ben biraz toprağım birazda suyum 
Kibre ne gerek var, işte ben buyum 
Bozulmaz ikrarım değişmez huyum 
Hakikat ilmine uyar giderim 

Dünyanın varına eylemem tamah 
Hak varken kimseye etmem eyvallah  
Rızık veren Haktır  elhamdülillah 
Verdiği nimete doyar giderim

Vakit erir gider tükenir zaman 
Azrail gelince verir mi aman
Gel cana can ol yaraya derman
Muhabbet bağını yayar giderim  

Bu hayat bu ömür biter hasılı 
Kapanır hulâsa devrin fasılı 
Gökyüzünde akan yıldız misali 
Dönmemek üzere kayar giderim 

Aşık Kevseri'yım baktım cihana 
Meyil verdim merhametli insana 
Naçiz bedenimi bir kabristana 
Vadesi yetince koyar giderim

Aşık Kevseri


Mehmet Ali Arslan, internete ilk alemde Tek - Yazıyorum Çünkü Herkes okuyor

SEN OLMAZSAN KİM SÖYLERDİ BU SÖZLERİ KİM YAZARDI




SEN OLMAZSAN KİM SÖYLERDİ BU SÖZLERİ KİM YAZARDI
Aşık Veyselin hayatını Ümit Yaşar Oğuzcan dan okumuştum Karacaoğlanı,Yunusu,Emrahı Dertliyi severdi,Ahmet kudsi Tecerin hayatında ayrı bir yeri olduğunu ve Veyselin onun aracılığı ile Köyenstitülerinde saz öğretmenliği yapmış.
Veyselin bir başka özelliğide daha var,köyünde ve çevresinde ondan önce bir tek meyve ağacı yokmuş.Sivrialanda ilk meyve bahçesini o yetiştirmiş.Hem öyle bir bahçe ki içinde elmadan kayısıya kirazdan cevize kadar türlü türlü meyve ve çiçek var.Veysel kardeşlerinin yardımıyla bu bahçeyi yapmaya başladığı zaman köylüleri Âtalarımız bunca yıl böyle bir iş yapmamışlar,şu kör adam onlardan iyimi bilecek ki böyle işe kalkıştı ?" demişler ve bir kaç yıl sonra ağaçlar yetişmeye başlayınca aynı köylüler "O kör değil kör olan bizlermişiz " diyerek Aşık veyseli kutlamışlar.
SENİ SAYGI VE SEVGİYLE ANIYORUM ÖLÜMSÜZ İNSAN
Onur ARAS



Mehmet Ali Arslan, internete ilk alemde Tek - Yazıyorum Çünkü Herkes okuyor

27 Ekim 2024 Pazar

SINAVIMIZ İNSANLIK.





~SINAVIMIZ İNSANLIK.... ~

Senelerce okumuş, ders çalışmış, uğraşmış, didinmiş ve en sonunda hayatını belirleyecek o sınav zamanı gelmişti... Babası Kazım bey oldukça  baskındı. Ve muhakkak çok iyi biryeri kazanacağını düşünüyordu oğlunun... Ve sürekli derslerine odaklanması için ikazlarda bulunmuştu o güne kadar...

Sıvav günü ailecek gittiler okula. Annesi yanında getirdiği dua kitabından dualar okurken,babası ise, 
-"Aslan oğlum... Başaracaksın... Ötesi yok bu işin. Sen pehlivan Kazım'ın oğlu Ali Kemal Yılmazsın.-" deyip durmuştu oğlu kapıdan girene kadar... Bu sınava haddinden fazla değer vermiyormuydu Kazım bey?Çok fazla baskı kurmamışmıydı oğlunun üzerinde?...Üzerinde bir ağırlık hissetti o an Ali Kemal ... 

Binaya girdi ve sınava gireceği sınıfı buldu. Soru ve cevap kitapçıkları dağıtıldığında daha da heyecanlanmıştı. Fakat sınav başladığında okadar rahatlamıştıki içi...Soruları hızla cevaplıyordu. Ve çok emindi doğru cevapladığından... Sınavda son yarım saate girildiğinde yüreği ferahlamıştı... Kendinden okadar emindiki... Fakat bir sey gördü o an. Gözlerini sınıfın penceresine sabitledi iyice. Emin olmuştu. Sonra ise hiç düşünmeden yerinden kalkıp, soru ve cevap kağıdını unutmuş bir halde sınıfın kapısına koştu...Görevli öğretmen, 
-"Geri dön. Aksi halde sınavın geçersiz olacak. Bir senen boşa gidecek evladım...-"desede durmamış, okulun arka kapısından koşup gitmişti... 

Babası olanları duyunca, saatler sonra eve gelen Ali Kemal'i önce azarlamış sonrada defalarca tokat atmıştı. Gururunu kıracak cümleler söyleyerek neden sınıftan çıktığını, neden sınavı yarıda bıraktığını sorsada, babasının daha çok kızacağını bildiğinden susmuştu sadece... Söylese anlamazdı. Biliyordu...

O sene boyunca,
"aptal herif" aşağı, "aptal herif" yukarı herkesin yanında rezil etmişti oğlunu. Ali Kemal içerlesede bu duruma, hiç yılmadı. Ve ertesi sene tekrar sınava girip tıp fakültesini kazandı... Çokta iyi bir doktor oldu. Ve şehirde uzun seneler görev yaptıktan sonra, sapa bir kasabadaki hastahaneye gönüllü olarak tayinini istedi. Bir sene sonra ise ailesi misafir olarak gelmişti evine... Aradan geçen onca senede babasıyla arasındaki sınav meselesi çoktan unutulmuştu...

Karlı ve soğuk bir akşam evinin telefonu çaldı Ali Kemal'in. Civardaki köy evlerinden birinde hasta varmış söylendiğine göre. Çantasını alıp çıkacakken, babası Kazım bey, dağ yollarında oğlunu yanlız bırakmak istememiş ve peşine takılmıştı.Eşlik edecekti oğluna. 

Belki bir saat yoğun tipinin altında yürüyüp söz konusu köye ulaştılar. Tarif edilen  köy evini bulup kapısını çaldıklarında yaşlı bir adam açtı kapıyı.Eşinin hasta olduğunu söyleyip, doktor Ali Kemal ve babasını içeri buyur etmişti...

Ali Kemal hastasını muayene ettikten sonra, yaşlı kadının eşi çay getirmiş ve ağrıları dinen kadın teşekkür etmek istemişti doktora. Ve titreyen sesiyle, 

-"Bu soğukta derdimize koştun varol oğul. Senin gibi iyi insanlar olmasa ne olur dünyanın hali? İnsan dediğinde kolay olunmuyor ha...Bak dinle. Sene  doksan dokuz. İstanbuldayım ozamanlar.Birden kötü oldum yolun ortasında. Sokağın ortasında kriz geçiriyorum.Kimsecikler yok etrafta. Meğer sınav varmış o gün. Ve sınav saati yollar bomboştu. Genç bir çocuk çıkageldi beş dakika sonra ... Beni hastahaneye götürdü kucağında yarım saat taşıyarak o sıcakta...Hamileydim... Tir tir titriyorum çocuklarıma birşey olacak korkusuyla. Ve doktor on dakika geç kalınsa ölebileceğimi söyledi bana... Üçüzlerim dünyaya geldi o gün. Gözyaşları içinde beni hastahaneye taşıyan çocuğun elini tuttum... "Abla sınav olurken gördüm seni. Koştum geldim ama bir senem gitti" dedi. Adını soyadını hiç unutmuyorum. Ali Kemal Yılmaz dı...Yüreğime kazıdım Üç oğlumada o genç çocuğun ismini verdim. Çocuğun iyiliği çok etkiledi beni. Çocuklarımı o delikanlının hikayesiyle büyütüp, onun gibi insan olmalarını öğütledim... Şimdi üçüde öğretmen... Öğrencilerini hep insan olarak yetiştirmeye çalışırlar önce... Ah bir bulsam o çocuğuda helallik alsam...Doktor,öğretmen,mühendis herkes olur evladım. Şu dünyada en zor şey, en zor sınavımız insan olmak... O delikanlı sonuna kadar insandı. Bırakmadı beni düştüğüm yolun ortasında-"dediğinde, Doktor Ali Kemal,
-" Helal etmiştir teyzecim merak etmeyin-"demişti...Babası kazım bey ise gözyaşlarını göstermek istemedi yaşlı karı kocaya. Ama evden çıkana kadar gözyaşları yanaklarını ıslattı. 

Yola çıktıktan sonra bile gözlerindeki yaş dinmiyordu Kazım beyin. Defalarca tireyen sesiyle,
-" Ali Kemal... Oğlum-"desede devamını getiremedi hıçkırıklarından....

Hayatta en önemli ve en zor şey insan olabilmektir... Çünkü meslekler başarıyla el edilir... Ama insanlık sadece, merhametle ve vicdanla.....
Alıntı
Fahri URHAN

Mehmet Ali Arslan, internete ilk alemde Tek - Yazıyorum Çünkü Herkes okuyor

26 Ekim 2024 Cumartesi

Ağacın kesilmemesi için mücadele eden aktivistin acısı.



Mozart 8 yaşındayken bu meşe 40 yaşın üzerindeydi.

Bu ağaç, ilk buhar makinesinin patenti alındığında 50 yaşındaydı.

Wright kardeşler ilk motorlu uçağı uçurduğunda bu ağaç 180 yaşındaydı.

300 yaşını aştığında, (İngiliz kasabaları Leamington ve Kenilworth arasında) yolların inşası için kurban edildi. Fotoğraf: Ağacın kesilmemesi için mücadele eden aktivistin acısı.


Mehmet Ali Arslan, internete ilk alemde Tek - Yazıyorum Çünkü Herkes okuyor

25 Ekim 2024 Cuma

IHLAMURLAR ÇİÇEK AÇTIĞI ZAMAN




IHLAMURLAR ÇİÇEK AÇTIĞI ZAMAN

- I -

 Dilimde sabah keyfiyle yeni bir umut türküsü
Kar yağmış dağlara, bozulmamış ütüsü
Rahvan atlar gibi ırgalanan gökyüzü
Gözlerimi kamaştırsa da geleceğim sana
Şimdilik bağlayıcı bir takvim sorma bana

- Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.

 
Ay, şafağa yakın bir mum gibi erimeden
Dağlar çivilendikleri yerde çürümeden
Bebekler hayta hayta yürümeden
Geleceğim diyorum, geleceğim sana
Ne olur kesin bir takvim sorma bana

- Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.

Beklesen de olur, beklemesen de
Ben bir gök kuruşum sırmalı kesende
Gecesi uzun süren karlar-buzlar ülkesinde
Hangi ses yürekten çağırsa beni sana
Geleceğim diyorum, takvim sorma bana

- Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.

Bu şiir böyle doğarken dost elin elimdeydi
Sen bir zümrüd-ü ankaydın, elim tüylerine deydi
Sevda duvarını aştım, sendeki bu tılsım neydi?
Başka bir gezegende de olsan dönüşüm hep sana
Kesin bir gün belirtemem, n'olur takvim sorma bana

- Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.

 
Eski dikişler sökülür de kanama başlarsa yeniden
Yaralarıma en acı tütünleri basacağım ben
Yeter ki bir çağır beni çiçeklendirdiğin yerden
Gemileri yaksalar da geleceğim sana
On iki ayın birisinde, kesin takvim sorma bana

- Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.

Bak işte, notalar karıştı, ezgiler muhalif
Hava kurşun gibi ağır, yağmursa arsız
Ey benim alfabemdeki kadım Elif
Ne güzellik, ne de tat var baharsız
Güzellikleri yaşamak için geleceğim sana
Geleceğim diyorum, biraz mühlet tanı bana

- Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.

 II

Ihlamurlar çiçek açtığı zaman

Ben güneş gibi gireceğim her dar kapıdan
Kimseye uğramam ben sana uğramadan
Kavlime sâdıkım, sâdıkım sana
Takvim sorup hudut çizdirme bana
Ben sana çiçeklerle geleceğim

- Ihlamurlar çiçek açtığı zaman...

 
Bilirsin ki burada değilim artık
Ihlamurlar çiçek açtığı zaman
Gelir benim yüreğimde toplanır
Dağların üstünden sıyrılan duman.
Bir yanım mosmordur, bir yanım beyaz,
Bir yanım karakış, bir yanım ilkyaz.
Can evime bakışların saplanır;

- Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.

 

Ihlamurlar çiçek açtığı zaman;

Ne sen gurbetçisin, ne ben sılacı.
Senden gayrısına bakmak mümkün mü;
Gözlerimi esir alan dağlardan.
Kapımı üç defa çalan postacı
"Adresinde yok! " diye notlar düşer,
Eski adresimde bir hüzün eser;

- Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.

Eski adresimse kurumuş bir gül,
Gizemli bir ıtır, domur domur kan,
Yaba yaba yelde savrulur gönül,
Firkatli turnalar geçer uzaktan.
Dalgınlığım debimetre tanımaz,
Başım çarpar bir gemi bordasına
Düşerim bir girdabın ortasına

- Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.

 
Birden bezeklenir sevda haritam,
Ihlamurlar çiçek açtığı zaman
Lâleler toplarım ben tutam tutam,
Bizim için çalar kıvrak bir keman.
Gök papatya, yer ise lâle bahçesi,
Aşka ışık dokur kuşların sesi.
Seninle hep aynı yerde oluruz;

- Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.

 
Kumaşı eprimiş üç mevsim geçer,
İlkyazla uyanır derin uyuyan.
Tan sesine cıvıldaşır serçeler,
Sevdadır alnıma namlu dayayan.
Havuzuma ay ışığı dökülür.
Bilirsin ki burada değilim artık,
Ruhum yağmur yağmur göğe çekilir;

- Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.

 
Gülde çiy damlası... buzum sırçayım;
Güneşe çarpınca param-parçayım.
Bir Emirgân'dayım, bir Kanlıca'da,
Üsküdar'da, Beykoz'da, Çamlıca'da.
Şehir bir hançerken kan burgacında.
Mekâna sığar mı bu dolu yürek?
Bu sevda çeşmesi, bu deli yürek.
Baylanır, beklerken baygın düşerim;

- Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.

 - III -

Saçlarına pütür pütür yapışmış,
Gözlerinin rengi ile sıvanmış
Bir avuç kuru çiçek topladım.
Kırılıp dökülmesinler diye
Sevgiyle, özenle tek tek topladım.
Yürek fideledim zamana ve mekâna,
Hasat vakti geldi yürek topladım.
Belli ki bu yıl da vuslat gecikecek
Aşıdır, serumdur, besindir her umut,
Ey sevgili umudunu diri tut.
Bedenim hür değil, mühlet ver bana,
Er veya geç çıkıp geleceğim sana;

- Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.

 
Mevsimi geçiyormuş, geçsin varsın,
Hep böyle dönüyor zaman tekeri.
Biri gider, biri gelir mevsimlerin,
Sonsuzluğu, diri aşklarla kucaklarsın.
Acılardan damıtırsın şekeri,
Sabrı da güzel olur çeyizi hazır kızların.
En ışıltılı çağında yıldızların
Kaç bıldır öteden göz kırpar bana,
Her umut bir yoldaş, her dert âşina.

Sorma ıhlamurlar ne zaman çiçek açar

Beni güneşin ortasına atsalar da

Yanarım, pişerim, gelirim sana;

- Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.

Bahaeddin Karakoç

D:5 Mart 1930 -Ekinözü 
Ö:17 Ekim 2018-Kahramanmaraş


Mehmet Ali Arslan, internete ilk alemde Tek - Yazıyorum Çünkü Herkes okuyor

Doğa manzarası



Çok güzel bir yer 💚🌿⛰️🏞️
#manzararesimleri #manzara #doğa



Mehmet Ali Arslan, internete ilk alemde Tek - Yazıyorum Çünkü Herkes okuyor

AKILLI BİR EŞEK ÖYKÜSÜ





AKILLI BİR EŞEK ÖYKÜSÜ...

Antik Yunan döneminde (MÖ 620-560 yılları arasında) Ege'de yaşayan ünlü masalcı Ezop'un iki bin altı yüz yıldır canlılığını yitirmeyen öyküsü:
Hikáye bu ya…
Bir inek, bir beygir, bir eşek, etrafa dağılıp insanların ne yaptıklarını öğrenmeye ve üç yıl sonra buluşmaya karar verirler…
Her biri başka yöne gider.
Aradan üç uzun yıl geçtikten sonra buluşma yerine önce inek ve beygir gelir…
İkisi de perişan bir halde, zayıflamış, dişleri dökülmüş, kamburları çıkmış,
adeta çökmüştür.
Beygir merakla sorar:
'Nedir bu halin inek kardeş?'
İnek acıklı bir şekilde içini çekerek anlatır:
'Sorma beygir kardeş… 
Bu insanlar çok merhametsiz…
Beni durmadan birbirlerine sattılar. 
Alan sütümü sağdı.
Bir inek daha bulup onu yanıma koyarak bizi çifte koştular, aç bıraktılar.
Canımı zor kurtardım be kardeş.'
Beygir de acı acı başını sallayarak anlatır:
'Ah, sorma… 
Benim de ağzıma bir demir parçası geçirdiler, ağzımı açamadım. Üzerime bindiler, ses çıkaramadım. 
Biri indi, öbürü indi! Binmedikleri zamanlar zincire vurdular. 
Belim çöküp de onları taşıyamaz bir hale geldiğinde arkama kocaman bir araba bağladılar.
Bu sefer birçoğunu yeniden taşımaya başladım. 
Ben onları taşıdıkça, daha hızlı gitmem için kırbaçladılar. 
Canımı zor kurtardım inek kardeş.'
İnek ve beygir böyle konuşurken uzaktan eşek görünür.
Hayli neşelidir. Islık çala çala, taşlara tekme ata ata, hoplaya zıplaya gelir.
Mutludur. 
Üstelik şişmanlamıştır. 
Tüyleri pırıl pırıl parlamakta, gözlerinin içi gülmektedir. 
Üzerinde lacivert takımlar vardır.
İnek ile beygir şaşırmış bir şekilde,
'Nedir bu halin?
 Neler oldu?
Neden böyle zevkten dört köşesin?'
diye sorarlar.
Eşek keyifli bir şekilde anlatır:
'Sizden ayrıldıktan sonra uzakta bir memlekete vardım.
Birisi yukarı çıkmış bağırıyor, bağırdıkça insanlar onu alkışlıyordu.
Ben de yüksekçe bir yere çıkıp bağırdım.
Benim bağırmamı bilirsiniz, yeri göğü inletirim.
Sesimi duyan benim yanıma koştu, duyan duymayana haber verdi,
etrafım insanla doldu. 
Onlar geldikçe ben daha çok bağırdım.
Haktan, hukuktan, refahtan, adaletten filan bahsettim…'
'Eee, sonra ne oldu?'
'Ne olacak beni başkan seçtiler!'
'Deme yahu.. 
Yani sen başkan mı oldun?'
'Evet… 
Bir şey yapmama gerek kalmadı.
Ben bağırdıkça onlar 
'Seninle gurur duyuyoruz...' diye alkışladılar.
Ben de yedim ve bağırdım, yedim ve bağırdım!'
'Pekiii, senin eşek olduğunu anlamadılar mı yahu?'
'Valla, yarısı anladı ama diğer yarısına anlatamadı.!'...


Mehmet Ali Arslan, internete ilk alemde Tek - Yazıyorum Çünkü Herkes okuyor