4 Nisan 2024 Perşembe
29 Mart 2024 Cuma
Ardahan kura köprüsü merkez manzara
Haberler News
Mart 29, 2024
25 Mart 2024 Pazartesi
Nasrettin Hoca
Haberler News
Mart 25, 2024

Nasrettin Hoca, yolculuğu sırasında mola verip bir hana girer. Bu sırada hana bir başka yolcu daha girer ve her ikisi birden hancıdan yiyecek bir şeyler isterler.
Hancı yiyecek olarak sadece bir balık olduğunu söyleyerek, bunu paylaşmalarını önerir. Bunun üzerine Hoca;
“ Ben balığın sadece başını yiyeceğim” der.
Hancı nedenini sorunca, Hoca;
“Balık başı zekâyı artırır, balık başı yiyen insan akıllı olur,”der.
Bunu duyan yolcu hemen atılır ve Hoca'ya; “Balık başını niye sen yiyecekmişsin! Ben yemek istiyorum,” der.
Hoca itiraz etmez ve balığın koca gövdesini mideye indirip bir güzel karnını doyurur.
Diğer yolcu ise sadece balığın başını yer ve sonra hocaya seslenir;
“Sen koca gövdeyi yedin, karnının doyurdun, ben sadece kafayı yedim aç kaldım.”
Hoca hemen cevabı verir:
“Bak nasıl akıllandın!”
Bakalım bazıları nasıl ve ne zaman akıllanacak?
24 Mart 2024 Pazar
BEYAZIT ÇINARALTI HÜSEYİN AVNİ DEDE
Haberler News
Mart 24, 2024
* BEYAZIT * ÇINARALTI,
HÜSEYİN AVNİ DEDE
Üç öğün biftek tüttü burnumda,
Açlık; kurşun gibi omuzuma girdi.
Şiir; ekmek oldu yedim, su oldu içtim,
Sesimi Beyoğlu’nda duyurdum...
Açlık diye bir şey olmasaydı;
Kimbilir ne kadar rahat uyurdum.
Ben bu şehirde doğacak,
Ben bu şehirde yaşayacak,
Ben bu şehirde sürünecek adam değildim.
Biliyordum bu şehir bana dardı,
Biliyordum bu şehirde bir yığın,
İnsan şeklinde hayvan vardı...
İşte bu yüzden şair olmuştum ben
Bir yıldız gibiydi ellerimde mutluluk,
Bir yıldız gibi ellerimden kayan.
Arabalar daha önce vardı beyoğluna
Ben daha sonra yayan...
Üç öğün biftek tüttü burnumda,
Açlık kurşun gibi omuzuma girdi.
Yediğim bir parça ekmek,
İçtiğim bir bardak suydu.
İnsanlar; yalnızlığımın düşmanı,
Çaresizliğimin en büyük korkusuydu.
Hüseyin Avni DEDE
(Münzevi Şair)
Görsel: Hüseyin Avni Dede
(Alıntı)
Mutluluğun resmini çiziyorduk
Haberler News
Mart 24, 2024
“Televizyon yoktu..
Gazete de her zaman olmazdı.
Öyle güzel günlerdi, keyfimiz bozulmazdı hiç!
Dışarıda kar...
Ama kuzine içten içe öyle yanıyor ki.
Kuzinenin üzerinde demir maşa...
Maşanın üzerinde de ekmek dilimleri.
Aydınlık bir kış sabahı ve kızarmış ekmek kokusu...
Sucuk lükstü. Yumurta lezzetli.
Ekmek her zaman ekmek gibi...
Bir kez olsun kümesten yumurta almamış,
bir kez olsun o kızarmış ekmeğin kokusunu duymamış ve fakat alışveriş
merkezlerinin restoran katlarında boğucu bir gürültü ve havasızlık
içinde hamburger keyfine fit olmuş çocuklar ve gençler için ben ne kadar yaşlıyım...
Dışarıda kar...
İçeride kanaat...
İçeride huzur...
Televizyon yoktu.
Gazete de her zaman olmazdı.
Öyle güzel cahildik ki, keyfimiz bozulmazdı hiç!
Portakal kabuklarını sobanın üzerine dizer,
kokusuna ram olurduk.
Kestane közlemek büsbütün bir gecenin akıllara seza mutluluğuydu.
Sonra illa ki, büyüklerin anlattığı hikâyeler, hatıralar...
Birçoğu arızalı ve tedaviye muhtaç beyinlerden çıkma
dizilerin ve filmlerin açtığı hasarlar yerine,
geniş ve besleyici bir masal dünyası...
Lezzet bir tarafa, kokuya da hasret
kalacağımız kimin aklına gelirdi?
Ekmeklerimiz el değerek üretilirdi,
sağlıklıydı, lezzetliydi ve mis gibi kokardı.
Çay da kokardı...
Domates de...
Bütün bu nefasete, küçücük bir bakkal dükkânının zenginliği yetiyordu.
Dışarıda kar...
İçeride huzur...
...
Mutluluğun resmini çiziyorduk...”
Anonim























































