1 Temmuz 2025 Salı

Üç Medeniyetin Fethede(ye)mediği Şehir: Termessos



Üç Medeniyetin Fethede(ye)mediği Şehir: Termessos

Antik çağlarda fethedilmek, çoğu şehrin kaderiydi. 
Ancak bazı şehirler vardı ki, doğanın koruyuculuğu ve halkının direnişiyle, tarih boyunca diz çökmedi. İşte o şehirlerden biri: Termessos.

Konum olarak farklı, kader olarak özel.
Termessos, Antalya’nın kuzeyinde, Güllük Dağı’nın (Solymos) sarp yamaçlarına kurulmuş, Luvi kökenli antik bir Pisidya kentidir. 
Deniz seviyesinden yaklaşık 1.000 metre yüksekte yer alır. Şehrin bu doğal konumu, ona adeta bir kartal yuvası gibi ulaşılmazlık kazandırmıştır.

İskender’in Uğrayıp Geçtiği Yenilgi

M.Ö. 333 yılında, Büyük İskender Anadolu’yu fethederken Termessos’un kapılarına geldi. 
Ancak karşılaştığı şey, yalnızca sağlam surlar değil, aynı zamanda sarp kayalıklar ve stratejik geçitlerdi.
İskender buraya saldırmadı bile. Kaynaklara göre, şehri kuşatmak yerine yolunu değiştirdi.

Tarihte bu olay şöyle özetlenir:

“İskender, Termessos’un asla zapt edilemeyeceğini anladı.”
Bu, sadece askeri değil, psikolojik bir zaferdi Termessos için.

Bağımsızlığın Simgesi Olan Şehir

Termessos, ne Persler, ne Makedonlar, ne de Roma tarafından tam anlamıyla fethedilebildi.
 • Roma döneminde “müttefik şehir” (civitas libera) statüsü verildi ama bu bir bağımlılık değil, saygının göstergesiydi.
 • Kendi yasalarını yaptı, kendi parasını bastı.

Bugün Bile Büyüleyici

Termessos, bugün Türkiye’deki en iyi korunmuş antik kentlerden biridir.
 • Tiyatrosu, uçurumun kenarında nefes kesen bir manzaraya bakar.
 • Agora, gymnasion, tapınaklar ve mezarlıklar hâlâ ayaktadır.
 • Sessizliğin ve tarihin aynı anda konuştuğu bir yerdir.

Luvi Ruhu Kayalarda Yaşıyor

Luviler, Anadolu’nun kadim halklarından biridir. 
Termessos’un da Luvi kökenli Solym halkı tarafından kurulduğu düşünülür. Onların dili unutulmuş olabilir, ama kayalara oyulmuş şehirleri, bağımsızlık aşklarını hâlâ haykırmaktadır.

Mehmet Ali Arslan, Name Gazetesi Haber Blog

PAPATYA' NIN HİKÂYESİ

PAPATYA' NIN HİKÂYESİ
PAPATYA' NIN HİKÂYESİ 
Koskoca bir bahçede harikulade çiçekler 
içinde bir papatya..

Ve papatya aşık olmuş, 
yanmış tutuşmuş 
ak sakallı bahçıvana..

Bir ümit bekliyormuş. 
Yüzlerce çiçeğin arasından..
Onunla, 
sadece onunla saatlerce ilgilensin..

Buz gibi suyunu 
sadece ona döksün istiyormuş..
Sadece ona değsin makası, 
Sadece ona gülsün dudakları..

Kıskanıyormuş bahçıvanı,
Kırmızı güllerden,
Sarı lalelerden,
Mor menekşelerden..

Zambaklardan..
Papatya, 
sadece bahçıvan için açıyormuş,
Bembeyaz yapraklarını..

Bir gün, 
Aşkı öyle büyümüş ki..
Papatya 
yapraklarını taşıyamaz olmuş..
Eğilivermiş boynu.. 

Toprağa bakıyormuş artık..
Bahçıvanın sadece sesini duyuyormuş..

Ayaklarını görüyormuş.. 
Bunada şükür diyormuş..
Yetiyormuş ona, 
bahçıvanın varlığını hissetmek..

Zaman akıp gidiyormuş..
Papatya bahçıvanın yüzünü görmeyeli çok olmuş..

Ne var sanki boynumu kaldırsa, 
bir kerecik daha görsem yüzünü diyormuş..

Ve işte bir gün..

Bahçıvan papatyaya doğru yaklaşmış.. 
İncecik bedenini ellerinin arasına almış..

Elindeki sopayı, 
köklerinin yanına toprağa sokmuş bir iple papatyanın gövdesini bağlayıvermiş sopaya.. 

Papatya 
o an daha çok sevmiş bahçıvanı.. 

Hala göremiyormuş onu, 
ama bedeni kurtulmuş..

Uzun bir müddet sonra,
Bahçıvan uğramaz olmuş bahçeye..
Gelen giden yokmuş..
Kahrından ölecekmiş papatya..

Ama işte bir sabah…

Hortumdan akan suyun sesiyle uyanmış..
Derin bir oh çekmiş..
Çılgıncasına sevdiği bahçıvan geri gelmiş..

Birden, kendisine doğru gelen iki ayak görmüş..
Bu onun delicesine sevdiği bahçıvan değilmiş..

Başka birisiymiş..
Adamın elinde bir de makas varmış..
Papatyanın kafasını kaldırmış yukarıya doğru..

Ne güzel açmışsın sen öyle demiş..
Bu gencecik, 
yakışıklı bir delikanlıymış..

Gözleri gök mavisi, 
saçları güneş sarısıymış..

Ama gövden seni taşımıyor demiş.
Elindeki makası papatyanın boynuna doğru uzatmış..
Ve bir hamlede bağını gövdesinden ayırmış..

Papatya yere düşerken hatırlamış sevdiğini..

O ak saçlı, ak sakallı, 
yaşlımı yaşlı bahçıvanı hatırlamış..

Birde o gencecik, 
yakışıklı delikanlıyı düşünmüş..

Ve o an anlamış, 
neden o yaşlı bahçıvanı sevdiğini..

O her şeye rağmen, 
papatyaya emek vermiş..

Ona hiç bir zaman güzel olduğunu söylememiş,
ama onu aslında hep sevmiş

Papatya anlamış artık..

Sevgi, emek istermiş..

Yere düştüğünde son bir kez düşünmüş sevdiğini..

Teşekkür etmiş ona içinden..
Son yaprağı da kuruduğunda, biliyormuş artık..

Gerçek sevginin, söylemeden, yaşamadan 
ve asla kavuşmadan var olabileceğini..

Mehmet Ali Arslan, Name Gazetesi Haber Blog