4 Kasım 2024 Pazartesi

Kimdir Bu Doğa Tutkunları?





Kimdir Bu Doğa Tutkunları?

Çok varlıklı değillerdir, genelde kıt kanaat geçinen, düşük gelir grubuna sahip memur, esnaf, akademisyen, öğrenci ve çoğunlukla emeklilerdir.
Doğa tutkunlarının hepsi aynı zamanda çok iyi birer çevrecidir, çevreye çöp atarken göremezsiniz, çöplerini üşenmeden şehirde bir çöp bidonunun yanına kadar taşırlar. Çoğu zaman başkalarının çöplerini toplarken görürsünüz onları.

Onlar rahatı aramaz doğalı ararlar. Piknikçiler gibi her yere masa, sandalye, minder taşımazlar, bir ağaç gövdesi, düzgün bir taş ve genelde toprak en büyük konfordur doğa severler için.
Katıkları; küçük bir sandviç, bir kaç domates, salatalık, ot, bir iki meyve, ufak atıştırmalıklar, vaz geçilmezleri termostaki sıcak sudur onu da keyifle paylaşırlar.
Zor bir zirvenin tepesinde, güzel bir şelalenin, masmavi bir göletin kenarında, rengarenk dağ çiçeklerinin arasındaki fotoğraflarını görenler onların şanslı olduklarını düşünürler evet çok şanslıdırlar ama oraya ne zorluklarla ulaşıldığını onlara katılmayan anlayamaz.
Zarar gelmez doğa sevdalısı ve dağcıdan ne insana ne diğer canlılara.
Dağda ve doğada diğer canlıları ev sahibi, kendilerini ise misafir olarak görür, mecbur kalmadıkça tehlikeli olanları da dahil rahatsız etmezler.
Dağ ve doğa tutkunlarını diğer insanlardan ayıran en önemli özellik içten saf dostluklarıdır.
Yiyeceklerini, bir yudum kalmış sularını paylaşırlar, zorda kaldığınızda yanı başınızda biterler, kolunuza girerler, yükünüzü alırlar, kendilerini sizin için çekinmeden tehlikeye atarlar ve asla da karşılık beklemezler.
Birbirini henüz görmüş insanların kırk yıllık dostmuşçasına nasıl kaynaştığını, içlerine girmeden yaydıkları pozitif enerjiyi hissetmeden anlayamazsınız.
Doğadaki her davranışları disiplin ve düzen içerisindedir.
Onlar; doğanın ruhu ve bedeni tedavi edici etkisinin farkına varmış olanlardır.
Bu sihirli etkiyi yaşamış birisini bir daha da doğadan koparamazsınız, çıkamadıkları zaman kendilerinde bir eksiklik varmış hissine kapılırlar.
Paraları değerlidir, mola yerlerinde karşılaştıkları esnaf çok para bırakacaklarını düşünerek ilk başta sevinir, onlar ayrılırken hayal kırıklığı yaşar.
Güzel ruhlu güzel insanlardır doğa tutkunları.
Siz de küçük bir adım atarak katılın bu doğa sevdalılarına.
İddia ediyorum; günlük hayatta yaşadığınız pek çok sıkıntıdan kurtulmanın ip uçlarını doğa size fazlasıyla verecektir.
Düşük bir maliyetle güzel ülkemin görmeyi hayal bile edemediğiniz güzelliklerini görme fırsatını da unutmayın derim. 
Yazı/Hasan H. Kank


Mehmet Ali Arslan, internete ilk alemde Tek - Yazıyorum Çünkü Herkes okuyor

Günün hikâyesi





GÜNÜN HİKAYESİ..
Annem 13 yaşında evlendirilmiş.
Derdi ki: 
“Ahırda yeni doğmuş buzağıyla oynuyordum. 
Alnında bir tutam saç vardı, hiç unutmuyorum… 
Kemik tarağını çalmıştım yengemin, buzağının saçlarını tarıyordum.
Abim geldi bir küfür etti, sonra ensemden tuttu. 
"KOCA KADIN OLDUN 
OYUN MU OYNUYORSUN HÂLÂ? 
YÜRÜ, SENİ VERDİK" dedi.
Verilecek bir şey miydim ben?
Yengemden tarağını istesem vermezdi.
Ben neden bu kadar kolay verildim…?”
30 koyun,1 hamile at...
11 Reşadiye karşılığı verilmişti annem...
Anneannemin tek kızı üstelik 
8 erkekten sonra…
7 yaşına kadar emzirdiği kızı.
Eski Ford minibüse bindirdiklerinde aklında kalan tek şey arabanın önünde süsledikleri oyuncak bebekmiş.
Dönüp arkaya baktığında yerde baygın annesini görmüş.
11 kişilik bir ailenin en büyük oğlu ile evlenmiş. 
Büyük derken lise 2 öğrencisi.
Kazanla yemek pişermiş.
Derdi ki: “Benle görümcem 
kazana girip denizcilik oynardık.
Bursa'da deniz var üzerinde gemiler var diye üzerine de hâyâl gücümden ekleyerek tuhaf hikâyeler anlatırdım benden küçük görümcelerime”.
Bir suç işlense sıra dayağından geçerlermiş. Çocuklar bardak kırdı onu da döverlermiş...
Evdeki küçük bebeler ona anne dermiş…
Çok sevinirmiş.
Evcilik oynadığını düşünürmüş.
Karnı büyümüş…
Karnında bir şey varmış…
Demet ablam.
Sonra 6 aylıkken kucağında,
bir burun deliğinden kan gelen,ardından “çok şükür uyudu” dediği ama hiç uyanmayacak olan maviş kızı Demet.
Yaş 14…
Artık farkında, bir evlat ve bir çocukluk kaybettiğinin...
Yaş 15…
Artık farkında tekrar hamile olduğunun ve bakımsızlıktan böbreklerini kaybetme 
raddesine geldiğinin...
Yaş 16…
Artık farkında cılız ve sürekli hasta bir kızının olduğunun…
Adı Özlem…
Çünkü kocası asker, çekiyor dibine kadar özlem…
Ve karnında ben…
Yaş 18…
Dizinde Ben…
Göğsünde Özlem…
Bu da kız…
Beceriksiz…
Hem beceriksiz hem hastalıklı…
Baba evine bırak gel denilerek biniyor trene babamla…
O günden sonra ne babam bırakıyor annemi
ne de Bursa onları…
İlk iş hastaneye gitmek…
Doktor kızıyor babama “Öldürüyorsunuz sonra 
can ver diyorsunuz…
Ben ne yapayım bu çocuğa şimdi böbrekleri sırf iltihap?”
Babam çıkarıyor askerlik kağıdını,
4 gün önce terhisim.
Bilmiyordum diyor…
Sonra Umut doğuyor 
sonra yeni bir yaşam başlıyor, umudumuz olsun diye…
Maviş Umut…
Tıpkı Demet ablası…
Yaş 22….
İnsan annesinin 22 yaşını hatırlar mı?
Ben hatırlıyorum…
Karnı burnunda…
Karnında Fatih var. 
Siyah uzun saçlarını, yemyeşil gözlerini…
Sonra o cılız yeşil gözlü 
Özlem çok hastalanıyor…
Doktor demiş bu daha anne karnında hastaymış…
Kronik böbrek yetmezliği…
Bitmek bilmeyen diyaliz seansları…
Annem çok vakur durdu…
İçten çürüdü…
Çocuk bedenine yüklenen ağırlıklar 46 yaşında 
bir kalp krizi ile patlak verdi…
“Kalbi çatlamış” demişti doktoru hiç unutmuyorum…
Kalp kapakçıkları değişti…
Ama çocuk gelinler hâlâ değişmedi…
Hâlâ var....!
BİR ÇOCUĞUN ÇIKARAMADIĞI SES OLMAK ZORUNDASIN!
"O SUSAR, SEN SUSMA."



Mehmet Ali Arslan, internete ilk alemde Tek - Yazıyorum Çünkü Herkes okuyor

Bir blog yazısı

1928’de, 26 yaşındaki bir genç New York’tan Kansas’taki evine trenle dönerken, hayatını ve gelecekte milyonlarca çocuğun hayatını değiştirecek bir fikir buldu.



Bu genç sanatçı, çalıştığı Kansas City Star gazetesinden hayal gücü ve yaratıcılık eksikliği nedeniyle kovulmuştu. 
1923’te, henüz 22 yaşındayken, bir dizi animasyonun başarısızlığından sonra iflas etmişti.

Bu tren yolculuğu sırasında, not defterine bir fare çizdi ve bu küçük kemirgenin büyük bir başarı olabileceğine inandı.

Fare karakterini yeni bir teknik olan animasyonda kullanmaya karar verdi. 
O zamana kadar çizgi filmler sessizdi, ancak fareyi tarihin ilk sesli animasyon karakteri haline getirmeyi hayal etti.

Ancak bunu yapabilmesi için 15.000 dolara (bugünün parasıyla yaklaşık 1.000.000 dolara) ihtiyacı vardı. Bankasına kredi başvurusu yaptı ancak reddedildi. Fikrine inanarak, bankadan bankaya başvurmaya devam etti.

Sonunda, 305. bankada talebi kabul edildi. 
Ancak, Goldwyn Mayer, filmini Metro’da dağıtmak istediğinde, dev bir farenin kadınları korkutacağı ve kimsenin izlemek istemeyeceği gerekçesiyle kabul edilmedi.

1937’de en iyi filmlerinden birini hazırladı ve üniversite öğrencileri için bir ön gösterim düzenledi. 
Ancak öğrenciler, gösterimin ortasında salonu terk etti. Daha sonra, öğrencilerin yurtlarına dönmeleri gerektiği için ayrıldıklarını öğrendi.

Bu ısrarcı genç, Walter Elias Disney’di. Öğrencilerin yarıda bıraktığı film Pamuk Prenses’ti ve trende çizdiği fare, başlangıçta Mortimer olarak adlandırdığı Mickey Mouse, dünya çapında ünlü olacaktı.

Disney, hayatı boyunca 81’den fazla film yaptı ve en sevilen animasyon karakterlerinden bazılarını yarattı.
 Hayatı boyunca 950’den fazla ödül aldı, 22 Oscar ve 4 onursal Oscar kazandı.

Başarısızlıklarından bahsederken Disney, “Karşılaştığım tüm zorluklar, problemler ve engeller beni daha güçlü yaptı. 
Şu anda öyle görünmeyebilir, ama bazen dişlerinizin kırılması hayatınızda başınıza gelebilecek en iyi şey olabilir.” dedi.

Bir projeye derinden inanıyorsanız, her zaman riski almaya değer.
Alıntı


Mehmet Ali Arslan, internete ilk alemde Tek - Yazıyorum Çünkü Herkes okuyor

Eskiden öğrenci olmak



Saçlara jöle, tırnaklara oje, sürülemez,
spor ayakkabıyla okula girilemezdi.
Erkekler kravat, kızlar fiyonk takmadan, yaka ve tırnak kontrolü yapılmadan derse girilemezdi.



Sabahları bahçede sıra olunur, pazartesi sabah Cuma öğleden sonra müdür konuşma yapar, özel günlerden biriyse saygı duruşu yapılır ve gerçekten saygıyla durulur, İstiklal Marşı okunurken dik durulur, konuşulmaz, saygı duyulurdu.
Öğretmenlerle dalga geçilemez, veli toplantıları aileye korkarak bildirilir, okulda "konuştuğun" (sevgilin) varsa sadece bahçede yan yana yürünürdü.
Forma ile okula gidilir, eve gelene kadar forma çıkarılmazdı. Gömlekler pantolonların - eteklerin, içine sokulur, okul renkleri dışında bir renk giymek yürek isterdi.
Küpe, kolye, yüzük, bilezik hafta sonları takılır, saçlar erkeklerde tıraşsız, kızlarda 3 boğum örgüsüz ise disipline gidilirdi.
Cep telefonu yoktu, internet de yoktu ama yine de öğrenciler birbirleri ile haberleşirdi.
Biyoloji dersinde üreme konusu anlatılırken utanılır, aruz ölçüsü ezberlerken delirilir, milli güvenlik hocaları askeri disipline sokmaya çalışırdı.
Okul kitapları üzerinde sevilen sanatçı resimlerini olduğu klasörlerde taşınır, ders yılı başında mutlaka kap kâğıdıyla kaplanır, etiketler yapıştırılır, etikete adı-soyadı- sınıfı- hangi dersin kitabı olduğu yazılır, o derse ait defterler de kolaylık olsun diye aynı desen kap kâğıdıyla kaplanır, ders sırasında yanında kitabı olmayan azarlanırdı.
Sınıflar kalabalık olsa da çıt çıkmadan ders dinlenir, boş derslerde sınıftan çıkılmaz, ders saatlerinde okul sınırlarını ihlal etmek isteyenlere acınmazdı.
Ödevler mutlaka yapılır, dönem ödevleri için kütüphaneler, meydanloueres, ana ya da temel britanikalar taranır, ödevler elle ve mutlaka dolmakalemle yazılırdı.
Yat denince yatılır, sabah okula servis yerine otobüsle gidilir, bazen çanta yoklaması yapılır, okula yasak bir şey getirilemezdi.-okulun herhangi bir yerinde sakız çiğnenemez, derslerde bir şey yenemez, su içmeye gitmek için izin istenirdi.
Birine uyuz olduysak öğretmene şikâyet eder, asla kendimiz sopayla, bıçakla girişmez, çeteleşmez, okul dışında bile kavga etmezdik. Bilirdik ki kavga edersek evde ya da okulda bi posta daha dayak var.
Kızlarla erkekler birbirine mesafeli durur, el şakası yapmaz, küfürlü konuşmaz, efendilik bozulmazdı.
Yerli malı haftası sınıf pikniğine döner, her tür yiyecek bulunur ve biz bu yemekleri paylaşırdık.
Kitap okurduk örneğin, ödev bile olsa okurduk. Değiştirip kitapları öyle okur, kütüphaneden kimlik çıkartır kütüphanede okurduk.
Biz öğrenci gibi öğrenciydik. Saygılıydık, tertipliydik, edepliydik...
Biz çok güzel öğrencilerdik. Çok zor da olsa o dönemlerde hayatın bir anlamı vardı ve biz bunu bilmesek bile hissederdik..

Mehmet Ali Arslan, internete ilk alemde Tek - Yazıyorum Çünkü Herkes okuyor