19 Şubat 2023 Pazar

Halk Dayanışması


HALK DAYANIŞMASI


Ne kadar asil bir milletiz!
Ne vakur bir duruşumuz var!
Nerede bir sıkıntılı durum olsa hemen omuz omuza verir o sıkıntıyı aşmaya çalışırız.
On ilin, on üç milyon insanın yaşadığı, kırk bini geçen ölüm, yüz bini geçen yaralı, yıkılan binlerce ev ve işyeri. Buna karşılık tek yürek olan seksen dört milyon insan. Muhteşem bir dayanışma ruhu olsa gerek.
Yüz yıllardır süregelen bir dayanışma kültürümüz var.
Sıkıntı anında kimse senin dinine, imanına, siyasetine, diline, ırkına, mezhebine şekline, şimaline bakmaz.
Sıkıntı anında ben bunu tanıyorum, şunu tanımıyorum diye düşünmez.
Kendimi bildim bileli, bu ülkede çok çeşitli etnik unsurlardan, dinlerden, ırklardan, mezheplerden ve kültürlerden insanlar bir arada yaşıyorlar.
Bence kimsenin kimseden bir sıkıntısı ve çekincesi de yoktur.
Çünkü, bu insanlar yüz yıllardır bir arada yaşama kültürü oluşturmuşlardır.
Türkü, Kürdü, Laz’ı, Çerkez’i, Alevi’si, Sünni’si sen ben demeden varlıkta ve yoklukta, savaşta ve barışta hep bir olmuş, omuz omuza verip vatan için savaşmış hatta şehit olmuşlardır.
Yer yüzünde böyle bir başka millet daha var mı bilmiyorum?
Kurtuluş Savaşı’nı bu dayanışma ruhuyla kazanmışız.
Geçmişlerle birlikte 1999 depremini bu şekilde göğüslemişiz.
Şimdi 2023 depreminde yine olağan üstü bir dayanışma kültürü ile gidermeye çalışıyoruz.
Öyle bir halkız ki, herkes kendisine yakın hissettiği bir yerle dirsek temasıyla o sıkıntılı bölgenin sorununu çözmeye çalışıyor.
Kimi Kızılay’la kimi AFAD’ la, kimi AHBAP’ la kimi eşiyle-dostuyla kimi de bireysel kendi gücüyle ama hepsinin amacı tek bir yere hizmet etmek için yarışıyor olmaları.
Bundan daha güzel ne olabilir ki?
Bundan daha verimli olabilir ki?
Amaç gittiğimiz yer, fakat gittiğimiz yol farklı.
Amaca ulaşmak için meşru olan her yol mübahtır. Tabi ki ve altını çizerek söylüyorum MEŞRU OLAN her yol. Gayri meşru yollara sapmak amaca hizmet değil, amacı baltalamak olur.
İşte, bu meşru yolu ve halk dayanışmasını bu deprem felaketinde gördük ve bir kez daha deneyimlemiş olduk. Bir halkı özgür kıldığınız sürece halk doğru yolu bulacaktır.
Şu son felakette gördük ki, kimse ölenlerin şusuna busuna bakmadı. Kimse yaralananlara kimsin, necisin diye sormadı. Kaldı ki dini, dili, ırkı, mezhebi, inancı bize hiç mi hiç uymayan milletler yardımımıza koştu. Bizim de onlara koştuğumuz gibi.
Umuyor ve diliyorum ki bu halk dayanışması böylece sürüp gider. Kirli çıkar çatışmalarına ve basit siyasi çekişmelere ve tartışmalarına alet ve kurban edilmezler.
Yaşar GELER


Mehmet Ali Arslan Name Gazetesi Haberler Haber News www.mehmetaliarslan.name.tr

Tek Ayakkabı hikayesi

Tek Ayakkabı hikayesi


MUTLAKA OKUYUN..!   TEK AYAKKABI

Ayakkabıcı, yeni getirdiği malları vitrine yerleştirirken, sokaktaki bir çocuk onu izlemekteydi. Okullar kapanmak üzere olduğundan, spor ayakkabılara rağbet fazlaydı. Gerçi mallar lüks sayılmazdı ama, küçük bir dükkan için yeterliydi. Onların en güzelini öntarafa koyunca, çocuk vitrine doğru biraz daha yaklaştı. Fakat bir koltuk değneği kullanmaktaydı. Hem de güçlükle.. Adam ona b
ir kez daha göz attı. Üstündeki pantolonun sol kısmı, dizinin alt kısmından sonra boştu. Bu yüzden de sağa sola uçuşuyordu. Çocuğun baktığı ayakkabılar, sanki onu kendinden geçirmişti.Bir müddet öyle durdu. Daldığı hülyadan çıkıp yola koyulduğunda, adam dükkandan dışarı fırlayıp:
- Küçükk!. diye seslendi. Ayakkabı almayı düşündün mü? Bu seneki modeller bir harika!.
Çocuk, ona dönerek:
- Gerçekten çok güzeller!. diye tebessüm etti. Ama benim bir bacağım doğuştan eksik.
- Bence önemli değil!. diye, atıldı adam. Bu dünyada her şeyiyle tam insan yok ki!. Kiminin eli eksik, kiminin de bacağı. Kiminin de aklı ya da vicdanı.
Küçük çocuk, bir şey söylemiyordu. Adam ise konuşmayı sürdürdü:
- Keşke vicdanımız eksik olacağına, ayaklarımız eksik olsa idi.
Çocuğun kafası iyice karışmıştı. Bu sefer adama doğru yaklaşıp:
- Anlayamadım!. dedi. Neden öyle olsun ki?
- Çok basit!. dedi, adam. Eğer vicdan yoksa, cennete giremeyiz. Ama ayaklar yoksa, problem değil. Zaten orda tüm eksikler tamamlanacak. Hatta sakat insanlar, sağlamlara oranla, daha fazla mükafat görecekler...
Küçük çocuk, bir kez daha tebessüm etti. O güne kadar çektiği acılar, hafiflemiş gibiydi. Adam, vitrine işaret ederek:
- Baktığın ayakkabı, sana yakışır!. dedi. Denemek ister misin?
Çocuk, başını yanlara sallayıp:
- Üzerinde 30 lira yazıyor, dedi. Almam mümkün değil ki!.
İndirim sezonunu, senin için biraz öne alırım!. dedi adam. Bu durumda 20 liraya düşer. Zaten sen bir tekini alacaksın, o da 10 lira eder. Çocuk biraz düşünüp:
Ayakkabının diğer teki işe yaramaz!. dedi. Onu kim alacak ki?
- Amma yaptın ha!. diye güldü adam. Onu da, sağ ayağı eksik olan bir çocuğa satarım.
Küçük çocuğun aklı, bu sözlere yatmıştı. Adam, devam ederek:
- Üstelik de öğrencisin değil mi? diye sordu.
- İkiye gidiyorum!. diye atıldı çocuk. Üçe geçtim sayılır.
- Tamam işte!. dedi adam. 5 Lira da öğrenci indirimi yapsak, geri kalır 5 lira. O da zaten pazarlık payı olur. Bu durumda ayakkabı senindir, sattım gitti!.
Ayakkabıcı, çocuğun şaşkın bakışları arasında dükkana girdi. İçerdeki raflar, onun beğendiği modelin aynısıyla doluydu. Ama adam, vitrinde olanı çıkarttı. Bir tabure alıp döndükten sonra, çocuğu oturtup yeni ayakkabısını giydirdi. Ve çıkarttığı eskiyi göstererek
- Benim satış işlemim bitti!. dedi. Sen de bana, bunu satsan memnun olurum.
- Şaka mı yapıyorsunuz? diye kekeledi çocuk. Onun tabanı delinmek üzere. Eski bir ayakkabı, para eder mi?
- Sen çok câhil kalmışsın be arkadaş.. dedi, adam. Antika eşyalardan haberin yok her halde. Bir antika ne kadar eski ise, o kadar para tutar. Bu yüzden ayakkabın, bence en az 30- 40 lira eder.
Küçük çocuk, art arda yaşadığı şokları, üzerinden atabilmiş
değildi.Mutlaka bir rüyada olmalıydı. Hem de hayatındaki en güzel rüya. Adamın, heyecandan terleyen avuçlarına sıkıştırdığı kağıt paralara göz gezdirdikten sonra, 10 liralık banknotu geri vererek:
- Bana göre 20 lira yeterli.. dedi. İndirim mevsimini başlattınız ya!..
Adam onu kıramayıp parayı aldı. Ve bu arada yanağına bir öpücük kondurdu.
Her nedense içi içine sığmıyordu. Eğer bütün mallarını bir günde satsa, böyle bir mutluluğu bulamazdı. Çocuk, yavaşça yerinden doğruldu. Sanki koltuk değneğine ihtiyaç duymuyordu. Sımsıcak bir tebessümle teşekkür edip:
- Babam haklıymış!. dedi. 'Sakat olduğun için, üzülmene hiç gerek yok!'
demişti.
(Alıntı) 

Mehmet Ali Arslan Name Gazetesi Haberler Haber News www.mehmetaliarslan.name.tr