Cankurtaran'daki Erol Taş Kahvesi artık yok...


Cankurtaran'daki Erol Taş Kahvesi artık yok...

Nasıl oldu da kapandı, neden sahip çıkılamadı gibi konulara girmeden yolumuza devam edelim. Zaten belki de çay ocağının, başında Erol Taş olmadan yaşaması mümkün değildi.

Kahvecilik, Taş ailesinin hayatında sinemadan eski. Hatta yeğeni Nevin Taş'ın gazeteci Murat Eğilmez'le yaptığı söyleşideki anlatımıyla, 1957'de profesyonel olarak rol aldığı ilk filmin teklifini de kahvede alıyor Erol Taş.. "Amcam kabul etmiyor, kendisinden beş yaş büyük olan babam Halil Taş'ın zorlamasıyla 'Tamam' diyor. Deyiş o deyiş, ta ki yaşlanıp şeker hastalığından ayağının kesildiği güne kadar film setlerinde geçiyor hayatı. Kahveyi de babam işletiyor bu arada..."

Erol Taş'ın kahvesi sadece Cankurtaran halkının değil, ünlülerin de uğrak yeri tabii ki. Cüneyt Arkın'dan Kadir Savun'a, Metin Erksan'dan Tarık Akan'a kahveye gelmeyen yok. Ziyaretçiler sadece Yeşilçam'ın önemli isimleri değil. Hem Nevin Taş'ın hem de kahvenin müdavimlerinden esnaf Okan Asart'ın tanıklıklarına göre dönemin sağcı gençleri ve Mehmet Ali Ağca, Oral Çelik gibi ülkücüler de sıklıkla geliyor mekana... Erol Taş ülkücü düşüncelere ve kesime yakın bir isim. Hatta denilir ki kahvehane bir dönem, bu Ülkücülerin "emanetlerinin zulası" da oluyor. Ve yine aktarılanlara göre, Abdi İpekçi cinayetinden sonra emanet zulalamaya son verip, bu ülkücüleri de kahveden kovuyor Erol Taş...

İşçilikten boksörlüğe, oradan da 600'e yakın filmde rol almaya uzanan hayat hikayesinde, Erol Taş'ın kahvesi özellikle Yeşilçam'ın krize girdiği 70'li yıllarda basının daha çok ilgisini çekiyor. Bu ilgi biraz da bunca filmde rol alan ve özellikle "kötü adam" rolleriyle anılan bir aktörün "düştüğü" durum. Ne de olsa basınımız "düşüş hikayelerinden" hoşlanıyor..
9 Aralık 1977 tarihli "Hey" dergisindeki Yaşar Erşangil imzalı haberin başlığı şöyle: "Erol Taş kahvesinde sinemayla içiçe yaşıyor." Mekanın anlatılmasıyla başlıyor haber: "Cankurtaran'da bir kahve. Çay ocağının üstünde büyük bir pano. Neyin resmi bu? Sorunun cevabı hemen geliyor: O günlerde hasılat rekorları kıran 'Star Wars' filminden bir resim var duvardaki panoda. Bir başka duvara ise 'Susuz Yaz' filminin finalinde Erol Taş'ın gözü açık cesedinin derede sürüklendiği sahne resmedilmiş..."

Habere göre Erol Taş, o günlerde zorlu bir oyun oynuyor gerçek yaşamında, hatta bu oyuna bir de isim verilmiş: "Madalyonun İki Yüzü"... Mesleğiyle bir yandan övünüyor, bir yandan yeriniyor. 
Erol Taş bu haberin yayımlanmasından üç yıl önce Yeşilçam Sokağı'nda bir yazıhaneye gidecekken bir adamın arkadaşına, "A bak, Erol Taş bu, bak!" dediğini duymuş. Diğeri ise şöyle cevap vermiş: "Boş ver yahu... Artistten çok ne var bizde. Adamlar seks filmi yapmaktan başka şey bilmiyorlar." 
İşte bu konuşmayı duyduktan sonra zorunlu haller dışında Yeşilçam'a uğramaz olmuş Erol Taş. Bu durum, madalyonun yerinme tarafı... 
Peki madalyonun övünme tarafı ne?  O da Taş'ın sinemaya olan aşkı. O günlerde sinema emekçileri arasında birlik ve beraberlik havasının doğuşundan, herkesin "sen-ben" kavgasını bırakıp dayanışmasından son derece memnun. Şöyle diyor:
"Bizim arkadaşların çoğu, sadece ülke çapında değil, dünya çapında büyük kabiliyetlerdir. Ama çoğu bugüne kadar bu kabiliyetin tamamını sergileme olanağı bulamamışlardır. Neden? Bunun cevabı uzun. Sansürden, film konularının birbirine benzerliğine kadar çok şey söylenir bu konuda. Ama ben umutluyum. Son günlerde aramızda birlik, beraberlik var. Bu, sinemamızı ileriye götürecek.."
1977, Yeşilçam açısından önemli bir yıl. 400'ü aşkın sinema emekçisinin sosyal güvenceler, sansür gibi sorunlarını dile getirmek için İstanbul'dan Ankara'ya üç günlük yürüyüş eylemi gerçekleştirdikleri yıl... Ne yazık ki o birlik duygusuyla kazanılan haklar, çok geçmeden 12 Eylül cuntasının uygulamalarıyla eriyip gidecek.. 1980 sonrası bambaşka bir serüven başlayacak sinemamızda.. 

Erol Taş da ekmeğini daha çok dizilerde oynayarak kazanacak.. 
Ruhat Mengi, 1990 yılında TRT için yaptığı röportajda, "Siz aktör kahveci misiniz, kahveci aktör müsünüz?" diye soruyor. Yani derdimiz yine Erol Taş'ın kahvehanesi... Taş bu soruyu kahvehaneye gelen müşterilerle kurduğu "kuyumcu titizliğindeki" ilişkiye bağlıyor ve bunun da bir sanat olduğunu söylüyor. 

Sonraki soru aradan geçen yıllara rağmen değişmiyor: "Sinemanın girdiği darboğazda, kahvecilik size ekonomik bir ferahlık sağlıyor mu?" Bu soruya içtenlikle, "Hiç değilse mutfak masrafımı sağlıyor, geçimimi sağlıyorum. Sinemayı bırakmış değilim ama gelen teklifleri senaryoları okuyarak değerlendiriyorum" diye cevap veriyor Erol Taş... Sonra, geçirdiği rahatsızlık ve bu süreçte seyircilerin ona gösterdiği ilgi sorulunca koca Erol Taş'ın gözleri doluyor, sesi çatallanıyor. O dönemde "İz Peşinde" dizisinin başrollerinden Başkomiser Ahmet'e hayat veriyor ve sağlığına kavuşur kavuşmaz sete dönüşünü de gururla anlatıyor.. 

Çoğu kişi bilir; o meşhur hikayede kötü adamlığı yüzünden kendisine taş atanlara "Atın, atın... Siz bana taş değil, ekmek atıyorsunuz" der Erol Taş. Filmlerden ve kahvesinden kazanır ekmek parasını. 8 Kasım 1998'de son bulur. Onun adıyla bir süre direnen kahvenin hayatı da son bulur yıllar içinde. Geriye mücadeleyle dolu bir hayatın izleri ve o meşhur "kötü adam kahkahası" kalır sadece..  

YEKTA KOPAN, "Çaylar, Kahveler Erol Taş'tan"
(Alıntı) 


Mehmet Ali Arslan Name Gazetesi Haberler Haber News www.mehmetaliarslan.name.tr

0 Yorumlar

Yorum Gönder

Post a Comment (0)

Daha yeni Daha eski